Adnan Oktar`ın 3 Aralık 2010 tarihli Kocaeli Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Şimdi en dikkat edilecek şey Müslüman gençliğin, Müslüman Türk gençliğinin, Atatürkçü gençliğin, aydın gençliğin en aklı başında yapacakları şey kendi akıllarına da çok önem vermek. Tamam insan büyüğünden akıl alır, öğretmeninden akıl alır, mürşidinden akıl alır, şeyhinden akıl alır ama asıl kendi aklıdır, çünkü biz kendi aklımızdan sorulacağız. Gittiğimizde bizi hocamızdan, öğretmenimizden yahut yöneticimizden sormayacaklar, bizi bizden soracaklar. Bizim ne yaptığımızı bize soracaklar. Onun için bir şeye teşhis koyarken, bir şeyi anlarken; işte benim hocam öyle bir şey varsa o söyler bana, işte deccal varsa o zaten söyler, Mehdi varsa zaten söyler, İttihad-i İslam gerekiyorsa o bana söyler, Türk-İslam Birliği gerekiyorsa o bana söyler, böyle bir olay yok. Bunu bize Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, bunu bize Kuran söylüyor. Kuran’ı, Peygamber (s.a.v.)’i kendine mürşid etmeyen adam; falancayı ben kendime mürşid ettim, eğer öyle bir şey varsa o bana söyler derse, bu böyle olmaz. Çünkü biz imtihan dünyasındayız. Mesela farz edelim tarik ehli bir kardeşimiz, şeyhi var tamam ama şeyhi Cennet’e gidiyor, o Cehennem’e gidiyor. Bu nasıl oluyor peki? Veyahut kendi Cennet’e gider, şeyhi Cehennem’e gider. Demek ki bu tarz bir bağlantı tam anlamıyla kurtarıcı bir bağlantı değil, bununla bunun bir alakası yok. Onun için mesela Mehdi (a.s) çıktıysa, Mehdiyet varsa, İttihad-i İslam gerekiyorsa bunu bana şeyhim söyler yahut mürşidim, hocam bana söyler yahut bağlı olduğum arkadaş grubum bana söyler, böyle bir şey hayvani bir cahillik gerektirir. Adam hıyar tomurcuğu gibidir, çok çok akılsızdır, küt kafalıdır, kafası hiçbir şeye çalışmaz, o adamın koluna girer yürütürsün, ağzına kaşıkla yemek verirsin, artık hayvan gibidir, insanlıktan çıkmıştır, öyle tiplerde tamam. Ama böyle yaban bizonu gibi her şeyi şeyh gösterir, o da gider orada ona göre hareket eder mantığı olmaz, böyle bir şey yoktur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) o zaman niye anlattı bu kadar uzun uzun ahir zaman alametlerini? Kuran neyi anlatıyor o zaman? Müslümana hitap etmiyor mu? Bir bir, bireysel olarak tek tek Müslümanlara hitap ediyor Kuran. Biz Kuran’a bakacağız, hadislere bakacağız ama anlamıyorsan, tanıyana, bilene sorarsın, ayrı mesele. Anlayana Allah diyor; “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Şeytandan Allah’a sığınırım, “bilenlerden sorunuz” diyor Allah. Bilenlerden tabii sorulur ama apaçık gerçekleri, mesela deccaliyeti; “deccaliyet var mı?” Senin iflahın kesiliyor, sen namaz kılamıyorsun. Namaz kıldığını gizliyorsun, Allah’tan bahsedemiyorsun, kendini dinsiz gibi gösteriyorsun.
Mesela bir şeyh efendi var; bu adamın televizyonu da var, tarikat şeyhi, deccalin gelmediği kanaatinde. Peki deccal gelmediyse; sen diyorsun ki müzik haram, sazlı, sözlü, cümbüşlü müzik programlarına kendin katılıyorsun. Neden denildiğinde de, ne yapayım, küfür dalalet beni ezer, mecburum kendimi öyle göstermeye, diyor adam. Daha da beteri, gidiyor cinsi sapıklarla beraber resim çektiriyor. Onun da taktik olduğunu söylüyor. Bir son aşaması ahlaksızlık yapması kalıyor artık onun kafasına göre. Bu kadar rezil bir durumdaysan, bu kadar perişan durumdaysan; senin inancına göre, deccal çıkmadıysa ne çıkmış oluyor o zaman? Ne olmuş oluyor o zaman? Çünkü her şeyde inancının tersini yapıyorsun, her şeyde. Mesela faizde inancının tersini yapıyorsun, başka inançta inancının tersini yapıyorsun, her şeyde, bütün inançlarının tersini yapıyorsun; bütün milletin gözünün içine baka baka. Bir de deccal çıkmadı, diyorsun. Dünyayı dinsizlik kapladı, dünyanın yüzde doksan dokuzu dinsiz oldu, ateist oldu, diyor. Peki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) deccalin alametlerini sayarken bunları saymıyor mu? Deccalin alametlerinin tamamı bunlar değil mi zaten? Sen de bunları cayır cayır yapıyorsun, esir olmuşsun kendi kafana göre, kendi inancına göre. O yüzden İttihad-i İslam’ı anlamazlıktan gelmek, Türk-İslam Birliği’ni anlamazlıktan gelmek, Mehdiyet’i anlamazlıktan gelmek olmaz. Çünkü Bediüzzaman diyor ki; “imanın nuruyla fark edilir.” Topluca imanlarınızın nuruyla fark edilir demiyor. Fert fert kabiliyetinize ve gücünüze göre, iman gücünüze göre fark edersiniz, diyor. Şahsi imanınızın ışığına göre fark edersiniz, diyor. Mesela şeyhin fark etmez sen fark edebilirsin yahut sen fark edemezsin şeyhin fark eder. Senin haberin olmaz şeyhin fark etmiştir. Ama adam anlamıyorsa, anlamak istemiyorsa, zaten şeyhi söylese de, işaret etse de anlamaz. Adam hipopotam gibi, ot yiyen hipopotam gibi. Adama sen istediğin kadar anlat, öküz gibi bakar senin gözüne, şeyhi işaret etse de anlamıyor, anlamaz. Söylüyor, hissettiriyor, yine anlamıyor. Tarif ediyor, yine anlamıyor. Şeyh, bir mürşid ne kadar anlatabilir? Belirli bir derecede anlatabilir. Açıkca falanca Mehdi (a.s.)’dır diyemez. Falanca topluluk Mehdi’dir diyemez. Böyle dedin mi, bu çok acayip bir şey olur. Zaten hadise aykırı bir şey olur ve kendi dalalete düşer o zaman, küfre düşer. Böyle bir şey olmaz, ancak işaret edebilir. Ama adamın böyle batakta gezen bizon gibi kafası çalışmıyorsa, istediği kadar işaret olsun, istediği kadar nur, ışık görsün yine göremez. Onun için alenen bir şahıstan, bir topluluktan yahut bir öğretmenden, bir mürşidten açıkca bilgi beklemek Müslümanlar için hatalı olur, yanlış olur.
Bediüzzaman diyor, “burası bir imtihan ortamıdır, akla kapı açılır; fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyleyse o eşhas, Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.), hatta o müthiş deccal dahi, ancak nur-u imanın dikkatiyle bilinir” diyor. Belki o eşhas, Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.), imanın nuruyla tanınabilir, o eşhas-ı ahir zaman, diyor. Ama bak, fert olarak tanınacağını söylüyor Bediüzzaman, topluluk olarak tanıyacaksınız demiyor, fert fert tanıyacaksınız, diyor. Onun için benim camiam tanıyamadı, benim topluluğum tanıyamadı, sen topluluğunla beraber Cennet’e gitmiyorsun ki. O topluluğun yarısı Cennet’e gidiyor, yarısı Cehennem’e gidiyor veyahut dörtte üçü Cennet’e gidiyor, dörtte biri Cehennem’e gidiyor, değil mi? Kimin Cennet’e, kimin Cehennem’e gideceği belli olmadığına göre, Mehdi (a.s)’yi fark edenler de, fark etmeyenler de farklı olacaktır. Deccali fark etmek de öyle, imanın nuruyla fark edilir deccal. Kendisi dahi fark edemiyor deccal, “deccal bidaeten kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. Müslüman da imanın nuru ile deccali fark ediyor. Bakıyor dünyanın yüzde doksan dokuzunu küfür kaplamış...
Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler