Adnan Oktar`ın 11 Kasım 2010 tarihli Samsun Aks Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Bak Sözler, sayfa 359’da Bediüzzaman ne diyor? “Şimdi Hz. Mehdi (a.s.) gibi eşhasın (şahısların) hakkındaki rivayetin (rivayetlerin) ihtilafatı (farklılıkları) ve sırrı şudur ki:” Mehdi (a.s.) ve deccalle ilgili hadislerde bazen ihtilaf oluyor, yani birbirinin zıttı ifadeler çıkabiliyor, hadisler birbirine uymuyor bazen, hem Mehdi (a.s.)’de, hem deccalde. “Ehadisi tefsir edenler (hadisleri açıklayanlar)” yani onu şerh eden alimler. “Metn-i ehadisi tefsirlerine (hadis metinlerindeki açıklamalarına)” hadisin saf şeklini kendi tefsirlerine, “ve istinbatlarına (gizli manaları meydana çıkarmalarına) tatbik etmişler (uygulamışlar).” Yani kendisi şerh etmiş, kendi şerhini hadis haline getirmiş. Peygamber (s.a.v.) böyle dedi, diyor. Halbuki Peygamber (s.a.v.) öyle dememiş. Peygamber (s.a.v.) kısa bir açıklama yapıyor ama o şerh ettiğinde, genişlettiğinde hadis bambaşka bir şekle giriyor. Onu da hadis kitabına öyle almış. “Mesela” diyor bak, örnek veriyor. “Merkez-i saltanat (İslam aleminin merkezi) o vakit Şam’da veya Medine’de olduğundan,” bazen Şam’da olmuş, bazen de Medine’de olmuş İslam aleminin merkezi. “Vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye’yi, (Mehdi (a.s.)’nin vuku bulması, Mehdi (a.s.)’nin çıkması veya Süfyan’ın çıkmasını,” (Hz. Mehdi (a.s.) ve Süfyan ili ilgili olayları) Merkez-i saltanat civarından olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek (düşünerek) öyle tefsir etmişler (açıklamışlar).” Mesela bak burada bir hata yapıyorlar, şerh hatası yapılıyor. Halbuki İslam aleminin merkezinde çıkacak, diyor Bediüzzaman. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde Mehdi (a.s.) İslam aleminin merkezinde çıkacak. Neresi İslam aleminin son merkezi? İstanbul. Mehdi (a.s.)’nin çıkış yeri de İstabul’dur diyor. Basra, Kufe, Şam gibi yerler sabit kalmamıştır, bazen Basra olmuştur, bazen Kufe olmuştur, bazende Şam olmuştur. Mesela Basra’yken, nerede çıkacak diyorsun alime, hadiste ne diyor, diyorsun. Basra’da çıkacak dedi Peygamberimiz (s.a.v.), diyor. Halbuki öyle dememiş. Şam’dayken alime sorulduğunda, Şam’da çıkacak, diyor. Halbuki Şam da dememiş. Veyahut Kufe’de diyor mesela, Kufe’de de dememiş. İslam aleminin merkezi neresiyse orası, demiş. İslam aleminin merkezi neresi? İstanbul. Mehdi (a.s.)’nin çıkış yerini de İstanbul’da olduğunu söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Cübbeli ona da çok çırpınıyor. İstanbul onun mekanı olduğu için, Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’da çıkması onun kabusu, en istemediği. Onu bir an önce Mekke’ye, Medine’ye gönderip, kendinden uzakta olmasını istiyor. O da kurtarmıyor, 570 yıl geriye alıp, Mehdi (a.s.)’den kurtulmaya çalışıyor. “Hem şu sırdandır ki: Mehdi (a.s.) ve Süfyan gibi Ahir zamanda gelecek eşhasları çok zaman evvel hatta tabiin (Peygamberimiz (s.a.v.)’i sağ iken görmüş olam müminlerle, yani Ashab’la görüşmüş ve onlardan ders almış olan salih Müslümanlar) zamanında onları beklemişler yetişmek emelinde bulunmuşlar.” Sahabeler bile beklemişler Mehdi (a.s.)’yi, yani Süfyan’dan da çekinmişler, Süfyan’ın çıkmasından. Deccalin çıkmasından çekinmişler. Bak Şualar 493’te Bediüzzaman diyor ki: “Bir vechi sebebi de şudur ki, sihir ve manyetizma ve ispiritizma gibi istidracı harikalarıyla (hipnoz ve ruhlarla bağlantı tarzındaki sahte mucizeleriyle) kendini muhafaza eden” mucize değil, bunun baskısını değiştirilelim, istidraclarıyla diyeceğiz. Peygamberlerde görülen harikalara mucize denir. Küfürde görülenlere isrtidrac denir, harikalara evet. “Kendini muhafaza eden ve herkese teshir eden” bak herkese, bütün dünyaya tesir ediyor. “Herkesi teshir eden (büyüleyen, aldatan) o dehşetli deccali yok edebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve mu’cizatlı ve umumun makbulü (mucizeleri olan ve herkesin kabul ettiği) bir zat olabilir ki o zat en ziyade alakadar ve ekser insanların (insanların çoğunluğunun) Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselam’dır.” Deccaliyet Hz. İsa (a.s.) ile tam bitiriliyor. Şu an bak Mehdi (a.s.) çıkmış durumda ama bakın deccaliyet köpek gibi direniyor. Mehdiyet vargücüyle saldırıyor, vargücüyle yıkmaya çalışıyor ama deccaliyet köpek gibi direniyor. Ancak İsa Mesih (a.s.)’in gelişiyle tam neticeleniyor. Onun için Mehdi (a.s.) bir süre sonra Hıristiyan ruhanilerle ittifakı arttıracak, onlarla ittifak olmak için. Onlar da La İlahe İllallah demeye başlayacaklar, Allah’ın birliğini. Tam bu esnada da Hz. İsa (a.s.) zuhur edecek, kendini gösterecek. Ortaya çıkacak, inşaAllah. Bak, “ancak harika ve mucizatlı (mucize gösteren bir Peygamber) ve umumun makbulü (bütün İslam aleminin makbulü olan) bir zat olabilir” diyor. O zat da şahs-ı manevi değil, Hz. İsa (a.s.)’dır, diyor. Şahs-ı manevi diye Hz. İsa (a.s.)’yı ve Hz. Mehdi (a.s.)’yi yok etmeye kalkan bir kısım sahtekarlar var, toplam 10 kişi kadar. Onlar Mehdi (a.s.)’den çok rahatsızlar. İsa (a.s.)’dan da çok rahatsızlar. Şahs-ı manevilikle aktif, canlı, hareketli Müslümanları pasifize edip, adeta ölü ve böyle atıl hale getiriyorlar. Deccale yardım ediyorlar. Cahillikle yapanlar, onları tenzih ediyorum, bilmedikleri için yapanları. Çünkü bilmediği için yapan çok fazla insan var. “Hatta İsa (a.s.)’ın nuzulü (yeryüzüne inişi) ve kendisi İsa (a.s.) olduğu (yani o şahsın İsa (a.s.) olduğu) nur-u imanın dikkatiyle (imanın ışığı) ile bilinir. Herkes bidayeten bilemez.” diyor, başlangıçta bilemez diyor Bediüzzaman. “Hatta deccal ve Süfyan gibi eşhas-ı müthişe (ürkütücü şahıslar) kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar.” Deccal de bilmiyor kendisini, Süfyan da bilmiyor başlangıçta ama sonradan bilirler. “İsa (a.s.)’yı nur-u iman ile (imanın ışığı) tanıyan ve tabi olan cemaat-ı ruhaniye-i mücahidinin (mücadele eden ruhani cemaatinin) kemmiyeti (sayısı) deccalin mektebce ve askerce,” bak Hz. İsa (a.s.)’nın nerelerde çalışacağını, faaliyet yapacağını gösteriyor. “Mektebce ve askerce ilmi ve maddi ordularına karşı,” bak “ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.” İsa (a.s.)’nın talebeleri çok çok azlar, inşaAllah. “’Hatta Hz. İsa (a.s.) gelir, Hz. Mehdi (a.s.)’ye namazda iktida eder (uyar), tabi olur’ diye rivayeti bu ittifaka (birleşmeye) ve hakikat-i Kuran’iyenin matbuiyetine (üstünlüğüne) ve hakimiyetine (Kuran hakikatlerine uyulmasına ve tabi olunmasına) işaret eder.” Şualar 493’te söylüyor Bediüzzaman. Bak Hz. İsa (a.s.) gelir, Hz. Mehdi (a.s.)’ye nerede iktida ediyormuş? Namazda. Namaz kılarken iktida eder, diyor. Bunu kim söylüyor? Resulullah (s.a.v.) söylüyor. Nakleden kim? Bediüzzaman Said Nursi. Nur talebelerinin bir kısmına büyü yaptı deccal. Deccaliyet büyü yaptı. Yani kendi içlerine girmiş deccalin büyücüleri onlara hipnoz yaptı. Ve böylece gözlerinde hem Mehdi (a.s.)’yi, hem İsa (a.s.)’yı göremeyecek hale getirdi ve göremiyorlar şu an ve tabide olamıyorlar. Çünkü onlara Mehdi (a.s.) de öldü, İsa (a.s.) da öldü, artık Kıyamet, dediler. Artık Kıyameti bekleyin. Bunu onlara deccaliyet dedi ama farkında değiller, yani deccal onlara büyü yaptı farkında değiller. Bir kısmının da cahilliklerinden haberi yok, yani okumadığından, araştırmadığından haberi yok.
“Ayrıca hem iki deccalin sıfatları ve halleri ayrı ayrı olduğu halde,” deccal ve Süfyan ile ilgili hadisler birbirine karıştırılıyor, Bediüzzaman onu da açıklamış. “Hadislerde, rivayetlerde iltibas oluyor (karıştırılıyor). Biri öteki zannedilir. Hem Büyük Mehdi (a.s.)’nin halleri sabık Mehdilere (önceki Mehdilere) işaret eden rivayetlere mutabık (uygun) çıkmıyor.” Büyük Mehdi (a.s.) ile ilgili hadisler ayrıdır, diğer gerçek Mehdiler ile ilgili hadisler ayrıdır. Aynı, mutabık değiller, aralarında farklar vardır. “Hadis-i müteşabih (birçok anlama gelebilecek hadis) hükmüne geçer.” Bunu ancak ilimde rasih olanlar ayırdedebiliyorlar, farkedebiliyorlar. “O kadar kuvvetlidir ki, devam eder deccaliyet” diyor. Mesela şu an dünyada %99 güçle devam ediyor. Yalnız Hz. İsa (a.s.) onu yok edebilir, başka çare olmaz diye rivayet edilmiş. Yani onun mesleğini, yırtıcı rejimini bozacak, yok edecek semavi ve ulvi ve halis vahye dayalı yüce katıksız bir din İsevilerde zuhur edecek (ortaya çıkacak) ve hakikat-i Kuran’iyeye (Kuran hakikatlerine) iktida (tabi olup) ve ittihad eden, İslamiyet ile birleşen bu İsevi dinidir ki, (İslamiyet ile birleşiyor, Müslümanlık halini alıyor) Hz. İsa (a.s.)’nın nuzulü ile (yeryüzüne inişi ile) o dinsiz meslek mahvolur, yok okur.” Deccaliyet tamamen yok oluyor. Bunu görcekler şimdi. “Evet, hadis-i şerifin ifadesi ile Hz. İsa (a.s.)’nın semavi nuzulü (gökyüzünden inişi) kati (kesin) olmakla beraber,” bak Hz. İsa (a.s.)’nın şahsının. Bak, “Hz. İsa (a.s.)’nın semavi nuzulü (gökyüzünden inişi) kati (kesin) olmakla beraber mana-i işarisi ile (manasıyla) başka hakikatlere de ifade ettiği gibi bu hakikatlerde mucizane (mucizevi) bir şekilde işaret ediyor.) Hz. İsa (a.s.)’nın inişi kesindir, diyor Bediüzzaman. Kastamonu Lahikası, sayfa 99. “Ta Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde (dünya çapında) Risale-i Nur’un asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirdleri (talebeleri) Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sümbüllenir bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz.”
Şimdi büyücü sahtekarlar Bediüzzaman’ın böyle yüzlerce sayfa açıkladığı bu Mehdi (a.s.) ile ilgili kısımları örtbas ederek, ne Mehdiyet vardır ne de İseviyet vardır, sakın bu konulara da girmeyin, araştırmayın da, Mehdi (a.s.) de öldü, İsa (a.s.) da vefat etmiştir, konu bitmiştir, Kıyameti bekleyin diye Müslümanları mahvediyorlar. Nur talebelerini mahvediyorlar, bütün güçlerini kırıyorlar. Onların beyinlerini adeta dumura uğratıyorlar. Bu oyunun mutlaka bozulması lazım. Allah’ın Ahir zamanda tek çözüm olarak gösterdiği Mehdiyet’e Müslümanların sıkı sıkıya sarılmaları gerekiyor. Öbür türlü bela, tuğyan, dalalet her tarafı sarar. Allah vermesin...
Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler