Adnan Oktar`ın 5 Aralık 2010 tarihli Tv Kayseri röportajından
ADNAN OKTAR: ...Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Elif, Lam, Mim. Allah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O, sana Kitab’ı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat'ı ve İncil'i de indirmişti.” Bak; “O, sana Kitab’ı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi.” Demek ki silsile olarak kitaplar devam ediyor. Dolayısıyla gerçek bir Müslümanın, gerçekten Müslüman olmak isteyenin mutlaka Hak Kitabı takip etmesi, en son Hak Kitaba uyması gerekiyor. Mesela nasıl olacak? Tevrat. Tevrat’tan önce Hak Kitap var mıydı? Vardı. Tevrat geldi, Tevrat’a uydular. Tevrat’tan sonra İncil; İncil’e uyacaklar. İncil’den sonra ne? Kuran. Kuran’a uyacaklar, inşaAllah. “Bundan (Kur’an’dan) önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler.” Yani; “hidayetlerine vesile oluyordu” diyor Cenab-ı Allah, “Tevrat ve İncil, Kuran’dan önce.” “Doğruyu yanlıştan ayıran (Furkan)ı da indirdi.” Yani Kuran’ın bir özelliğini de Allah açıklıyor, Furkan özelliğini; doğruyu yanlıştan ayırt etmesi. “Gerçek şu ki, Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah güçlüdür, intikam alıcıdır.” Bak; “Allah'ın ayetlerini inkar edenler için” yani Kuran ayetlerini inkar edenler için, “şiddetli bir azap vardır.” Allah tehdit ediyor. “Allah güçlüdür, intikam alıcıdır.” Çünkü nur gibi Kuran varken bir kişi bunu görmezlikten geliyorsa vicdanına uymuyor demektir. Çünkü ayette diyor; “vicdanları kabul ettiği halde” diyor, “zulüm ve büyüklenme dolayısıyla inkar ettiler.”
Bugün de okudum ben, dün de baktım, Tevrat’a da baktım, İncil’e de baktım. Tevrat’ta mesela çok güzel, iç açıcı, insanın ruhunu ferahlatan, çok güzel hak izahlar var. İncil’de de çok güzel hak izahlar var. Ama ilave bölümler de var. Zaten kimse de inkar etmiyor; “doğru” diyorlar, “böyle” diyorlar. Ama Kuran’a bakıyoruz; kelimesi kelimesine vahiy, tamamı saf vahiy. Ne güzel, ne büyük rahatlık, ne büyük kolaylık ve insanın vicdanı, huzuru tam oluyor Kuran’da. Yani hiçbir rahatsızlık duyulacak bir yönü yok, maşaAllah. Ama mesela Tevrat’ı okurken, İncil’i okurken mutlaka yanlış olan yerleri geçmemiz gerekiyor. Çünkü tarih bölümleri var, hiç alakasız bölümler var… Yani biz vahiy arıyoruz, Allah’ın saf vahyini arıyoruz. Ben tarih bilgisi istemiyorum. Tarih bilgisi ayrı bir konu. Ben, bana Allah’ın Cebrail kanalıyla indirdiği saf vahyi arıyorum. Saf vahiy Tevrat’ta hangi bölümdeyse; tamam. Onu nasıl anlayabiliriz? Kuran’a uygunluğuyla anlıyoruz. Kuran’a uymadı mı alamayız.
Evet. 285, Bakara Suresi. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Elçi,” yani Peygamberimiz (s.a.v.) “kendisine Rabbinden indirilene iman etti.” Peygamber (s.a.v.) nereye iman ediyor? Kuran’a iman ediyor. Peygamber (s.a.v.) neyle hareket ediyor? Kuran’la hareket ediyor. O da kendine göre hareket edemez; Kuran’a göre hareket eder. “Mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine inandı.” Bak, “Mü'minler de. Tümü” tümü “Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine” bütün Peygamberlere “inandı.” O zaman gerçek bir Hıristiyan, gerçek bir Musevi ne yapacak gerçek bir mümin olmak için? “Tümü” bir kere Allah’a inanacak; bir, Allah’ın birliğine. İki; Meleklere inanacak. Üç; bütün Kitaplara inanacak, gelmiş geçmiş bütün hak kitaplara inanacak ve Kuran’a inanacak. Çünkü o da Allah’ın Kitabı. Son kitap olduğu için özellikle Kuran’a iman edecek.
“Ve elçilerine inandı.” Son Peygamber de Resulullah (s.a.v.) olduğu için ona da iman edecek. "O'nun Elçileri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz.” Hz. Musa (a.s.)’a da inanıyoruz, Hz. Yusuf (a.s.)’a da inanıyoruz, Hz. Nuh (a.s.)’a da, Hz. İbrahim (a.s.)’a da. Fakat çok hayatî bir nokta var; son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e de iman ediyoruz, değil mi? “İşittik ve itaat ettik.” Duyduk, işittik ve itaat ettik. İtaati yerine getiriyoruz; Kuran’a tabi oluyoruz. “Rabbimiz bağışlamanı (dileriz).” Bizi affet. “Varış ancak Sanadır" dediler. Müminin vasfı budur. “Ben gerçek Musevi olmak istiyorum” diyorsa, Kuran’ın hak kitap olduğuna ve Kuran’a tabi olacak. O zaman gerçek Muhammedî oluyor; gerçek Muhammedî olunca da gerçek Musevi olur, gerçek İbrahimî, gerçek Nuhî olur. Biz mesela –haşa neuzübillah- Hz. Nuh (a.s.)’ı inkar etsek ama bütün Peygamberleri kabul etsek; “Hz. Nuh (a.s.)’ı kabul etmiyorum” dedin mi bitti, dinle alakan kalmaz. “Hz. İsa (a.s.)’ı kabul etmiyorum” dedin mi dinle alakan kalmaz. Bir Musevi de Hz. Muhammed (s.a.v.)’i inkar etti mi aynı konumda olur. Bir İsevi de aynı şekilde Hz. Muhammed (s.a.v.)’i inkar etti mi aynı konumda olur. Bütün Peygamberleri kabul etmek Müslümanlık için şarttır, değil mi? Yani bir Müslüman kardeşimiz dese ki; “ben Hz. Yusuf (a.s.)’ı kabul etmiyorum ama bütün Peygamberleri kabul ediyorum.” Dinle alakası kalır mı? Kalmaz. Hıristiyanlığa ve Museviliğe göre de kalmaz. O zaman? Kuran’ın hak kitap olduğunu yedi yaşındaki çocuğa bile göstersen anlar; çok açık.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler