Adnan Oktar`ın 5 Aralık 2010 tarihli Tv Kayseri röportajından
ADNAN OKTAR: ... Tabii şimdi Türk-İslam Birliği içerisinde olan, biz diyoruz ki Musevi kardeşlerimize, Kuran’a tam tabii olmaları gerekir. Musevi kardeşlerimiz de derler ki; “Müslümanlar Ben-i Nuh’tur. Ben-i Nuh Yasaları’nı, yani o On Emir’i yerine getirirlerse onları biz Müslüman olarak görürüz.” Ki zaten Müslümanlar Kuran’a uyduğu için bir Musevi için zaten Ben-i Nuh’tur, yani mecburen Ben-i Nuh’tur. Çünkü Kuran’da o kardeşlerimizin Ben-i Nuh Yasası olarak belirttikleri Hz. Nuh (as)’ın emirlerini zaten Müslümanlar farz olarak uyguluyor; Kuran’da bu çok açık yani. Her Müslüman uygular. Dolayısıyla bütün Museviler, yani gerçek Museviler, Müslümanları Müslüman kabul ederler ve Ben-i Nuh olarak kabul ederler. Yani kâfir olarak görmezler, küfür içinde görmezler. Ama Hıristiyanları teslis inancından dolayı müşrik olarak görürler, şirke girmiş olarak görürler. Yani küfre gitmiş olarak görürler.
‘Müşrik’ demek, ‘küfre gitmiş’ anlamında. Fakat Müslümanlar tevhid inancında oldukları için, Ben-i Nuh Yasaları’na uydukları için mümin ve muttaki Müslüman olarak görürler. Müslümanlar da, Hıristiyanları ve Musevileri, Ehl-i Kitap olarak görürler. Fakat tabii ki bir Müslüman Kuran’a uyan kişinin gerçek Müslüman olduğuna inanır. Yani Kuran’ın bütününe uyan kişiyi gerçek Müslüman olarak görür. Ehl-i Kitap’ı da Ehl-i Kitap olarak görür. Yani mesela Museviyi Ehl-i Kitap olarak görür, Hıristiyanı da Ehl-i Kitap olarak görür. Onlara olan saygının, onlara gereken nezaketin nasıl olması da Kuran'da bize açıklanır. Mesela bakın, evlenilebiliyor.
Hıristiyan kadınla evlenebiliyorsun, Musevi kadınla evlenebiliyorsun ve evlenilmiş. Sahabe döneminde bu görülmüş. Peygamberimiz (s.a.v.) bizzat evlenerek de göstermiş. Cariye alarak, Hz. Mariya (r.a.) annemizi alarak. Ve diyor ki Cenab-ı Allah; “Hıristiyanlar’ı size daha yakın görürsünüz” diyor Allah. “Çünkü onların içerisinde mütevazı olan, enaniyet yapmayan, büyüklük yapmayan rahipler vardır” diyor, “papazlar vardır” diyor. Mealen, yaklaşık söylüyorum. Peki, Allah “yakın görürsünüz” diyor, sen orada diyorsun ki; “bunlar katledilmesi gereken adamlardır ve bunlara hiçbir şekilde dostça yaklaşılmaz” diyorsun. Peki, Kuran evlenmemizi istiyor. Allah “evlenebilirsiniz” diyor. Müslümanlar, Hıristiyanların yanına hicret ediyorlar. Onlara güveniyor, evine sığınıyor onun. Onun sofrasına oturuyor, onun evinde huzurla uyuyor. Müşriklerin saldırısına karşı onlara güveniyor. Bu ne peki? Bunu yapmadı mı Müslümanlar? Yaptı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in emriyle yapmadılar mı? Yaptılar, değil mi? Tabii. Necaşi’ye gittiler, sığındılar.
Necaşi Hıristiyandı. Hıristiyan bir ülkeye, Hıristiyan vatandaşa, Hıristiyan insanlara gidip sığındılar ve güvendiler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bak söylüyorum, cübbesini altlarına seriyor, saygı ve hürmet gösteriyor. Siz ne yapıyorsunuz? Nefret. Peygamber (s.a.v.)’in sünnetini uygulamıyorsunuz, Kuran’a uymuyorsunuz; yanlış yapıyorsunuz. Yani çünkü Hıristiyan düşmanlığı takva alameti olarak biliniyor. “Vay be, ne âlim ya! Helal olsun” diyor “ağzından bal akıyor” diyor. Müthiş bir Yahudi düşmanlığı, Musevi düşmanlığı. “Ya” diyorlar, “helal olsun, tam takva! Bak, Müslüman dediğin böyle olacak. Taviz de vermiyor” diyor. Nasıl taviz vermiyor? Kuran’ı terk ediyor, Kuran’ı! Kuran’ın uygulanmasını ters ediyor, Peygamber (s.a.v.)’in sünnetini terk ediyor. Müslümanların hicret etmesini yanlış görüyor adam, Hıristiyanların yanına gitmesini. Yani ona göre hicret ettiği adamları kesmesi gerekiyor, yani bu kafadaki adamlar, değil mi?
Müslümanlar da onların yanına gidip, huzur ve güvenle onların evlerinde yatıp uyuyor, yemeklerini yiyorlar. Onlarla evleniyorlar. Sevgi, saygı gösteriyor, hürmet ediyorlar. Kardeş oluyorlar. Kardeşim şimdi ben sana ne diyeyim? Peygamber (s.a.v.)’in sünnetini inkar ediyorsun sen. Yaşanmış hayatı inkar ediyorsun. Museviler; mesela onlar içerisinde çok alim kimseler olduğu Kuran'da söyleniyor. “Ve onlardan bir ekip” diyor Cenab-ı Allah, “bir topluluk adaletle iş görürler” diyor. “Hz. Musa (a.s.)’ın kavminden bir topluluk adaletle iş görürler” diyor Cenab-ı Allah, övüyor. Demek ki onlarda da Kuran’a tabiiyet olacak. Kuran ahlakı ile hareket edecekler. “Allah onlardan razı olmuş. Böyle bir topluluk olacak” diyor Allah ve bunlar övülüyor Kuran'da.
ALTUĞ BERKER: Bir ayet okuyayım konuyla ilgili hocam. Al-i İmran Suresi, 199. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz, Kitap Ehlinden, Allah'a; size indirilene ve kendilerine indirilene -Allah'a derin saygı gösterenler olarak- inananlar vardır. Onlar Allah'ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. İşte bunların Rableri Katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir.”
ADNAN OKTAR: Kardeşim o devirde Necaşi ve etrafındaki Hıristiyanlar Kuran’a tabii olmamışlardı. Ehl-i Kitap’tılar. Müslümanlar buna rağmen onlara sevgi ve şefkat gösteriyordu ve onların yanına sığındılar. Yani Ehl-i Kitap’a biz saygı göstermekle mükellefiz. Tabii ki dua ederiz Müslüman olmaları için. Ama bir Hıristiyan da tabii ki bir Müslümanın Hıristiyan olmasını ister. Hıristiyanın kurtuluşa gideceğini, onun kurtuluşta olacağını düşünür. Biz buna saygı duyarız. Bu normal bu, yani zaten öbür türlü olsa o da zaten Müslüman olur. Bir Musevi de tabii ki dinini hak olarak bilecektir. Yani biz buna saygı duymakla mükellefiz.
Cenab-ı Allah; “Ahirette hepinizin hakkında hak olan hükmü vereceğim” diyor Cenab-ı Allah, inşaAllah. Allah’a güveneceğiz biz. Yani “Müslüman olan illa cennete gidecek” diye bir şey yok ki. Bak hadisler var, ahir zaman hadisleri mesela. “Caminin hepsi doludur” diyor, “cami bin kişi olur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “bini de” diyor, “cehennemliktir” diyor. Yani “niye namaz kıldığını bilmez, niye Müslüman olduğunu bilmez” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “deccal devrinde.” Dolayısıyla biz kimin cehenneme, kimin cennete gideceğini bilemeyiz. Mesela Ehl-i Kitap’tan bir insan, son nefesinde Cenab-ı Allah ona Kuran’a uymaya, İslam’a gönlünü açmaya kadirdir Cenab-ı Allah, isterse açar. İnşaAllah. Veyahut, Kuran ona tam anlamıyla, yani onun anlayacağı gibi sunulmamıştır. Mesela Fetret Ehli de olabilir. Yani o da o zaman mazur oluyor, inşaAllah. Fetret Ehli olmuş oluyor. Yani eğer Kuran’a ulaşamadıysa, ona tebliğ yapılmadıysa, onu bilmiyorsa Fetret Ehli oluyor. Ama Kuran’ı bilerek Kuran’a uyulmaması bence mümkün değil. Çünkü bir Musevi’nin inançlarının tamamını tasdik ediyor zaten. Yani hak olan, amentü olan, bütün hak dinlerde esas olan her türlü inancı Kuran zaten tasdik ediyor. Dolayısıyla Musevilikle çelişen bir yönü yok ki Kuran’ın.
Gerçek bir Musevi’nin Kuran’ı reddetmesi mümkün değil, gerçek Hıristiyanın da. Hıristiyanlıkla çelişen hiçbir yönü yoktur Kuran’ın. Sadece sapkın, yanlış olan yönleri düzeltiyor Kuran. Mesela teslis inancı. Kardeşim, yemek yiyen, uyuyan, doğal ihtiyaçları olan, Allah’a dua eden, ibadet eden bir insan Allah olur mu? Yani yapmayın, etmeyin. Olacak iş değil, değil mi? Kuran bu yanlışlığı düzeltiyor, inşaAllah. Ama biz hepsine saygı duymakla mükellefiz. Takdir Allah’ındır, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler