Adnan Oktar`ın 6 Aralık 2010 tarihli Kahramanmaraş Aksu Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...“Esselamün aleyküm sayın Hocam. Her akşam aynı heyecan ve dikkatle programınızı uzun zamandır takip ediyorum. Allah güç kuvvet versin. Programınıza, sabrınıza hayran kaldım. Sizler de pek iyi biliyorsunuz ki” diyor. Ama Müslümanlar zaten birbirine karşı sabırlı olacak. Mesela bak çocukcağızı görüyor. Tuba, karşısındaki insanlar ağzına geleni söylüyorlar, ağzına geleni konuşuyorlar. Bazı yerlerde dünyanın birçok yerinde orman kanunları geçerli, hep kıran kırana, herkes üstün olma, ezme, karşısındakini refüze etme, mahcup etme birçok yerde bu var. Bir ağız dalaşı denen cedel. Müslümanda cedel olmaz. Biraz sabırla bu güzel insanların güzel gönülleri alınır ve Müslümanlara karşı çok daha sevgi dolu, Kuran’a karşı çok daha sevgi dolu, Allah’a karşı çok sevgi dolu insanlar haline gelirler. Aksi türlü bu işi küfür yapar. O zaman Allah esirgesin küfrün eline düşerler, çok vahim olur. Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke müşrikleriyle tartışıyordu. Musevilerle konuşuyordu, Hıristiyanlarla konuşuyordu, Budistler vardı onlarla konuşuyordu. Çok aksi ters insanlar vardı, değil mi? Ben Akademi yıllarındayken akıl almaz vakalarla karşılaşıyordum. Bir tane, iki tane, on tane değil. Benim talebelerim de öyle ben onları yetiştirirken kök söktürdüler çok zor eğittim. Çok vakit aldı, öyle kolay olmadı. Doğru mu Berker?
ALTUĞ BERKER: Çok doğru Hocam bir kişiyi eğitmek ne kadar zordur, kaç yüz kişiyi.
ADNAN OKTAR:Talebelerimi ben kimini beş yılda, kimini on yılda eğitebildim. Böyle vakalar var. Kimi de çok yetenekli oluyor çok kısa sürede düzeliyor mesela. Hemen değişiyorlar. Kitaplarımı okuyor, konuşmalarımdan etkileniyor, tavsiyelerimden etkileniyor dolayısıyla hem bakışları olsun, konuşması olsun, üslubu, ses tonu, mantığı, değil mi? Yargıları falan hepsi değişiyor. Sabır anlayışı değişiyor. Çok daha güzel oldu hayata daha güzel bakıyor, daha sevgi dolu bakıyor. Bak ne kadar günah, ne kadar acımasız bir üslup böyle olursa dinsizlik acayip çığ gibi gelişir. Olur mu, nasıl bir mantıktır? Yani özetle, mutlaka Müslüman sabırlı olacak, ılımlı olacak, akılcı olacak. Yani öbür türlü çok vahim olur. Yani ne olur o zaman? Müslüman diye bir şey kalmaz. Sakın. Çok büyük bir çılgınlık olur.
Ben mesela masonlarla görüştüm. Masonlar eskiden bilmiyorlardı, ben Yahudilik-Masonluk kitabını yazmıştım. Yani asıl, ana, karşıt hedeflerimden bir tanesi yani fikri mücadele. Hala da mücadele ediyorum, ateist masonlarla şu an hakikaten mücadelem devam ediyor. Ama mesela mason arkadaşlar içinden baktım çok efendiler, çok nezaketli insanlar yani mason deyince korkmak, dehşete kapılmak, işte bunlar dünyanın hâkimi olan insanlar, işte bunlar ayinler yapıyor, zulüm yapabilirler, tehlikeli bir madde getirebilirler, beynimize zarar verebilirler. Yani bunlar çok abartılı hareketler olur. Böyle şey olmaz. Nitekim konuştuk. Bak, yüzlerce binlerce masonun gönlünü almış olduk. Onların kalbinde müthiş bir sevgi oluştu. Arkadaşlarımızla gelip beraber namaz kıldılar, değil mi? Yani öbür türlü dünyayı küfre mi teslim edeceğiz? Deccale mi teslim edeceğiz? Olur mu öyle şey? Masonu karşına al, Yahudiyi karşına al, ateisti karşına al, komünisti karşına al, cahili karşına al, efendim mezhepleri karşına al. Kaç kişi kalırsın? En fazla iki bin, üç bin kişi kalırsın. Dünya 7 milyar. Sakın, böyle bir şey olmaz. İslam’a çok büyük zarar gelmiş olur. Yani, mutlaka o ılımlı üslubun ve akılcılığın nasıl olduğunun da gösterilmesi gerekir. Tuğba mesela tertemiz bir kız, mazlum, efendi bir insan. Çok aksi vakalarla, aslında ben herkesin karşısında konuşup stil göstertmem lazım. Yani, nasıl konuşulur? Nasıl ikna edilir? Eksik yönleri nasıl kapatılır? Bunu yapmam lazım. Ama şimdi seyredenler çok gerileceği için yapmıyorum. Yoksa ben mesela komünistlerle, ateistlerle de burada tartışırım. Yani hatta böyle derler ya hani, ipini sapını koparmış tipler. Yani böyle adam olmayacak gibi görünen tipler. Onların da nasıl dizayn edilebileceğini Allah’ın dilemesiyle göstermek istiyorum. Ama sevenlerimiz, baksana acayip kasılıyorlar yani o durumda, onlara o zorluğu yaşatmamak için yapmıyorum. Yoksa ben özel sohbetlerimde yapıyorum, konuşuyorum.
İnsanı eğitmek kolay değil, yani mesela ben burada yazı yazan kardeşimi konuşsam onların da çok eksik yönü vardır. Yani çok sabredilmesi gerekiyordur. Tabii, yani bu olması gereken bir şeydir. Hz. İbrahim (a.s) gidiyor, putperest adamlar. Adam; “ben Ay’a tapıyorum” diyor, kimi “Güneş’e tapıyorum” diyor. Şimdi bunlar sırf bununla kalmıyor ki, “Ay’a tapıyorum” diyor ama mantık örgüsü berbat. Sen “Ak” diyorsun, o “Kara” diyor. Sen “Güzel” diyorsun, o da “Yağmur yağıyor” diyor. Yani, deli gibi adamlar, çok dengesizler. Ama Hz. İbrahim (a.s) bunlarla konuşuyor, bu adamı ikna ediyor, anlatıyor ve kendi kavmini oluşturuyor. Hz. Nuh (a.s) da öyle. Hz. Nuh (a.s)’ın karşısındaki konuştuğu adamlar zır deliler. Psikopat adamlar ve bir sene, on sene, yüz sene de değil, yüzlerce sene. O zaman ömürleri uzundu. Sonra insanların ömrü kısaldı. Yüzlerce sene anlatıyor. Sürekli ters, aksi ve inatçı üslup kullanıyorlar. Buna rağmen Hz. Nuh (a.s) devam ediyor.
Peygamber (s.a.v)’imiz Ukas Panayırı’nda konuştu. Müşrikler, oradaki münafıklar. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)'e karşı saygılı, edepli, aklı başında adamlar değildi ki onlar. Çok cins tiplerdi. Çok acayip, çok ahlaksız, münasebetsiz adamlardı. Resulullah (s.a.v) bunlara karşı son derece saygılı, akılcı ve sabırlı oldu. Biz Resulullah (s.a.v)’i neden seviyoruz? Değil mi? Güzel ahlakından dolayı seviyoruz. Onun için, öyle olmaz. Yani Müslüman sadece Müslümanlara hitap edecek diye bir şey yok. Yani sevecen yaklaşılması lazım, akılcı yaklaşılması ve o arada da acele de edilmemesi lazım. Mesela her safhası ayrı olur onun. Mesela ilk tanışma safhasında üstündeki o genel heyecanı, genel paniği, genel tedirginliği giderirsin. Yani kabili hitap olduğunu anlar, güvende olduğunu anlar ve üslubun, sevecen ve saygılı olacağına inanır. Yani nezaketli bir üslupla karşılaşacağına inanır. Mesela benim üslubumda hiçbir zaman için nezaketsizlik olmaz. Kırıcılık da olmaz. Hakikati ben çok dolaylı yoldan anlatırım, hiç kırmadan ama mutlaka veririm onun cevabını, inşaAllah. Ama aynı cevabı kırıcı vermek de mümkündür. Yani çok ters ve çok sert üsluplarla ani çıkışlarla da vermek mümkündür. Ortalı üslup da vardır. Bir de hiç sezdirmeden hiç canını yakmadan vermek de mümkündür bu cevapları. En güzeli hiç canını yakmadan cevap verilmesidir. Öbür türlü gider seyredersin. Olur mu öyle şey? Olmaz, inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler