Adnan Oktar`ın 3 Aralık 2010 tarihli Kocaeli Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Ben mesela Mehdi (a.s.)’ı görmedim ama vargücümle hem Mehdi (a.s.)’ı müjdeliyorum, hem Hz. İsa (a.s.)’ın gelişini müjdeliyorum, hem deccale karşı insanları uyarıyorum, deccalin de çıktığını söylüyorum. Mehdi (a.s.)’ın da çıktığını söylüyorum, görmemek sorun değil ki. Biz Mehdiyet’e yardım ettikten sonra, Mehdiyet’in talebesi olduktan sonra Allah onu da nasip eder. Mühim olan İttihat-ı İslam’ın oluşması ve Mehdiyet’e yardımcı olunmasıdır, inşaAllah. Dolayısıyla bana şeyhim, mürşidim, hocam, öğretmenim, arkadaşım, arkadaş grubum, eğer deccal çıktıysa bana haber verir, eğer Mehdi (a.s.) çıktıysa haber verir, böyle bir İslam anlayışı yok. Mürşidler sadece genel anlamda işaret ederler, yani deccaliyetin oluştuğunu söylerler. Fitnenin, fücurun oluştuğunu söylerler.
Mesela Müslümanlar perişan durumda derse, Müslümanlar çok büyük açmaza girmiş durumdalar, işgal altındalar derse, bu deccaliyet çıktı demektir. Deccal çıktı demesine gerek yoktur. Allah inşaAllah çok yakında da kurtuluş verecek diyorsa, bu da Mehdi (a.s.) çıktı demektir. Yani mürşidlerin, şeyh efendilerin, öğretmenlerin anlatımlarında aleniyet olmaz her zaman, çok aleni anlatamazlar. Falanca deccaldir, falanca da Mehdi (a.s.)’dır diyemez, öyle olmaz. Bazı tipler görüyorum böyle kırpılmamış domuz gibi ortada geziyor. Deccal? Deccali ben bilmem, bana şeyhim söyler” diyor. Mehdi (a.s.)? Mehdi (a.s.)’ı da bana şeyhim söyler. Yemeğini de sana şeyhin yedirsin bari, yatmaya da seni götürsün, kucaklasın götürsün. Sen de ufak domuz yavrusu gibi git, olur mu öyle şey? Mürşidler, efendi hazretleri genel anlamda işaret ederler ve bu onların usulündendir. Mesela bak Mehmet Talu Hoca’yla konuşma yayınladık. Mehmet Talu Hocamız; “ben, genel işaretlerden, bana, kalbime doğan ilhamdan, bazı aldığımız bilgilerden, hadis-i şeriflerden, Mehdi (a.s.)’ın zamanında olduğumuza inanıyorum, Mehdi (a.s.)’ın geldiğine inanıyorum, göreceğim” diyor. Bak bu çok nezaketli bir üsluptur. Bu eşek kafalı olanın anlamayacağı bir anlatımdır. Normal bir insanın anlayacağı anlatımdır. Bu ne demektir? Şeyh Mahmut Efendi Hazretleri de Mehdi (a.s.)’ın geldiği kanaatinde, ben de Mehdi (a.s.)’ın geldiği kanaatindeyim, budur anlatımı. Anlamıyorsan sen; adam yaban bizonu gibi, adam kafasına odunla vursan yine anlamıyor, o şekilde olmaz.
ALTUĞ BERKER:Tabii hocam siz daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah. Mahmut Efendi Hazretleri’ne aynı kanaatini söyleyince, o da, inşaAllah tasdikiyle bunu ifade etmiş oluyor zaten.
ADNAN OKTAR: İşte tabii, bak bunun nezaketi budur. Alenen de söyleyemeyecekleri için, nasıl olsa bana söylemedi, diyor. O zaman deccal çıkmadı, Mehdi (a.s.) da çıkmadı, diyor. Ye iç, domuz gibi yat o zaman. Olur mu öyle şey? Bunun olmayacağı belli. Bu kalbinde nifak olanların, hastalık olanların, aklı zayıf olanların, kaçamak hayat yaşamak için, nefsani hayat yaşamak için gösterdikleri bahanelerdir. Bunlara talebeler, müridan, hiç kimse bu tip kafadaki insanlara kıymet vermesin, değer vermesinler. Herkes ayrı imtihan olacaktır, herkes kendi görecektir. Efendiler, mürşidler genel anlamda işaret ederler.
Mesela Bediüzzaman ne diyor? “1400’de zuhur edecek, İstanbul’da zuhur edecek, Darwinizmi, materyalizmi yıkacak, zamanı ve hali müsait değildir. Kendisi bizzat kitaplardan derin tetkik, araştırma yapmaya müsait değildir. Hazır eserlerden, hazır kitaplar hazırlayacak, onunla o birinci vazifeyi yapacak. Risale-i Nur’u da kendine hazır bir program yapacak” diyor, işaret noktaları veriyor. Mesela bir ışık oraya koymuş, bir ışık oraya koymuş, bir ışık oraya koymuş, alanı aydınlatmış. Gözün kör değilse görürsün. Görmüyorsa, Allah göstermiyordur sana. Demek ki imanının nuru yok demektir. Ama göreceğin kadar aydınlatmış oluyor, bakacağın kadar aydınlatmış oluyor. İlla şahsını görmen de hemen şart değil. Sesini duysan, icraatını görsen, uygulamalarını görsen anlarsın. Biz sesini duyuyoruz, icraalarını da görüyoruz, ben de ona tabiyim. Yani etini, kemiğini görmemiş olmak benim için bir sorun değil. İcraatını gördükten sonra, sesini duyduktan sonra, kokusunu duyduktan sonra, hareket ettiğini bildikten sonra, tamamdır, inşaAllah.
Birçok kardeşimizi böyle pasifize eden şeytani mürşidler var, yani güya mürşid. Bu oyalama siyasetiyle Müslümanları uyuşturuyor. Yani biz kimiz diyor, cahil cüheyla bir adamız, benim başımda falanca büyüğüm var, diyor. Peki sığır efendi, sana o ışığı yakmış, aydınlatmış. O ışıkla senin kör gözün görüyor mu? Görmüyor. Yine aydınlatıyor, yine ışık yakıyor, bir mum daha yakıyor, yine görmüyorsun. Bir mum daha yakıyor, yine görmüyorsun. Senin gözün kör olunca, yani arazi farı kullansalar yine görmezsin görmeyecek olduktan sonra, burnuna kadar gelse yine görmezsin, görmek istemedikten sonra göremezsin. Ama cahilliğinden görmeyenler o ayrı. Bilmez, bilmediği için ayrı veyahut iman etmiyordur görmez, o da ayrı, onlar müstesnadır, onları tenzih ediyorum ben. Ama aydınlatıldığı halde, işaret edildiği halde görmemenin bir anlamı yok. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) anlatıyor, “alametleri şunlardır” diyor. “Fırat’ın suyu kesilecek.” Senin gözün kör mü? İşte Fırat’ın suyu kesildi, gördün. İlk defa tarihte Fırat’ın suyu kesildi. Başka? Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulması. “Alamet bekliyorum” diyor. Kardeşim çıkmış işte. “Benim gözüm görmüyor” diyor. Senin gözün görmüyorsa, deccalin gözü de görmüyor zaten, değil mi? Deccalin de gözü görmüyor, senin de gözün görmüyor. Nasıl biz deccalin gözünün görmemesine şaşırmıyorsak, senin gözünün görmemesine de şaşırmayız. Çünkü deccalin de avanesi var. Ama tabii diyorum, cahilliğinden, bilgisizliğinden yahut iman zaafından yapanları tenzih ediyorum. Onlar hasta, hastalıklı, ayrı bir yön o.
İki tane kuyruklu yıldız; peki Allah pırıl pırıl göğü aydınlatarak karşında gösteriyor. Gece ben görüyorum; Halley kuyruklu yıldızı çıplak gözle görülüyordu, alenen görülüyordu, değil mi? Lulin kuyruklu yıldızı da çıktı, bütün gazetelerde resimleri çıktı, pırıl pırıl Lulin kuyruklu yıldızı. Ben görmedim, diyor adam. Görmediysen gösteriyoruz işte. Buna rağmen göremiyorum, diyor. İşte o zaman bir gözün gitmiş, değil mi? Bir gözü gidenlerin safındasın demektir. Gösterildiği halde görmüyorsa, anlamı budur. Yemeği görüyorsun, sığır gibi yemek yemeği biliyorsun, yan gelip yatmayı biliyorsun, değil mi? Geğirerek gezinmeyi biliyorsun. Bak onları görüyorsun ama, yemeğin nerede olduğunu, uyunacak yerin nerede olduğunu, hayvani ihtiyaçların hepsini biliyorsun. Bir tek onu mu bilemiyorsun? Bir tek onu fark edemiyor. Orada da mı şeyhin gösteriyor sana ne yiyeceğini, ne içeceğini, nereye yatacağını? Onları kendin çok iyi tespit ediyorsun. Çıkarlarını çok iyi tespit ediyorsun, kârına olan şeyleri çok iyi tespit ediyorsun, keyfine, zevkine uygun olan şeyleri sana şeyhin mi söylüyor? Kendin tespit ediyorsun. O konu olduğunda, onu bana söylesin, diyor. Sana işaret ediyor, aydınlatıyor, gösteriyor, onunla da göremiyorsun. Onun için böyle körü körüne hocaya, mürşide, efendiye tabiyat olmaz. Aklı başında hakiki mürşidlere tabi olunması lazım, gerçek mürşidlere...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler