Adnan Oktar`ın 16 Kasım 2010 tarihli Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR:Nur Talebesi kardeşlerim ve Nur Talebesi olmayan kardeşlerimiz de Bediüzzaman’ın anlatımlarının gizlenmesi konusunu çok hayati bir konu olarak ele alsınlar. Yani Bediüzzaman’ı devirmeye çalışan bir politika var. Bediüzzaman’ın dediklerini gizlemeye çalışan bir politika var ve Müslümanları pasifize edip güçlerini kırmaya çalışan bir politika var. Bir de bunda hakikaten başarılı da oluyorlar. Yani inanılmaz bir cesaretle, inanılmaz bir pervazsızlıkla bunu elde etmişler. Yıldırmışlar Müslümanları bazı yerlerde, sayısı az da olsa, bakın söylüyorum; beş-on kişi de olsa böyle bir şeyi elde etmişler.
Bak, Bediüzzaman diyor ki Barla Lahikası, sayfa 162’de; “fakat o ileride gelecek,” ‘ileride’ ne demektir? İleriki zamanda gelecek. “Gelecek,” gelmiş değil, bak, “gelecek.” Çünkü Müslümanları alenen kandırıyorlar da onun için vurguluyorum. Yoksa normal bir insan bunu okur okumaz anlar. Ama bakın, inanın hayret edeceksiniz, adam; “o anlamda demedi bunu” diyor. Müslüman’ın gözünün içine baka baka, alenen, sahtekarca yalan söylüyorlar. Müslümanları kandırıyorlar ve bir kısım Müslümanları geri zekalı konumuna sokmaya çalışıyorlar. Yani sanki aklı yokmuş gibi. Kendilerini de çok akıllı zannediyorlar, muazzam bir enaniyetle kendilerini çok uyanık zannediyorlar. Bu kadar açık bir şeyi çarpıtmak çok büyük vicdansızlık ve terbiyesizliktir. “Fakat o ileride gelecek,” yani ileriki zamanda gelecek, “acib şahsın,” bak normal bir şahıs değil, ‘acib’ ne demek? Bir türlü baş edemiyorsun, yenemiyorsun, durduramıyorsun. Dağ çıksa önüne eziyor. Yani bütün dünyanın küfür sistemi baş edemiyor. Bütün delalet bir araya geliyor, baş edemiyor. “Acib şahıs.” Bediüzzaman bunu bir tek Mehdi (a.s.) için kullanıyor, “acib şahıs” diye. Yani tarif edilemiyor, edemiyor Bediüzzaman. Sadece “acib” diyor. “Acib şahsın bir hizmetkarı,” “ben onun hizmetçisiyim” diyor, “Mehdi (a.s.)’nin hizmetçisiyim” diyor. Adamlar Mehdi (a.s.)’nin adını bile anmak istemiyorlar. Bak, Bediüzzaman “hizmetçisiyim” diyor. Onlar adını bile anmak istemiyorlar. “Bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı,” yani öncüsü, ona yer hazır eden, onun zeminini kolaylaştıran bir dümdarı, “ve o büyük kumandanın,” herhangi bir kumandan değil, bakın; “o büyük kumandanın,” kumandanların değil, bir şahıstan bahsediyor burada. Utanmadan, yüzsüzce bunun şahs-ı manevi olduğunu söylüyorlar. “‘O büyük kumandanın’ sözünü şahs-ı manevi anlamında söyledi” diyorlar. Yani o kıt zekasıyla, o akılsız kafasıyla Müslümanları alenen kandırdığını zannediyor. Bir de gevrek gevrek de gülüyor arkasından. Yani hakikaten fark edemediğimiz kanaatinde. Bak, “o büyük kumandanın,” “o büyük kumandan,” bir tane kişiden bahsediyor burada, “pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum.” “Onun önde giden askeri olduğumu zannediyorum” diyor. Neferi, “herhangi bir askeriyim” diyor. Adamlar da enaniyetten dolayı asla kabul edemiyor. Bir de; “ya falanca kişi Mehdi (a.s.) olursa?” Sana ne? Allah kimi yaparsa biz ona razıyız. Sen misin onu yönlendirecek? “Ya feşmekan Mehdi (a.s.) olursa?” Allah’ın dediği olur. Sen Allah’a güvenemiyorsun. “Ya Mehdi (a.s.) çıkmazsa?” Bakın, vesveselere bakın, delilik derecesinde. Bakın, “ya falanca olursa?” bir, “ya çıkmazsa?” “Ya çıkarsa, başarılı olmazsa?” Arkasından bu avanaklar nereye götürüyorlar olayı? “Ya Allah yoksa?” Haşa. “Ya Cennet yoksa?” Kardeşim, git diz çök, Allah’a dua et. Aklın gitmiş senin. Böyle vesvese olur mu? Deli vesvesesi bunlar. İman sağlam zemine oturur, insan iman eder, imanını devam ettirir. İman etmiyorsan da iman etmiyorsundur. Ona da kimse bir şey demez, ona da saygı duyarlar. İman etmeyenlere bizim saygımız var, onlar da bizim kardeşimiz. Allah hidayet versin, dua ederiz. Allah onu öyle yaratmıştır. Ama sen sahtekarlık yapıyorsun. Hem “iman ediyorum” diyorsun, hem de imanın, Kuran’ın, sünnetin bütün şıklarına mücadele ediyorsun.
Bakın,Sikke-i Tasdik-i Gaybî, sayfa 11, Beyanat ve Tenvirler; “bu hakikatten anlaşılıyor ki,” demek ki anlaşılır bir şey, “bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat,” bakın, bu yüzsüz, utanmazlar ne diyor, biliyor musunuz? “"Sonra gelecek o mübarek zat," böyle bir şey yok burada, siz yanlış anladınız, bu şahs-ı manevidir. Bir fikir sistemi burada” diyor. Nerede burada fikir sistemi? Bak, “sonra,” ‘sonra’ ileride demektir; “gelecek,” gelmemiş daha, gelecek, “o mübarek zat.” Nerede burada şahs-ı manevi? “Risale-i Nur Külliyatı’nı bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Yani insanlara anlatacak, okuyacak, izah edecek. Gizlenen hususları insanlara izhar edecek. Oynanan abidik gubidik sahtekarlıkları faaş edecek, Müslümanların gözüne yaptıkları o göz bayıcılığı, hipnozu, oyunu kaldıracak, inşaAllah. “Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kutsi çiçeklere zemin izhar etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz.” Mehdi (a.s.) ve talebelerine. Bakın, “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek,” bakın, “bir zat-ı nurani,” şahs-ı manevi değil, “gönderecek, o zat da,” bak, bu da şahs-ı manevi değil. “O zat” şahıs demektir. “Ehl-i Beyt-i Nebeviden olacaktır.” Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan olacaktır. Müslümanları böyle insanların büyülediğinden ve hipnoz yaptığından birçok kişinin haberi yok. Ben bu sahtekarlığı, gece-gündüz yüzlerine vura vura, onları rezil kepaze ederek, bu yalandan vazgeçirttireceğim. Kardeşim, kime Mehdi (a.s.) derse desinler, ben buna saygı duyarım. Der ki; “ben Hocamı Mehdi (a.s.) biliyorum,” ben elinden öperim, alnından öperim. İnşaAllah olur. Hiç fark etmez. Yani ben şahıs tayini yapmıyorum. Yeter ki Mehdi (a.s.)’yi beklesinler, yeter ki İttihad-ı İslam’ı istesinler. Diyebilir, “ben Hocamızı, bizim grubumuzun liderini Mehdi (a.s.) biliyorum.” İnşaAllah o olsun. Keşke o olsa, inşaAllah. Ama kökten sahtekarlığa karşıyım. Müslümanların gözünün içine baka baka, abidik gubidik yapmak, oyun yapmak, “burada nerede şahıs geçiyor, burada şahs-ı manevi var” demek veyahut “Risale-i Nur Külliyatı’nın tamamını okumazsanız, bu konuyu anlayamazsınız” diyor. Neyini anlayamayacağım, dümdüz açıklama. Nasıl anlaşılmaz yani? Orada da sahtekarlık yapıyor. Şimdi adam üç, dört kere Risale-i Nur’u okuyamayacağı için, çünkü on iki cilt, o zaman ne diyecek adam, “ben anlayamadım o zaman” diyecek. Yani apaçık gerçeği görmezlikten gelecek. Diyecek ki, “ben bunu anlayamıyorum.” Bediüzzaman diyor ki; “çok anlaşılır, yediden yetmişe herkesin anlayacağı gibidir” diyor. Tefsir zaten adı üzerinde, nasıl anlaşılmaz yani? Her yeri anlaşılıyor da orası mı anlaşılamıyor? Süfyan anlaşılıyor, deccal de anlaşılıyor, bir tek Mehdi (a.s.)’ye geldi mi; “şahs-ı manevidir, konuyu kapatalım” diyor.
Bunların böyle kafasına kafasına sürekli anlatalım. Çünkü bunları bir Risale-i Nur dershanesinde söylesen, yani o tip adamların bulunduğu -yüzde 99’u sağlamdır Nur talebelerinin- ama böyle cinslerin bulunduğu yerde söylersen, o mahalleye sokmazlar adamı. Bunları açıklıyorum; fenalık, afakanlar geçiriyorlardır şu an. Geçenlerde bir çocuk söylüyor, bana çok fazla yazı geliyor; “dershanede söyledim, adam iliklerine kadar morardı” diyor. Mehdi (a.s.) ile ilgili bunu söylemiş, yani çıldırmış adam. Ne kadar zevkli bunları kızdırmak böyle? Yani şu an mesela durduramıyor da, yani anlatıyorum. En korktukları sözler bunlar. Yani duyulmasını asla istemedikleri konular. Bak, Bediüzzaman diyor ki; “ben kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki Ahir zamanın o büyük şahsı Al-i Beyt’ten olacaktır.” “Bunu da yalan söylüyor Bediüzzaman” diyorlar. “Oyun oynadı size, yani öyle bir şey yok, taktik yapıyor” diyorlar. Yani hep oyun oynuyormuş Bediüzzaman. Taktik, takiyye, oyun, haşa. Sen taktik, oyun yapıyorsun; takiyye yapıyorsun, abidik gubidik yapıyorsun. Bediüzzaman niye yapsın? O dürüst bir insan.
Bak, “bundan bir asır sonra” diyor Bediüzzaman, yani 2010’ları veriyor bu tarih. “Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar,” yani Darwinizmi, materyalizmi, dinsizliği, ateizmi, “dağıtacak zatlar ise, Hazreti Mehdi (a.s.)’nin şakirtleri olabilir” diyor. “Şimdi hatıra geldi ki, eğer seddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra,” yani 2010’lar, “bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi (a.s.)’nin şakirtleri olabilir. Her ne ise... Bu nurlu ayetin çok nurani nükteleri var.” "Elif, Lam, Ra. Bu kitaptır ki," (şeytandan Allah’a sığınırım) "Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura, o güçlü ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdik" İbrahim Suresi, 1.” Bak, diyor ki Bediüzzaman; “Her ne ise... Bu nurlu ayetin çok nurani nükteleri var” diyor. İslam ahlakının hakimiyetini de veriyor ayetin ileri ebcedleri. Bak, açıklamamış onu, çok sırlı şekilde kesmiş ve ona da işaret etmiş. “Bakın, bulacaksınız” diyor. Bak ne diyor? “Her ne ise…” diyor, üç nokta koymuş Bediüzzaman, “bu nurlu ayetin çok nurani nükteleri var. Bakarsanız, görürsünüz” diyor. Bakıyoruz, İslam ahlakının dünya hakimiyeti devrini veriyor ebcedi...
Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler