Adnan Oktar`ın 2 Aralık 2010 tarihli Kahramanmaraş Aksu Tv ve Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR:...Şimdi bu mübarek şahıslar, üstadlar bize Mehdi (a.s.)’ı bu kadar detaylı tarif ettiklerine göre ve Mehdi (a.s.)’ın gelişini bu kadar müjdelediklerine göre artık bizim yapacağımız Resullulah (s.a.v.)’in tarif ettiği şekilde o Mehdi (a.s.)’ı aramaktır. Çünkü Bediüzzaman ne diyor? “Hicri 1400’de gelecek” diyor, değil mi? Aynı şekilde Şeyh Nazım Hocamız da “1400’lerde Mehdi (a.s.) görevinde” diyor ve “yetmiş yıl var” diyor ve “Hz. İsa (a.s.) da bu süre içerisinde çıkacak” diyor. Bunun dışında Şeyh Nazım Hocamız veyahut Bediüzzaman Hazretleri Mehdi (a.s.)’ın boyu şöyledir, görünümü böyledir, geliş alametleri böyledir dememiştir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) demiş zaten. Peygamber (s.a.v.)’in dediğine onların bir ilavesi olmaz, değil mi? Nasıl ilavesi olsun?
İlave değiştirme demektir, çıkartma da yapamayacaklarına göre, o zaman zaten bildirildiği için Müslümanın yapacağı görev nedir? Hadislere bakıp Mehdi (a.s.)’yi beklemek ve Mehdi (a.s.)’ı aramak. Mesela diyor; “çeşitli ülkelerden alimler gelirler, Mehdi (a.s.)’ı ararlar” diyor ve Mehdi (a.s.)’a "sende şu, şu alametler var derler” diyor. Demek ki Müslümanlar alametleri bilecekler. Alametlerle arayacaklar. Önce neye dikkat edecek? Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerine. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametleri nedir? Deccal’in çıkması, süfyanın çıkması gerekiyor ki tedavi için Mehdi (a.s.) gelsin. Hastalık olacak ki doktor gelsin, değil mi? Gece olacak ki gündüz olsun. Allah geceyi meydana getirdi, hastalığı meydana getirdi, deccaliyeti meydana getirdi, süfyanı çıkarttı. Bediüzzaman da ayrıca detay vermiş, tarihini de veriyor bakın. Aynı şekilde Şeyh Nazım Hocamız da tarihini de veriyor ve “geriye de yetmiş yıl kalmıştır” diyor. Biz müminler, Müslümanlar olarak da ne yapacağız? Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği, Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerini bir kere çok detaylı bileceğiz. Bunu örtbas etmek isteyenlere itibar etmeyeceğiz. İşte Kabe baskını, Fırat’ın suyunun kesilmesi, on beş gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları, bütün yani, bütün bu deliller, daha önce de saydığımız, bizi izleyen kardeşlerimiz ezberden biliyorlar, bu alametlere bakıyoruz, bu şeyh efendilerin, bu mübarek insanların sözleri tam tasdik eden sözler. Çünkü onlar da zaten hadisten almışlar, değil mi? Şeyh Nazım Hocamızın veyahut Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.)’ı tarifi olmadığına göre, yani kaşı şöyledir, gözü böyledir, “şu alametlerle çıkacak” demiyor Bediüzzaman. Belirli derecede söylüyor. Çünkü Peygamber (s.a.v.)’in açıklamasına ilaveler olamayacağı için. O zaman biz Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıklamalarına bakıp Mehdi (a.s.)’ı aramakla mükellefiz. “Mehdi (a.s.) ile müjdelenin” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Mesela “Bediüzzaman boyunu posunu tarif etmedi, çıkış alametlerini tarif etmedi, o zaman bizim ilgilenmemize gerek yok” diyemeyiz. “Şeyh Nazım Hocamız çıkış alametlerini saymadı, görünümünü anlatmadı, o zaman bizim ilgilenmemize gerek yok” diyemeyiz. Çünkü onlar zaten Peygamber (s.a.v.)’in hadislerine dayandırarak söylüyorlar, değil mi? Biz de Peygamberimiz (s.a.v.)’in o hadislerine bakıp Mehdi (a.s.)’ı aramakla mükellefiz. Yani Bediüzzaman’a değer veriyoruz, önem veriyoruz, Şeyh Nazım Hocamıza değer veriyoruz, önem veriyoruz, Resullullah (a.s.)’a kıyası kabil olmayacak derecede önem veriyoruz. En büyük mürşit o, en büyük kaynak o. O anlattığına göre, “o beni ilgilendirmez” diyorsa, o zaman bunu diyen samimiyetsizdir ve yalan söylüyordur, dürüst değildir. Müslümanlığı da şüpheli olur, eğer tabii böyle inanıyorsa, Ehl-i Sünnet inancındaysa ve Mehdi (a.s.)’ı bekliyorsa. Ama başka inançtaysa tabii, onları tenzih ederim, o kendi kafasına göre nasıl istiyorsa yapar, istediğini yapar. Ona karışmam.
Mesela bazı hadisler var bununla ilgili. “Abdüllazim bin Abdullah-El Haseni der ki: İmam Muhammed Takî Aleyhisselam’ın şöyle buyurduğunu duydum: "Oğlum Ali öldükten sonra bir meşale zuhur edecek sonra gizli bir meşale (Hz. Mehdi (a.s.) doğacak). Kalbine şüphe düşürenlere eyvahlar olsun. Ve dinine doğru koşan gariplere ne mutlu. Sonra öyle olaylar vuku bulacak ki, olan olaylardan saçlar ağaracak ve yüce dağlar yerinden oynayacak. Yani öyle müthiş olaylar vuku bulacak ki insanların imanı tıpkı dağ gibi gevşeyecek ve çözülecek."” Yüce dağlar yerinden oynayacak, yani dağ gibi insanlar bile yıkılacaklar. Mesela büyük alim denen insanlar bile devrilecekler.
“Sedir-i Seyrefi der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık Aleyhisselam’dan duydum ki: "Hakkı gasp olunan,” her yerde aleyhinde faaliyet var, tutuklanıyor, baskıya uğruyor, her yerde aleyhinde faaliyet var, “hakkı gasp olunan ve inkar olunan,” “Mehdi (a.s.) yoktur,” “gelmeyecektir,” “geçmiştir,” bir şekilde inkar olunan, “mazlum imamınız,” yani masum olan imam, “bu (gaybetin) sahibi,” gaib olan, “(Hz. Mehdi (a.s.)) onların arasında dolaşır.” Yani çarşılarda, Müslümanların arasında, camilerde, sokaklarda dolaşır. “Pazarlarında gezer, onların bastığı yerlerden geçer,” caddelerden geçer, “ama onlar Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanımazlar.” Neden tanımıyorlar? Çünkü ilgilenmiyorlar. İlgilenmeyince tanıyamazlar. Ama iyi bilgisi olan bir insan imanının nuruyla Mehdi (a.s.)’ı tanır. “Ta ki sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf (a.s.)’a verdiği gibi ona izin verir.” Yani Mehdi (a.s.) demek ki Mehdiyet’i anlatacak, insanlara tarif edecek. Bakın, hadiste ne diyor; “Ta ki sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf (a.s.)’a verdiği gibi ona izin verir.” Cübbeli ne diyor? Kürsülerde, minberlerde, ahir zamanda Mehdiyet’in anlatılması duracak, durdurulacak. Deccaliyetin bir etkisiyle, şeytanın bir etkisiyle bu olacak” diyor. “Bu Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir” diyor özetle, mealen. Buna karşı da Mehdi (a.s.) sürekli Mehdiyet’i müjdeleyerek, Mehdiyet’i anlatarak bu şeytanın oyununu, deccaliyetin oyununu Resulullah (s.a.v.)’in hadisleriyle kırıp yıkacak. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olarak Mehdi (a.s.) talebesi olarak bu görevi yapmaya çalışıyoruz, inşaAllah. Mesela “Sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf (a.s.)’a verdiği gibi ona izin verir.” (Gaybet-i Numani, s. 189)
“Amr bin Sa'd, Emirülmüminin Ali bin Ebi Talib aleyhisselam'dan nakleder: "Ali'nin Rabbi’ne andolsun ki hüccet (Hz. Mehdi (a.s.)),” Mehdi (a.s.)’ın özelliği delille konuşmasıdır ve delillidir Mehdi (a.s.), her şeyi delil üzerinedir. Fiziki görünümü delillidir, çıkış alametleri delillidir, hep hüccetle konuşacaktır ve Allah’ın hüccetidir, delillidir Mehdi (a.s.). Ve aynı zamanda gaibdir. Yani bilinmeyen, bilinmeyendir. Mehdi (a.s.)bilinmezliği ortadan kaldıracağını anlatıyor burada hadiste; “sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf (a.s.)’a verdiği gibi ona izin verir.” Tabii Mehdi (a.s.), “ben Mehdi (a.s.)’ım demeyecek ama Mehdiyet’i insanlara anlatarak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini anlatarak, minberlerde yasaklanan, minberlerde durdurulan, hutbelerde durdurulan Mehdi (a.s.), İsa (a.s.) ve deccal konusunu çok kapsamlı halka anlatacak, herkes de bunu duyacak, inşaAllah. “Hüccet (Hz. Mehdi (a.s.)) ayakta olacak, dünyanın yollarında yürüyecek, evlere ve saraylara girecek.” Saraylar nerede var? İstanbul’da var. “Bu yerin doğusunda ve batısında gezecek, sözleri duyulacak, cemaate selam verecek, görecek ama vaadedilen zamana ve gökten şu ses gelene kadar bilinmeyecek.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 167) Radyolardan, televizyonlardan aşikar halde duyuluncaya kadar bilinmeyecek. Gökten gelen ses odur. Radyolar, televizyonlar, internet.
“Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Eskimiş ipi kopan bir kolyenin taneleri gibi birbiri ardına gelen alâmetleri beklesinler."”(Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî) Bir kolye var, üzerinde taşlar var, süslü taşlar var ama eskimiş. İpi koptu mu hepsi gider, değil mi? Ama sırayla gider, o ipe takılı oldukları için. Kader ipine takılı olduğu için de olaylar peş peşe. Mesela Fırat’ın suyunun kesilmesi, kuyruklu yıldızların çıkması, on beş gün arayla Ay ve Güneş tutulması, Kabe’nin işgali, bu diğer olaylar, bütün o saydığımız diğer olaylar peş peşe olacaklar” diyor. Ebû Hureyre (r.a.) Tırmizi’de söylüyor.
ALTUĞ BERKER: Hocam Kasım 79’da Kabe baskını, İran-Irak Savaşı, Afganistan işgali, hepsi aynı ay içinde oldu hocam, peş peşe. 1979 Kasım.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Peş peşe, tesbih tanesi gibi. Ebû Hureyre (r.a.), Tırmizi. Sahih hadis kitabıdır Tırmizi. “Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir, bir dizideki boncukların art arda kopması gibi.” (Ramuz-El Ehadis, 277/6) Peki bu alametler olduğunda bunu anlatıyorlar mı? Cübbeli diyor ki; “bunları anlatmayacaklar. Bunu nasıl anlatmazsınız, nasıl anlatılmaz? Çok önemli bunların anlatılması” diyor. Sen niye anlatmıyorsun? Değil mi? Bak, en başta anlatmayan sensin, sen gizliyorsun. Bak, biz senin eski bantlarını, eski konuşmalarını ortaya çıkarıp, seni konuşturuyoruz.
ALTUĞ BERKER: Geminin patlamasını unuttum. O da Kasım 1979’da. Hepsi aynı ay içinde.
ADNAN OKTAR: Tabii, maşaAllah, hepsi peş peşe oldu, evet.
“Hz. Huzeyfe anlatıyor: "Resulullah (s.a.s) bir gün kalktı; bize kıyamete kadar olacak şeyleri anlattı."” “Bunları birçok kişi hafızasında tuttu” diyor. “Resulullah (s.a.v.)’in haber verip de, benim zamanla unuttuğum şeyleri, o şey olduğunda hatırlıyorum” diyor. Tıpkı, kişi birisini yokluğunda hatırlamayıp onu gördüğünde tanıması gibi. Sonra olaylar oldukça gördüm ve hatırladım” diyor. (Tirmizi, Fiten, 23)
“Ebu Hureyre (r.a.)’dan rivayetine göre, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Benim ile onun (Hz. İsa (a.s.)’ın) arasında başka bir Peygamber yoktur. Şüphesiz ki o, (yeryüzüne) nazil olacaktır."” Yeryüzüne inecektir Hz. İsa (a.s.). “Onu gördüğünüz zaman, kendisini tanıyınız.” Bak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in emri, bütün ümmetine emri, “gördüğünüz vakit tanıyın” diyor. “Şimdi şemailini veriyorum” diyor Peygamberimiz (s.a.v.); “O, orta boylu kırmızıya çalan beyaz tenli bir kişidir. Üzerinde iki elbise vardır. Ona bir ıslaklık bulaşmadığı halde sanki başından su damlıyor gibidir.” Yani saçları çok kaliteli ve dolu dolu, pırıl pırıl, saydam gibi saçları. “İslam uğrunda insanlarla mücadele edecektir.” Fikren mücadele edecektir. “Putu kıracak. Domuzu öldürecek ve cizyeyi kaldıracaktır. O mesih deccali helak edecek,” etkisiz hale getirecek, “dünyada kırk yıl kalacaktır. Sonra vefat edecek ve sonra Müslümanlar onun cenaze namazını kılacaktır.” (Ebu Davud) Sahih hadis kitabı, Melahim 14. Bak, “onu gördüğünüz zaman kendisini tanıyın.” Neden şemailini veriyor? Tanımamız için veriyor. Mehdi (a.s.)’ın şemailini niye veriyor? Onu tanımamız için veriyor. Bak, “onu tanıyınız” diyor. Onu gördüğünüz zaman kendisini tanıyınız. Peygamber (s.a.v.)’in emri. Hani Peygamber (s.a.v.)’i sevenler, hani Peygamber (s.a.v.)’in emrini yerine getirenler? Bakın talimat var Peygamber (s.a.v.)’den. Niye anlamazlıktan geliyorsunuz? Çok az da olsa böyle insanlar var, onları düzeltmek için bunları anlatmak durumundayız.
“Ayrıca,” bak, deccal için de diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.), detaylı olarak deccali anlatmış; “şahıs onu görünce,” deccali görünce, “Allah’ın Resulü’nün tarif ettiği şekilde bulduğu için tanıyacak.” Demek ki Resul (s.a.v.)’in tarif ettiği gibi, görünce tanıyor. “Ve şöyle haykıracak: "Ey insanlar! İşte Resulullah (s.a.v.)’in anlattığı deccal."” “Ey insanlar! İşte Resulullah (s.a.v.)’in anlattığı deccal” diyecek olan da Mehdi (a.s.)’dır. Yani deccali tarif edecek ve insanlara gösterecektir, inşaAllah.
Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin, o Kureyş’ten ve Ehl-i Beyt’imden bir kişidir.” “Müjdelenin.” Var mı şu an? Bak, Cübbeli diyor; “hiç bir yerde konuşulmuyor artık” diyor. Yasak. Bana Nur talebesi arkadaşlarımız yazıyorlar. “Hocam, biz Fethullah Hocamızın dershanesindeyiz. Biz ne zaman Mehdi (a.s.)’dan bahsetsek hemen konu örtbas ediliyor. Hemen "bu konuları sakın konuşmayın" diyorlar. "Eğer daha da fazla konuşursan seni atarız. Seni göndeririz" diyorlar” diyor. Gerçi bu bir kaç tane kardeşimiz. Fethullah Hocamızın talebelerinin %99,99’u çok mükemmeldir ve böyle bir densizliği yapmazlar. Ama böyle münasebetsizlik yapanlar da var. Çok çok nadir de olsa var. Ben onları uyarıyorum. Bu hem vicdansızlık, hem terbiyesizliktir. Hem Kuran ahlakına uymaz. Çünkü Bediüzzaman’ın söylediğini aynen söylüyor o çocuk orada. İlave yapmıyor, ek yapmıyor, çıkarma yapmıyor. Bediüzzaman ne diyorsa onu söylüyor. Ve Resulullah (sav)’in söylediğini, hadisleri söylüyor. Bunu nasıl yasaklarsın sen? Ve nasıl onu bulunduğu evden dışarıya atmaya kalkarsın? Bu ahlaka, vicdana, imana, Kuran’a sığar mı bu? Ve Nur talebesi olmaya yakışacak bir şey mi bu? Çok büyük terbiyesizliktir, edepsizliktir bu. Bunu yapan densizler olursa kardeşlerimiz yine bana söylesinler, ben buradan gerekirse söyleyeceğim. Yani ifşa edeceğim, şu kişi şudur diye söyleyeceğim, inşaAllah. Çok nadir de olsa böyle vakalar olmaması gerekir, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin. O Kureyş’ten ve Ehl-i Beyt’imden bir kişidir.” Yani seyyidtir. “O insanların ihtilaf ve sosyal sarsıntılar içinde bulundukları bir sırada çıkar.” Yani ihtilaller, hükümetlerin değişmesi, ekonomik kriz, kargaşalar, işgaller. “Hz. Mehdi (a.s.) yeryüzünü, kendinden önce zulüm ve baskıyla doldurulduğu gibi, adalet ve insaf ile (merhametle) doldurur.” (Hz. Ebu Said el Hudri r.a. / Ramuz El-Ehadis 1. cilt, Sayfa 7, No 9; Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)
“Ey insanlar! Mehdi (a.s.)’ın çıkışıyla müjdelenin.” Yine Peygamberimiz (s.a.v.)’in talimatı. “Çünkü Allah’ın vadi gerçektir.” Yani bir kısım bunakların, bir kısım içi geçmiş ahir zaman rahiplerinin, batın rahiplerinin sahtekarlık yapmasıyla bu konuları örtbas etmemek gerekiyor. Ne yapmak gerekiyor? Resulullah (s.a.v.)’in talimatlarına uymak gerekiyor. Ne diyor Resulullah (s.a.v.)? “Ey insanlar! Mehdi (a.s.)’ın çıkışıyla müjdelenin.” Bu müjde kalktı mı bereket kalmaz, Allah esirgesin. İttihad-ı İslam ile müjdelenecek, Türk-İslam Birliği ile müjdelenecek, değil mi? Dünya hakimiyeti ile müjdelenecek Müslümanlar. Müslümanları ümitsizliğe gark etmek, ‘benim hayatım kaydı, sizin de hayatınız kaysın’ mantığı ahlaksızlık ve vicdansızlıktır. Cahilliğinden yapanlar ve yahut bir hikmete binaen yapanlar onlar ayrı tabii.
Bak, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Mehdi (a.s.)’ın biatına koş (ona tabi ol) ve ondan asla vazgeçme. Eğer muvaffak olur da, ona ulaşır ve hidayet olursan ondan asla vazgeçme. Âh -ve eliyle göğsünü göstererek- onu ne de çok görmek isterdim” diyor, maşaAllah. Bak, hadis, sayfa 252.
“Sizden veya sonra gelenlerden birisi ona (Hz. Mehdi (a.s.)’a) yetişirse,” peki, bütün ulema, bütün alimler “Mehdi (a.s.)’ın devrindeyiz” diyorlar. Demek ki yetişmişiz. Yani yetmiş yıl var dediğine göre. Bak Seyyid Salih Özcan Hocamız çıktı, açık açık söyledi Mehdi (a.s.)’ı; “şahıstır” diyor. “Ben Bediüzzaman’dan duyduğumu söylüyorum” diyor. “Bizzat kulağımla duyduğumu söylüyorum” diyor, inşaAllah. “Sizden veya sonra gelenlerden birisi ona (Hz. Mehdi (a.s.)’a) yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa gelsin, ona katılsın. Muhakkak ki onlar hidayet sancaklarıdır.” (Ramuz El Ehadis, 1. cilt, s. 298, no:2) Hidayet sancağı ne demek? Yani insanların hidayetine sebep oluyor. İnsanların Kuran’a bağlanmasına, Resulullah (s.a.v.)’e bağlanmasına, Allah’a aşkla bağlanmasına vesile oluyorlar, inşaAllah...
Web siteleri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler