Adnan Oktar`ın 2 Aralık 2010 tarihli Kahramanmaraş Aksu Tv ve Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Ama kardeşlerimiz bu yasaklamanın üzerine gitsinler. Her yerde Risale-i Nur’u düz okumanın üzerinde dursunlar. Bakın bunda bir iddia da yok. Risale-i Nur'u dümdüz okuyacak, yalan söylemelerine, Bediüzzaman’a iftira atmalarına müsaade etmeyecek kardeşlerimiz. Sadece bu kadar, sadece dürüst konuşmalarını sağlayacaklar.
Mesela bak Bediüzzaman ne diyor? Kastamonu Lahikası, sayfa 72, Tarihçe-i Hayat sayfa 258; Hizmet Rehberi, sayfa 267; Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 153; “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir.” Şimdi neyse bu, neyse bunun anlamı, düz anlamı, bunun üzerinde dursun kardeşlerimiz. Buna bir ilave, ek, çıkartma yaptırmasınlar, bu konuşmaya. Bunu böyle ahir zaman batın rahiplerine tebliğ ederlerse, “bize bunları anlatın” derlerse, çok sapkın izahlar çıkar. Ahir zamanın bunamış batın rahiplerine değil, Risale-i Nur’a güvenecekler, Bediüzzaman’ın bizzat kendisine güvenecekler. Risale-i Nur’a zarar getiremediler Allah’a çok şükür. Değiştirmeye çalıştılar ama yine de beceremediler. Ona da müsaade etmedik. Basımlarda, birkaç yerde değiştirmeye çalıştılar, müsaade etmedik. O zaman Bediüzzaman yaşadığına göre, hayatta olduğuna göre, kitaplarıyla hayatta olduğuna göre, doğrudan Bediüzzaman’dan ders almak varken, ahir zamanın batın rahiplerinin aldatmacalarına kulak verirse Nur Talebeleri delalete düşerler, hata ederler. Ahir zamanın yalancı rahiplerine, batıni yalancı rahiplerini dinlemesinler. Doğrudan Bediüzzaman’ı Üstad kabul etsinler, doğrudan Bediüzzaman’ın dersine katılsınlar. Bediüzzaman “doğrudan ben konuşuyorum” diyor, “Risale-i Nur da.” “Benimle sohbet etmek isteyen doğrudan Risale-i Nur okusun” diyor. “Ben onlarla birebir konuşmuş olurum” diyor. Bediüzzaman'la doğrudan sohbet etmek varken, gidip yalancı, aldatıcı ahir zaman rahipleriyle sohbet eder ve onların yalanlarına ve düzmelerine inanırlarsa bu samimiyetsizlik olur, dürüstlük olmaz.
Mesela bak Bediüzzaman ne diyor yine? “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lâm’lar ve mim ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra,” yani 100 yıl sonra, yaklaşık 2010 oluyor, yani şu içinde bulunduğumuz vakit oluyor. “Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise,” yani “deccaliyeti dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi (a.s.)'ın şakirtleri (talebeleri) olabilir.” Buna ilave, eke gerek yok. Ne diyorsa Bediüzzaman bunu bu şekilde alacaklar. Eskiden bu sahtekar batın rahipleri, göğüslerini gere gere hatta alaycı ve üstten bakan bir üslupla, gevrek bir sesle Müslümanlara yalan söylemekten çekinmiyorlardı. Enaniyet de kaplıyordu bunları, kendilerini acayip beğeniyorlardı, sonra iki paralık sahtekar konumuna düştüler şu an. Kardeşlerimiz bunu sürekli anlatarak, Bediüzzaman’ın dersine doğrudan tabi olarak bu sahtekarlara göz açtırmasınlar. Bunların aşağılık sahtekar olduğunun iyice halkın gözünde anlaşılması için bol ısrar, bol anlatım, her yerde anlatım çok önemlidir. Ne kadar anlatıp, ne kadar çok yayarlarsa o kadar bu sahtekarlar köşeye sıkışır ve o kadar ezilirler. Mesela onların hiç hesaba etmediği bir şeydir. Televizyonlardan, radyolardan, bizim Bediüzzaman’ın bu ifadelerini açık, alenen anlatacağımızı zannetmiyorlardı. Onlar milleti korkutarak dershanelerden kovarak, hakaret ederek, aşağılayarak bu konuyu ört bas edeceklerini zannediyorlardı. Bak, bütün dünya duyuyor şu an onların gizlediklerini, değil mi? Emek emek yıllarca gizlediklerini, batın rahiplerinin uğraştıklarını, biz kapısını kırıp açtık. Güya Risale-i Nur’u değiştireceklerdi, değiştiremiyorlar. Bediüzzaman’ın dediklerini olduğu gibi aktarıyoruz. Bakın ilave de yapmayalım, çıkarma da yapmayalım. Ne ise aynısını söyleyelim, Bediüzzaman’ın.
“İstikbal-i dünyeviyede, 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib, yakın zannetmişler.” 1400, 1410 değil, 1411 değil, 1328 değil, 1400. Bak “istikbal-i dünyeviyede,” dünyanın geleceğinde, “1400 sene sonra,” yani 1980, Hicri 1400, 1980 tarihini veriyor, “1400 sene sonra gelecek,” gelmiş değil, bak; “gelecek bir hakikati,” bir gerçeği, “asırlarında,” kendi zamanlarında, “çıkacak zannetmişler” diyor. Sahabeler beklemişler...
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Fecr-i Sadık, Risale-i Nur'dan Hikmetler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler