Adnan Oktar`ın 1 Kasım 2010 tarihli Kahramanmaraş Aksu Tv röportajından
ADNAN OKTAR:Ben mesela, ben Mehdi (a.s.) değilim diyorum bitiyor, tek kelimeyle. Mesela başkasına soruyorlar, ben Mehdi (a.s.) değilim diyor bitiyor. Ama Bediüzzaman yüz küsür sayfa bu konuyu açıklıyor. Ve ayet ve hadise dayandırarak açıklıyor. Ayet ve hadise dayanarak yalan söylenir mi? Bir Müslüman böyle bir şey yapabilir mi? Kuran ayetleriyle, hadislerle yalan söylediğini iddia ediyorlar Bediüzzaman’ın. Böyle şey olmaz. Bak gördünüz ağabeyimizi, Bediüzzaman’ın bizzat yanında yetişmiş talebesi, dizinin dibinde gece -gündüz birlikte olan kişi. “Üç vazifeyi birden yapacak Mehdi (a.s.) öbürleri de Mehdidir” diyor. Bediüzzaman da Mehdidir. Yani “diğer bütün alimler Mehdidir gelenler, ama Ahir zamanın büyük Mehdi (a.s.)’si ayrıdır. O Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılacak, üç görevi birden yapacak” diyor. Anlaşılmayacak ne var burada?
Bak Bediüzzaman diyor ki; “Aziz, sıddık kardeşlerim, ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimmi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan” bak “ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek zatın” böyle bir yalana niye ihtiyaç duysun? “Gelecek” diyor, “geldi” demiyor ki. “Üç vazifesi” diyor, kardeşim üç vazife deyince, üç vazifedir yani, bunu ikiye, dörde, sekize çıkaramazsın ki sen, üç taneyse üç tanedir. “En mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan iman-ı tahkikiyi neşr ve ehl-i imanı dalaletten kurtarmak cihetiyle, ve en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemâmihâ Risâle-i Nur'da görmüşler (böyle zanettmişler)” diyor. “İmam-ı Ali ve Gavs-ı âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, o gelecek zatın makamını Risâle-i Nur'un şahs-ı mânevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazen da o şahsın, o şahs-ı mânevîyi bir hâdimine (Bediüzzaman’a vermişler) bana verdiler” diyor. “O hâdime mültefitane (iltifatla) bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat” bak; “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat Risâle-i Nur'u, bir programı olarak neşr ve tatbik edecek”. “Risale-i Nur bir Mehdi (a.s.)’dir” diyor, Bediüzzaman kabul ediyor onu. “Ben de bir Mehdiyim, bir nevi Mehdiyim, ama buradan anlaşılıyor ki, Mehdi (a.s.), gelecek Mehdi (a.s.), o mübaret zat” bak “sonra gelecek o mübaret zat Risâle-i Nur'u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek”. “Risale-i Nur’dan geniş çaplı istifade edecek” diyor, “ve anlatacak insanlara. O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektedir”. Çok açık değil mi bak, “şeriatı icra ve tatbik etmektedir. Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde” demek ki, Mehdi (a.s.)’nin özellikleri ne? Kuvvetli itikatı var, çok ihlaslı, samimi ve sadık, sadakatle, davasına sadık. “Bu ikinci vazife gayet büyük maddî bir kuvvet ve hakimiyet lâzımdır ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin. O zatın üçüncü vazifesi”, bakın sürekli o zat, o zat, o zat. Birinci vazife, ikinci vazife, üçüncü vazife, tek tek belirtiyor. Ne yapıyor bazı kardeşlerimiz? “Şu birinci vazifeyi tamam ona verelim, büyük Mehdi (a.s.)’ye veyahut Mehdi (a.s.)’ye verelim. Ama şu diğer, ikinci, üçüncü vazifeyi vermeyelim, onu alalım” diyor. Kardeşim sen nereye alıyorsun? Bediüzzaman yapacak dedikten sonra, sen nasıl çıkarabilirsin onu? Hangi yetkiyle çıkarıyorsun sen. Bak teker teker, her seferinde ayrı, o zatın ikinci vazifesi, o zatın üçüncü vazifesi, tek tek saymış. Ne yapıyor adam? “Bu iki tanesini alalım, bir tanesini bırakalım. Veyahut “birini alalım, iki tanesini bırakalım” diyor. Böyle bir şey yok. Üç tane ise, üçtür. Ayrı ayrı üçünü de saymış. Bak, “O zatın üçüncü vazifesi hilâfet-i İslâmiyeyi, ittihad-ı İslâma bina ederek”, İslam Birliği’ne, İslam halifeliğini bina ederek, “İsevî ruhanîleriyle ittifak edip (Hıristiyanlara ittifak edip) din-i İslâma hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir”. Bak diyor ki; “O ileride gelecek acip şahsın (Mehdi için) bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı ve o büyük kumandanın”, bütün Müslümanların kumandanı “kumandanın pîşdâr bir neferi (öncü bir askeri) olduğumu zannediyorum”. Bunların tamamı mı yalan yani? Bak diyor ki Bediüzzaman; “Muhbir-i Sâdıkın ihbarını (Peygamberimizin (s.a.v.)) aynen tasdik etmiş ve vukuatla ispat etmiş ve ediyor”, olaylar, Ahir zaman alametleri devam ediyor diyor.
Mesala, Fırat’ın suyunun kesilmesi, Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları “vukuatla ispat etmiş ve ediyor ve inşaAllah daha edecek. Hem öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu'nun sinesinden Risale-i Nur'u çıkaramaz. Tâ Ahir zamanda,” bak “tâ Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde”, benim zamanımda hayatın dar dairesi var diyor. “Hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri”, burada kardeşlerimiz iyi dinlesin “asıl sahipleri yani” bak açıklık getiriyor “yani Mehdî ve şakirtleri (talebeleri) Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz”. Şimdi bu baştan sona yalam mı, bu anlattıkları? Bediüzzaman’ı ya yalanla itham edeceksin, ya doğru söylediğini söyleyeceksin. Yalanla itham etmek nasıl Bediüzzaman’ı sevmek oluyor? Sahtekar göstermek haşa, oyuncu göstermek, Müslümanları kandırdı gibi göstermek, nasıl Bediüzzaman’ı sevmek oluyormuş? Bediüzzaman’ı sevmek, onu doğrulamakla, onun dediklerini tasdik etmekle, onun dediklerini savunmakla, ona yalancı diyenlerin ağızlarını yırtmakla olur. Ben ona yalancı diyenlerin ağzını yırtıyorum. Konu bu; ilimle, fenle, bilgiyle yırtıyorum, inşaAllah. Bak ne kadar açık. “Tâ Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri (talebeleri) Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir”. Ne anlıyorsun sen bundan?
SUNUCU:İleride geleceğinden bahsediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak, “ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirtleri (talebeleri) Cenab-ı Hakkın izniyle gelir.” Deli olsa anlar bunu, anlaşılmayacak ne var bunda?
ALTUĞ BERKER:“Ben de kabrimdeyim o sırada” diyor.
ADNAN OKTAR:“Ben de ölü olmuş olacağım o anda, kabrimde olacağım” diyor. Bir de diyorlar ki, “Bediüzzaman’ı seviyoruz”. Bediüzzaman’ı sevmek onu doğrulamakladır. Onu yalancı göstermek, haşa sahtekar göstermekle değildir. Haşa ve bin kere haşa. Bak diyor ki Bediüzzaman; “Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi Mehdî ve Müceddid geliyor ve gelmiş”. Ben Mehdi (a.s.) değilim demiyor ki Bediüzzaman, “o anlamda Mehdiyim” diyor. Yani sayıyor da, “On iki İmam, Gavsı Azam, hepsi Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Fakat her biri üç vazifelerden birisini” bak, “bu üç vazifeden birisini”, ayrıca onunla da bırakmıyor, birisini ve ayrıca “bir cihette” diyor. Tam anlamıyla da değil. “Bir cihette yapması itibariyle, Ahir zamanın büyük Mehdi’si unvanını almamışlar” diyor. Yalan mı söylüyor şimdi burada? Yani Bediüzzaman’ı yalancılıkla itham etmek onu sevdiğimizi mi gösterir bizim? Bu Allah’a, dine bakış açımızın, Kuran’a bakış açımızın, hasta olduğunu gösterir öyle bir şey yapmış olsak, Allah esirgesin. Samimiyetsizliği gösterir. Gerçekten seven Bediüzzaman’ın dürüstlüğünü, doğruluğunu, samimiyetini doğrular. Aksi iftira olur, inşaAllah...
Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler