Adnan Oktar`ın 5 Aralık 2010 tarihli Kanal Avrupa ve Çay Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...“Sevgili Adnan Oktar Bey, öncelikle programınızın canlı olarak İngilizceye çevrilmesi hizmetini sunduğunuz için teşekkür ederim. Moşiah Mehdi (a.s.)’nin zuhurunun vakti yaklaşıyor. Müslümanlar, Musevi ve Hıristiyanlar bunu biliyorlar. Çünkü bunu hissedebiliyorlar ve hasretle bekliyorlar. Moşiah Mehdi (a.s.)’nin yakın,” Moşiah, Shiloh, yani Mehdi (a.s.)’nin, “yakın zuhuru hakkında insanları bilgilendirdiğiniz için Allah’ın nimeti üzerinize olsun. Biz inananlar el ele çalışıp, dünyayı yan yana sevgi, saygı, kardeşlik ve sonsuz barış içinde yaşayacağımız o büyük gün için dünyayı hazırlayalım. Sayın Oktar’a sormak istiyorum. Tek gerçek ve yaşayan Rab’be inananlar olarak kendimizi ve çevremizdekileri nasıl Moşiah Mehdi (a.s.)’ye karşılıklı saygı ile birlikte hazırlayabiliriz. İslam dünyasının en büyük barış elçilerinden birine selam ve sevgilerimle” diyor, Haham Moşe Linhard kardeşimiz. Mesela bak, bu kardeşimiz de Musevi, aynı zamanda mason kardeşimiz fakat İslam’ın, İslam dininin dünyaya hakimiyetini isteyen bir insan. Çünkü asıl olan Tevrat da, İncil de, Kuran da aynı güzelliği ister. Allah’ın birliği, Cennete Cehenneme inanmak, kadere inanmak, Allah’ın Meleklerine inanmak. Ama en son gönderilen din olduğu için ve hiç tahrif olmadığı için, hiç değişmediği için ve bir Müslümanın sonraki gelen Peygambere inanması da şart olduğu için; çünkü biz mesela Hz. Nuh (a.s.) zamanındayız diyelim ve yahut Hz. Yusuf (a.s.) zamanındayız. Bir sonraki Peygamber geldiğinde inanmak durumundayız. Biz Yusuf (a.s.)’u, tamam çok seviyoruz. Biz Yusuf (a.s.)’u bırakmış olmuyoruz ona inanmakla. Hz. Süleyman (a.s.), bir sonraki Peygambere daha inanacağız. Sonra Hz. İbrahim (a.s.), İbrahim (a.s.)’den sonraki Peygambere. Hz. Musa (a.s.) geliyor, Hz. Musa (a.s.)’dan sonra gelen Peygambere. Musa (a.s.)’dan sonra kim geldi? İsa (a.s.) geldi. İsa (a.s.)’ya inanmakla mükellefiz. İsa (a.s.)’dan sonra kim geldi? Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.). Biz ona inanmakla mükellefiz. Mesela dün akşam da baktım, inceledim, Kuran nur gibi bir kitap. Yani en ufak ne bir ilave, ne bir ek; saf vahiy, saf vahiy ve bir insan okuduğunda en ufak bir tedirginlik duymaz kalbinde. Yani “acaba bu neden böyle? Niye böyle olmuş?” diyeceği gibi hiçbir şey yoktur. Kafası da karışmaz. “Şu kısım vahiy midir? Şu kısım söz müdür? Şu kısım yorum mudur?” diye de bir şey yok. Saf vahiy ve Allah’ın her konuyu tam vuzuhata kavuşturduğu bir kitaptır. Mesela biz Cenneti öğrenmek istiyoruz, değil mi? Bir bakıyoruz Kuran’a çok kapsamlı ve mükemmel bir anlatımla Cennet anlatılmış. Ne Tevrat’ta, ne İncil’de Cennet çok kapsamlı anlatılmaz. Tevrat’ta çok kapalı anlatılır, çok azdır. İncil’de de kısmen gelişmiştir. Ama Kuran’da çok kapsamlı anlatılmıştır. Yine Cehennem de aynı şekilde çok kapsamlı anlatılmıştır. Tevrat’ta kısmen anlatılmıştır. İncil’de yine biraz daha geniş, ama Kuran’da mükemmel anlatılmıştır. Kuran’ın hemen hemen her yerinde mucizelerini görürüz. Kuran mucizelerini görürüz. Onun için gerçek bir Musevinin mutlaka Kuran’a iman etmesi gerekir. Ve mutlaka Muhammedi olması gerekir, ki gönlü rahat olsun, kafası ferah olsun. Hz. Musa (a.s.)’ya da o zaman coşkusu ve sevgisi hiç pürüzsüz ve mükemmel olur. Hiç pürüzü olmaz. Gerçek bir İsevi’nin, Hz. İsa (a.s.)’yı sevenin Kuran’a tabi olması durumunda Hz. İsa (a.s.)’yı aşkla sever, çok pürüzsüz sever, çok net sever, kafası ve vicdanı son derece rahat olur. Hz. Meryem’e sevgisi mükemmel olur. Çünkü Kuran, Hz. İsa (a.s.)’yı uzun uzun övüyor ve Cenab-ı Allah, “onu dünyaya hakim edeceğim” diyor, Hz. İsa (a.s.)’yı. Sen Hz. İsa (a.s.)’yı seviyorsan, bak, Allah sana dünya hakimiyeti söylüyor ve “geri göndereceğim” diyor Allah, “geri getireceğim,” “Dünya’ya getireceğim.” “Ve sana uyanları Kıyamete kadar küfrün üstüne geçireceğim.” Yani “Darwinist, materyalist hiçbir şey kalmayacak” diyor Allah. “Sadece İslam kalacak ve bunu Hz. İsa (a.s.)’ın vesilesiyle yapacağım” diyor. Ama biz tabii ki ne Musevi kardeşlerimizi zorlarız, ne Hristiyan kardeşlerimizi zorlarız. Sadece teklif getiririz. Ama benim gördüğüm gizlice Müslüman olan çok fazla Musevi kardeşimiz var. Gizlice Müslüman olan çok fazla Hristiyan kardeşimiz var. Çünkü toplum baskısı çok şiddetli. Mesela bir Hristiyan Müslüman olduğunda işinden atıyorlar, okulunda baskı görüyor, ailesi bağlantısını kesiyor, yani muazzam bir baskı görüyor. Bazen de Müslümanlar tam sahip çıkmıyorlar, ki çok acayiptir sahip çıkmamaları. Aynı şekilde bir Musevinin de Müslüman olması konumunda acayip baskı görür. Çok baskı görebilir, hatta dinsiz bir Museviden de baskı görebilir. Onun için gizlice Müslüman olmuş insanların olduğunu da bilecekler. Velev ki Müslüman olmasa dahi içinde, kalbinde Peygamberimiz (s.a.v.)’e bir sevgi kaldıysa, Kuran’a karşı muhabbet kaldıysa içinde, aşkla seviyorsa fakat henüz bunu dillendirmediyse, o da büyük bir güzelliktir, o da bir başarıdır. Fakat hiç iman etmese dahi, yani Kuran’a iman etmiş olmasa dahi, yine Ehl-i Kitap’tır, yine kardeşimizdir.
Çünkü ben bunu anlatıyorum, kardeşlerimiz bir türlü anlamak istemiyorlar. Kuran’da, tamam, Musevileri eleştiren ayetler var ama o devirde eylem yapan Musevileri eleştiren ayetler var. Yani bir Musevi sonsuza kadar anormaldir, yanlıştır diyen bir Kuran ayeti yok. Bir kere Allah böyle mantıksız bir şey zaten söylemez. Bu bir zulümdür, böyle bir şey yapmaz Allah. Bu pagan dinlerinden gelen bir şeydir. Mesela lanetlenmiş bir nesil vardır, hepsi lanetlidir. Çocuğu da lanetlidir, onun torunları da lanetlidir. Bu pagan inancıdır, putperest inancıdır. Böyle bir şey olmaz. Allah ilgili kişi kimse onu lanetler. Kim yaptıysa onu lanetler. Masumu Allah lanetlemez. Her insan doğuştan İslam fıtratı üstüne doğar. Ayet var; her insan İslam fıtratına göre doğar. Dolayısıyla bir çocuk, mesela Musevi bir çocuk masumdur, Hristiyan bir çocuk masumdur. Bilmiyor çocuk, teklif de gelmemiş ona. Potansiyel Müslümandır, potansiyel İslam’ı yaşayacak insandır. Ama olmamış dahi olsa Ehl-i Kitap ile Kuran bizim evlenmemizi caiz görüyor, Cenab-ı Allah. Yani Hristiyan ve Musevilerle evlenmemizi. Bir insanın ömür boyu aynı yastığa baş koyacağı hanımıyla evlenmesi ne demek? Hanımına “ey kafir mi?” diyor, ne diyor? Hanımcığım, canım ciğerim, sevgilim, aşkım, ne diyorsa hepsini söylüyor eşine. Hani senin dediğin üslup? Karısına güveniyor, parasını veriyor, çıkıyor gidiyor. Çocuklarına baktırıyor, adamın kendi çocukları, karısı bakıyor çocuklarına. Adam gözünü kapatıyor, uyuyor; güveniyor ona. Bak, Allah diyor; “yemeklerini yiyeceksiniz. Size izin verildi. Yemeklerini yiyeceksiniz” diyor. Pişirdiği yemeği yiyorsun, aynı yatakta yatıyorsun; eşin, çocuklarının annesi, iltifat ediyorsun, gönül alıyorsun. Kuran bunu caiz görmüş. Senin anlattığın ne? Sen “tutup keselim, doğrayalım” diyorsun. Adam karısını mı kesecek yani, senin dediğine göre şimdi? Çocuklarının annesini mi doğrayacak? Bunun yanlış olduğunu, garip olduğunu, anormal olduğunu Kuran bize gösteriyor. Bunu anlamazlıktan gelmenin alemi yok. Mesela ayette diyor Cenab-ı Allah; “size en yakın olarak Hristiyanız diyenleri bulursunuz” diyor Allah, “Hristiyanız.” Bu ayet, ne bu? Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak, “size en yakın olarak Hristiyanları.” Allah Hristiyanlara da şefkat göstermemizi istiyor. Musevilerle de zaten evlenilir. Kestiği yenir Musevinin, çünkü tek Allah’a inanıyor, bir Allah’a inanıyor. Kestiği yenir veya Hristiyan da tek Allah’a inanıyorsa onun kestiği de yenir. Çünkü Allah diyor; “onların yemekleri artık size helal” diyor. “Bu ayet benim için bir şey ifade etmiyor” diyorsa adam, benim ona lafım yok. Yani evleniyorsan, onun pişirdiğini yiyorsan, aynı evde yaşıyorsan, o senin kardeşindir. İnsan karısına kardeşim diyemez mi? Yahut farz edelim damat oluyor, kardeşleri oluyor, oğlu oluyor, babası falan oluyor, değil mi? “Kızım” diyor. “Babacığım” diyor o da ona. Mesela başkası da ona “kardeşim” diyor. “Ey kafir!” “Ey zalim!” demiyorlar. Bu Kuran ayetleri bu kadar açıkken, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kavli sünneti ortadayken, fiilen; mesela Maria annemiz Hristiyandı. Hristiyan cariyeydi. Peygamberimiz (s.a.v.) onu aldı. Anlamazlıktan gelmenin alemi yok. Sahabelerin birçoğu Musevi hanımlarla evlendi, Hristiyan hanımlarla evlendiler, Kuran’ın bu izni üzerine. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında sahabeler putperestlerin azgın baskısından dolayı Hristiyanların yanına hicret ettiler. Gittiler onların evlerinde oturdular, onların yemeklerini yediler, orada yaşadılar, onlarla arkadaş oldular. Yani adam hicret edip gittiği kişiye “ey kafir!” mi der? “Ey kafir! Ben senin yanına sığınmaya geldim” mi diyecek? Arkadaş olarak, dost olarak gidiyor. Sığınıyorsun işte; canını, sahabeler canını teslim etmeye gidiyor, oradaki insanlara. Müşriklerden kaçıyor, canını onlara teslim ediyor; onun yanına gidiyor, onun evine gidiyor, evinde kalıyor, yemeğini yiyor ve onların koruması altında oluyor, onların korumasına giriyor. Onların koruyacağını bildiği için onun yanına gidiyor. Necaşi’nin yanına gittiler. Hristiyandı Necaşi. Bütün bunları yok saymak, bir de fiilen yaşanmış olayları yok saymak cahillik olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) cübbesini çıkarıp onların altına seriyordu, Ehl-i Kitap’tan insanlar geldiğinde, onları ağırlıyordu. Bütün bunlar ortadayken, böyle kin ve nefret tohumları atmaya kalkmak, ortalığı birbirine katmaya kalkmak, bu doğru değil...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler