Adnan Oktar`ın 3 Kasım 2010 tarihli Tv Kayseri ve Samsun Aks Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Ve insanlar kendilerini bilmiyorlar insanlar, her insan beyninin içindeki görüntüyü görüyor, bu büyük bir hakikat. Bak, ne zamanı fark edebiliyor ne mekanı. Mekanı da anlayamıyor insanlar zamanı da anlayamıyorlar. Yani epey bir insan anlayamıyor. Mesela mekan, her bakan insan beyninin içindeki görüntüyü görür. Mesela televizyonda bizi seyreden kardeşlerimizin hepsi televizyonlarını seyrederken beyinlerinin içindeki televizyonu seyrediyorlar odadaki televizyonu seyredemezler. Odadaki televizyon simsiyah karanlıktır ve saydamdır. Yani çünkü, dışarıda ışık yok dalga boyu var yani dalga var sadece. Renkte yok dışarıda. Dolayısıyla televizyonun neyini seyredecek o zaman simsiyah karanlık. Ve televizyon cihazı da saydamdır. Atomun yapısından dolayı yani elektron, nötron, proton, çekirdek birbirlerinden uzak olmasından kaynaklanan teknik nedenlerden dolayı madde saydamdır. Ama beynimiz onu saydam olarak algılamıyor bütün olarak algılıyor. Ve dalga boylarını ayrı dalga boylarını da renk olarak algılıyor. Kırmızı, yeşil, mavi, mor. Yani tamamen dalga boyu, seste öyle dışarıya ses mesela televizyon dışarıda ses yoktur çıt yoktur televizyonda. Televizyondaki sesi beynimiz öyle yorumluyor. Bunu da kim söylüyor biliyor musunuz? Bütün dinsizler söylüyor bu söylediğimi. Ve, bütün Müslüman alimler söylüyor. Bir gerçektir bu bilimsel bir gerçektir. Yani bunun aksini hiç kimse savunamaz. Modern bilimin bize gösterttiği açık gerçeklerdir. Bilim adamları diyor insan duygularının sınırlarını maddenin hakikatini büyük bir korkuyla fark ettiler diyor. Evren ve Einstein kitabında. Yani Modern Fiziğin gelişmesiyle izafi fiziğin gelişmesiyle dünyanın gerçeğini anladı insanlar. Bambaşka bir hakikatle karşılaştılar. Madde hiç tahmin ettikleri gibi bir şey olmadığını anladılar maddenin. Mesela madde saydam, madde simsiyah. Güneş mesela pırıl pırıl zannediyorlar güneşi. Güneş simsiyahtır karanlıktır ve dedikleri gibide sıcak değildir, diyorlar ki birde işte şu kadar milyon derece sıcaklığı var, algıdan dolayı kaynaklanıyor. Bir başkasına göre de buz gibi soğuktur güneş acayip soğuktur donar yani kemikleri donar gitse. Acayip soğuk gelir. Sıcak soğuk tatlı ekşi bütün bu kavramlar beynin algılamasından kaynaklanıyor. Allah`ın yaratmasıyla oluyor algıdır. Mesela birisine ekşi olan birisine acı olur mesela şeker hastaları, bazı maddelere ve yahut bazı hastalar diyim şeker hastası demiyim de bazı hastalar bazı yiyeceklerin tadını bizim aldığımız gibi almazlar bambaşka alırlar mesela acı alır şekerin tadını acı alır. Acı olarak hisseder biz şeker tadı olarak hissederiz o acı olarak hisseder. Algı, beyni öyle algılıyor onun. Bunun bilinmesi dünyada çok nadir insan tarafından biliniyor az biliniyor. Bilmek de istemiyorlar korkuyorlar ne hikmetse.
ALTUĞ BERKER: Hocam vesilenizle Matrix filmi ve benzeri bazı filmler sizin kitaplarınız da bu madde ile ilgili kitaplarınızı gönderdikten sonra çıktı.
ADNAN OKTAR: Evet, evet Matrix filminin yazarına da filmin yönetmenine de ben maddenin hakikatleri le ilgili kitapları göndermiştim.
ALTUĞ BERKER: Daha önceden…
ADNAN OKTAR: Evet, bir yıl önceden bir buçuk yıl öncesinden göndermiştim.Dolayısıyla onun etkisinde kalmış.
ALTUĞ BERKER: Birebir anlatımlar var kitapta.
ADNAN OKTAR: Tabi üslup aynı. Yöntem aynı. Yani stil de aynı. Dünyada bu pek o kadar bilinmiyordu. Yani Allah beni vesile etti. Benim kitaplarımı vesile eti. İnşaAllah. Darwinizm Materyalizmin yıkılmasına da Allah beni vesile etti. Vesile etmek ne demektir biliyor musun? Mesela kerpeten nedir, bir alettir. Ben de bir Allah`ın kulu ve aletim. Hiçbir özelliğim yok benim. Allah beni kullanıyor. Bir başka kulunu da kullanır bir şeyh efendiyi kullanır bir başka insanı kullanır, bütün gücün tamamı Allah`ın kontrolündedir insanların elinde hiçbir güç yoktur. Allah`ın kullandığı biz aletleriz o kadar. Allah konuş der konuşuruz sus der susarız. Otur der otururuz kalk der kalkarız. Biz böyle yaratıldık. Bazılarına bu ağır geliyor. Müşrik kafalara. Olur mu diyor ben kendim karar veriyorum diyor Allah`ın gücü değil bu benim kendi gücüm diyor. Bütün güç Allah`ındır Allah ayette bunu açıkça belirtiyor bütün güç Allah`a aittir diyor Allah, ayette.
Mesela çocukluğumda ben bilmezdim baktım mı televizyonun orda olduğunu zannederdim. Ben de ayrıyım ama nerde gördüğüm hiç aklıma gelmezdi benim. İşin doğrusu gözümle görüyorum zannederdim yani böyle halbuki göz görmüyor hiçbir göz görmez bütün gözler kördür göz sadece alettir yani iki tane objektif kameradır, yani bildiğin normal kamera. Işığı, görüntüyü alır o irise düşürür, ki görüntü ters düşüyor ayrıca. Yani ters, biz o zaman dünyayı tepetaklak seyretmemiz lazım normalde ters düşürüyor. O ters olan görüntüyü iriste oradaki o noktaya düştüğünde ki göz bulanıktır göz sıvısı. Yani kurban kesenler falan görürler. Koyunun gözü ile aynıdır insanın gözünün bir farkı yok, göz sıvısı. Bayağığı bulanık bir sıvıdır, yani saydam ama bulanık. Öyle bir bulanık sıvının içerisinden bu kadar net bir görüntünün çıkması bir kere teknik olarak mümkün değil. Olacak iş değil. Yani en kaliteli mercek bile olsa bu kadar kaliteli, üç boyutlu görüntü elde edemez. Yani daha hiçbir sinemada hiçbir televizyonda böyle görüntü elde edilemedi, insan beynindeki görüntü tarzında. Bu görüntünün kalitesinden biz maddeyi dışarıda var zannetmiyor muyuz? Yani renkli olarak var zannetmiyor muyuz, değil mi renkli olarak bizden ne kadar uzakta olarak zannediyoruz. Hâlbuki beynimizin içindeki görüntüyle görüşüyoruz biz. Uzaklık algısı da beynimizde çok kaliteli olarak oluşuyor, görüntünün kalitesinden kaynaklanıyor bu. Yani o kadar nefis bir görüntü oluşuyor ki o kadar kaliteli bir görüntü oluyor ki adeta elimizde olmuyor cismin uzakta olduğunu düşünme mecburiyetinde oluyoruz. Mesela diyoruz ki ne kadar uzakta bir buçuk metre uzağımdasın, hâlbuki değil her ikisi de aynı yerde oluyor. Mesela ben seninle şu an aynı yerdeyim beynimin içinde. Ben de seninle aynı yerdeyiz beynimin içinde.
Yani insan mesela kasım kasım kasılıyor; diyor işte ben yaptım ben ettim falan böyle uçuyorlar falan feşmekân. Beyninin içerisinde şu kadarcık yerde Allah ona görüntü olarak gösteriyor. Mercimek kadar yerdedir, ben yaptım ben ettim diyenler. Tamamını Allah yaratır. İnsan hiçbir şey yapamaz. Ama tabi ben yaptım diye konuşmada onu söyler, zahiren söyler. Mecburen, çünkü konuşma üslubu içerisinde söylenen mecburi sözdür o. Yoksa tamamını Allah yapar. Mesela buraya gel diyorsun. Buraya gel demeyi Allah yaratır. Geldim diyen insanın sözünü de Allah yaratır ve alır senin karşına Cenabı Allah getirir onu görürsün. Mesela bak ben şimdi buraya bu içeceği döküyorum, koyuyorum içiyorum bunun tamamını Allah yaratır beynimin içerisinde. Mesela onun tadını görüntüsünü kokusunu Allah yaratır. İstese tadını kaldırabilir hiçbir şey hissetmem. Kokusunu da kaldırsa yine kokusunu hissetmem. Görüntüsünü kaldırırsa zaten her şey biter, hiçbir şey hissedemem. Bir de dokunma duyusunu kaldırırsa artık tamam, sadece boşluk kalır hiçbir şey kalmaz. Beynimin içinde dokunma hissi meydana getirdiği için ben bunu elimde var zannediyorum. Şu an mesela ben parmağımla dokunduğumdan adım gibi eminim. Ama böyle bir şey yok. Beynimin içindeki histen kaynaklanıyor. Beynime parmak uçlarımdan, sinir uçları alıp götürüyor dokunma hissini, sinir bayağı uzun yol alıyor gidiyor, gidiyor, gidiyor, beynimden içeri giriyor, şuur merkezinde dokunma hissini meydana getiriyor. Ben dokundum diyorum, halbuki öyle bir şey yok. Dokunma hissi orada olmuyor beynimin içinde oluyor. Ben parmağımın ucunda olduğunu zannediyorum. Mesela biz burada şimdi oturuyoruz değil mi, adımız gibi eminiz, bütün algıların tamamı beynimizin içinde oluyor. Mesela ses, konuşma uzaktan geliyor gibi görünüyor, halbuki uzaktan üç boyutlu olarak, beynimin içinde yaratılıyor. Çünkü beyne giden sinir koparıldığında hiçbir şekilde duyamayız. Bağlandığında da anında duyarız. Ama insanlar bu gerçeği pek düşünmek istemiyorlar, ben de ara ara anlatıyorum, sonra ben bu gerçeği insanların tam anlayacağı gibi tarif edeceğim ve hiç kaçıp kurtulacakları gibi olmayacak. Ama şu an insanlar çok ürküteceği için böyle bir şey, çünkü o zaman durum bambaşka bir konuma geçmiş olacak. Bunu birdenbire şok halinde vermemek için önce teknik olarak tarif ediyorum. Çünkü Allah’a inanmayan bir insan bunu birden kavrarsa bunu kaldıramaz. Yani aklını Allah esirgesin bir zarar gelebilir. Çok olağanüstü bir konum olmuş oluyor. Maddenin olmadığını fark ederse, madde dışarıda var fakat maddenin aslıyla insan görüşmüyor, görüntüsüyle görüşür, hayaliyle görüşür. Hiçbir insan beynindeki monitörün başından ayrılamaz. Bütün hayatını şu kadar, mercimek kadar bir yerde, monitörün başında geçiyor. Üniversiteye de orada gider, okula da orada gider, evlenme töreni oradadır, üniversite imtihanlarında o zorlu çalışmaları orada yapar. O küçük odacığında, mercimek kadar odacığından hiç kimse çıkamaz. Ne diyorsun dediklerime?
SUNUCU 2:Düşüncenin ötesinde gerçekleşen şeylerden bahsediyoruz ve insan aklının belki de çoğu zaman yetemeyeceği, yetişemeyeceği durumlar. İlahi durumlar yani.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, ama keşke bana bu konuda itiraz eden olsa da konuşsam onlarla.
ALTUĞ BERKER:Hocam ben çok koltuğa yapışan insanları hatırlıyorum anlatımlarınızda.
ADNAN OKTAR:O zaman hakikaten beyninin içinde olduğunu fark edince ürküyorlar. Bazen böyle tutunma hissi ben gördüm çok kişide. Ama o hakikaten tam kavrayanlarda oluyor. Gerçekten kavrayanlar anlıyorlar. Algıda beyninin içinde olduğunu hissedince bambaşka boyuta giriyorlar. O zaman o sertliği hissedip dışarıda var olduğunu anlamış oluyor, o irkilmeyi öylece kaldırmış oluyor bir yere dokunduğunda. Veya mesela bir espri yapıyor konuşmada onu dağıtıyor. Öbür türlü hakikaten kısa sürede anlar beyninin içinde olduğunu, o zaman da çok ürkebilir. Evet Berker Hocam şimdi seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam estağfurullah. Konuları çok detaylı anlattığınız kitaplarınızdan bir tanesi Sonsuzluk Başlamış Durumda, Hocam. Onun kapağını gösterdim.
ADNAN OKTAR:Evet bu kitapta çok detaylı anlatıyoruz. Sonsuzluk Başlamış Durumda kitabın ismi.
ALTUĞ BERKER:Madde kitabı var, sizin yazdığınız, Zamansızlık ve Kader Gerçeği.
ADNAN OKTAR:Kuledeki Küçük Adam. Kulenin içinde, çünkü bir insan kule gibi boydan boya, beyninin içinde en tepe noktada, beyninin içinde şu kadar mercimek kadar yerde yaşıyor, normalde o kadar yerde yaşıyor. Altında bedeni onun. Yani kilometrelerce uzunlukta altta bedeni olması gerekiyor. O mercimek kadar olan yere göre, oranladığınızda öyle olması lazım. Yani dev bir kulenin en üstünde yaşamış oluyor insan. Bedeni altında kalıyor. Ben beynimin içinde gözümle görmüyorum diyen birisi varsa gelsin. Beynimin içinde duymuyorum, beynimin içinde yemek hissini almıyorum diyen birisi varsa bana gelsin. Ama böyle tipler de çıkıyor onu da söyleyeyim. “Olur mu ya” diyor, “ne alakası var, işte görüyorum” diyor. Halbuki her insan Kuledeki Küçük Adam kitabında yazdığım gibi beyninin en üst noktasında beyninin içerisinde yaşar. Küçücük mercimek kadar bir hücresi vardır, bütün ömrü orada geçer. Ölümü de orada olur, hepsi oradadır. Bunu anlayan Cennet’i, Cehennem’i, Ahiret’i her şeyi kavrar, Allah’ın gücünü kavrar, bütün boyutları kavrar, yeniden dirilmeyi çok iyi anlar. Yani Aynel Yakin, Hakkel Yakin derecesinde anlar.
Ses kasetleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler