Adnan Oktar`ın 7 Kasım 2010 tarihli Tv Kayseri ve Samsun Aks Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Bir de Nur talebesi kardeşlerimize karşı kardeşlerimiz çok dikkatli olsunlar. Bediüzzaman alenen ve açıkça Mehdi (a.s.)’den bahsediyor. Ve Bediüzzaman adına sahtekârlık, yalan söyleyen bir güruh var. Çok hoşlarına gider kardeşlerimiz, bayağı gayret etsinler. Bu sahtekârları sürekli rezil rüsvay edelim. Yani bayağı da hoşlarına gidecektir. Çünkü o kadar net ki bakın sahtekârların yalanları da çok açık net. Bediüzzaman’ın açıklamaları da çok net. Kardeşlerimiz mesela örnek istiyorlarsa bir tanesini söyleyeyim.
Mesela diyor ki; Kastamonlu Lahikası sayfa 72. Tarihçe-i hayat sayfa 258, “Muhbiri sadığın (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in) Ahir zaman ile ilgili ihbarını aynen tasdik etmiş” diyor, olaylar. Yani aynen alametler, “Ahir zaman alametleri çıkıyor” diyor. İşte Kâbe’deki baskın ve diğer olaylar. “Vukuatla ispat etmiş”. Yani hadis artık zayıf hadis olmaktan çıkmış vuku bulmuş vukuatla ispat etmiş. İspat edince artık konu bitmiş oluyor. “Ve ediyor (devam ediyor) Ve inşaAllah daha devam edecek (daha göreceksiniz, Ahir zamanda, bitmedi, devam ediyor) Ve öyle kökleşmiş ki, inşaAllah. Hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden Risale-i Nur külliyatını çıkaramaz" (Anadolu’da Risale-i Nur duracak) diyor.
Şimdi sahtekârlık yapan kendine Nur talebesiyim diyen bazı üçkâğıtçıları köşeye sıkıştıracak bir bilgi veriyorum kardeşlerime. Herkes ezberlesin bayağı bir eğlenceli yani sahtekâr ezmek çok zevklidir. Bakın o sahtekârlara desinler ki; “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Mehdi (a.s.)”, 26. kere tekrar ediyor bak burada yalnız. Mehdi (a.s.)’yi 26. kere tekrar ediyor Mehdi (a.s.)’nin Ahir zaman da geleceğini. 26 kere. Adam anlamıyor. Bak; “Risale-i Nur’un asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz”. Şimdi ben samimi bir Müslüman’ım dürüstüm ben bak açıkça söylüyorum. Bazı Nur talebelerinde bunu söylediğinde seni kovarlar o evden, gidersin. Adamların işine gelmiyor bunun bilinmemesi gerekiyormuş. Örtbas ediyorlar. Çünkü Mehdi(a.s.) adamların huzurunu kaçırıyor. Bak Cübbeli kardeşimiz de söylüyor. “Bu tiplerin huzurunu kaçırır” diyor. Bu sahtekârlarla uğraşmak çok zevkli olur bayağı eğlenceli olur Müslüman için. Diyecekler ki, tabii sahtekâr demesinler de o kendinin sahtekâr olduğunu bilir. Söylemeye gerek yok. “Ta Ahir zaman da” ne demek Hocam? diyecekler. Yani Bediüzzaman’ın zamanı mı, ileriki bir devirden mi bahsediyor? Hayatın geniş dairesi ne zaman olacak? Yani “internet, televizyon, radyo bunlar mı kastediliyor?” diyecek. Temiz temiz sorsunlar. “Risalei Nur’un asıl sahipleri”. Hocam diyecek; “ya biz Nur talebeleri biliyorduk burada asıl sahipleri başkaymış diyecek kimmiş bu asıl sahipleri” diyecek. Ben mesela Nur talebesiyim, Risale-i Nur’un asıl sahibi sen değilsin diyor, Bediüzzaman. “Yani”, yani dediğinde bir dururum ben yani açıklama giriyor demek. “Mehdi (a.s.)”, hani şahsı maneviydi sahtekâr amcam. Mehdi (a.s.), diyor; niye sahtekârlık yapıyorsun, niye yalan söylüyorsun? Niye bizi kandırmaya çalışıyorsun yani ne ihtiyacın var? “Mehdi(a.s.) ve”, bak ve ne demek ilave arkadan bir daha geliyor. “Ve şakirtleri (talebeleri)”, hani şahsı maneviydi. Yalan söylemek haram. Bediüzzaman yalan söylemenin haram olduğunu söylemiyor mu? Sıdk ve doğruluğun önemini anlatmıyor mu? Bak, “şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir”, geldi demiyor gelir. “O daireyi genişletir”, daire darmış genişlettirir. “O tohumlar sümbüllenir”, bizlere Nur talebelerine “siz tohumsunuz. Sümbülleneceksiniz açacaksınız” diyor. “Bizler de kabrimizde Mehdi (a.s.) ve talebelerini seyredip Allah’a şükrederiz”, “ben o zaman ölü olacağım” diyor. Be hey sahtekâr kardeşim. Sahtekar arkadaşım. Bunu niye gizliyorsun? Eline ne geçecek? Bak “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” derler. Nasıl gizleyeceksin bunu? 30 milyon kişiye falan ben yayın yapıyorum. Çok fazla internet sitesinden, çok fazla radyodan ve uydu yayınından Amerika’da da izleniyoruz şu an. Küba’da her yerde izleniyoruz. Azerbaycan’da, Araplarda her yerde izleniyoruz. Nasıl gizleyeceksin? Ve milletin yüzüne nasıl bakacaksın? Göğsünü gere gere o badem bıyığınla böyle rüzgarlar savuraraktan nasıl yalan söylemeye devam edeceksin. Ne gerek yalana. Ne ise o kardeşim. Dürüst olmak lazım. Sahtekarlığa ne gerek var. Bize ne fayda getirecek bu. Mesela diyor ki kardeşimiz, görüyorsunuz deminkini de açıkladım. Bütün samimiyetimle anlatıyorum, dürüstlüğümle anlatıyorum. Beni eleştirsinler yanlış söylüyorsam. Mesela ben bu konuyu yanlış anlatıyorsam açıklasınlar bana. Ama deli olmak lazım aksini nasıl söyleyeyim ben? Açık değil mi bu?
ALTUĞ BERKER:Üstadın varislerine de sordurtuyorsunuz aynı şeyi “ben Bediüzzaman’dan duydum böyledir” diyor.
ADNAN OKTAR:Göster Seyyid Salih Özcan Hocam’ı göster. Yani bak “ben bizzat kendim duydum” diyor. Be hey sahtekar onu da dinlemiyorsun. Yanında yetişmiş talebesini de dinlemiyorsun. Manevi varisi 6 kişi var. 6 kişiden birisi, manevi varisi onu da dinlemiyor.
VTR – Salih Özcan Hoca
ADNAN OKTAR: Şimdi bak Mehdi (a.s.) çıkacak. “3 vazifesini yapacak. Mehdi (a.s.) şahsı manevi değil, şahıstır” diyor. Bediüzzaman da böyle diyor. Bak ne diyor? “Fakat o ileride gelecek acip (Şaşılan ve hayret uyandıran; benzeri görülmeyen) şahsın bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı (ordunun geriden gelen emniyet kuvveti) ve o büyük kumandanın pîşdâr (öncü) bir neferi (askeri) olduğumu zannediyorum” diyor. İleride gelecek diyor, bak çok net açıklamış. Fakat o ileride gelecek, geldi demiyor ki. İleride, ileride ne demektir? Daha nasıl olsun? “İleride gelecek acip şahsın” diyor. Acip şahsın. “Bir hizmetkarı”, “ben onun hizmetkarıyım” diyor adamların ağırına gidiyor. Mehdi (a.s.)’nin emrinde olmak. Bak Bediüzzaman gibi büyük bir müceddid “ben onun hizmetkarıyım” diyor. Ağırına gitmiyor. Bizim ekabirlerin ağırına gidiyor. “Ve ona yer hazır edecek bir dümdârı” biz de Mehdi (a.s.)’ye yer hazırlıyoruz. Ben de hizmetkarıyım. “Ve o büyük kumandanın”, o büyük kumandanın bak kumandan demiyor, o büyük kumandanın. Bütün İslam aleminin kumandanı çünkü. “Pîşdâr (öncü) bir neferi (askeri) olduğumu zannediyorum” diyor. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek”. Ne yapacakmış Mehdi (a.s.)? Risale-i Nur’u bazı sahtekarların gizledikleri, Risale-i Nur’dan gizledikleri, insanların okumalarını istemedikleri veyahut anlatırken çarpıtarak okuduklarını dümdüz dürüstçe tam Bediüzzaman’ın anlattığı gibi anlatacak demek ki. Ve sahtekarlara nefes aldırmayacak. Radyolardan, televizyonlardan, internetten, kitaplardan her yerden Bediüzzaman’ın Ahir zamanla ilgili sözlerini diğer sözlerini tam anlamıyla doğru şekliyle insanlara aktaracak. Ve böylece sahtekarların kapısını kapatacaklar. Bak ne diyor? “Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat”, geldi demiyor bak, sonra gelecek. sonra kelimesini bu sahtekarlar çok iyi biliyordur herhalde. “O mübarek zat” yani Mehdi (a.s.). “Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek”, demek ki Risale-i Nur’dan deliller gösterecek. Sahtekarların gizledikleri yerleri insanlara açacak. Risale-i Nur’u uyuşturma ve uyutma kitabı haline getirmek isteyen üçkağıtçılara nefes aldırmayacak. Bir de böyle kasılarak gezmelerine müsaade etmeyecek. Sahtekar olduklarını onlara gösterecek. %99,99’u Nur talebeleri aslan gibi, çok dürüst, temiz insanlardır. Çok küçük bir bölüm %5’lik, 10’luk bir sahtekar grubu var. Onlarla böyle bir mücadele içerisindeyiz...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler