Adnan Oktar`ın 14 Aralık 2010 tarihli Gaziantep Olay Tv röportajından
ADNAN OKTAR: Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Al-i İmran Suresi, 173, Müslümanlar diyor ki; “Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir. Mesela Müslüman da diyor ki; “...kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar...” Ne demek? Mesela Mehdi (a.s) topluluğuna da, “size karşı insanlar toplandı” diyecekler, “siz kaç kişisiniz” “313 kişi”, size karşı toplananlar kaç kişi, 3 milyon kişi.” “313’e karşı, 3 milyon tane düşmanınız var” diyor. Müslümanlar, “ne yapalım?” diyorlar, “artık onlardan korkun” diyor. Korkmanın amacı ne? “Dağılın.” “Dedikleri halde imanları artanlar”, tabii bak bilerek, münafığın atağı ne yapıyormuş. Mümin’in imanını artırıyormuş.“İmanı artanlar ve Allah bize yeter. O ne güzel vekildir” diyenlerdir” diyor. Bu işte Müslümanların sevap kazanmasına, manevi makama yükselmesine sebep olduğunu bu ayet göstertiyor. Bak münafık saldırdığında, alçaklık yaptığında Müslüman’ın, ibadet vakti girmiş oluyor. Mesela sabah namazı ne zaman başlıyor? Güneş ufukta belirdikten sonar.Ne zamana kadar? Güneş doğuncaya kadar. Münafığın ahlaksızlığa başlamasıyla, Müslüman’ın ibadeti başlıyor. Yani alçakca saldırısı başladığında, Müslüman’ın ibadeti başlamış oluyor o anda. Sevabın binlercesini almaya başlıyor,toplamaya başlıyor. Ne zamana da kadar? Münafık saldırısını durduruncaya kadar. Münafık saldırısını durdurduğunda, güneş doğmuş oluyor, artık o ibadetin vakti de geçmiş oluyor. O vakit içerisinde münafıkın saldırısıyla Müslüman sürekli ibadet sevabı almış oluyor. Yani sırf namazdan sevap alınmaz, sırf oruçtan sevap alınmaz. İnsanlar öyle zannediyorlar. Mesela münafık saldırısına karşı yapılan imani ataktan çok çok daha fazla sevap kazanılabilir. Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle. Bak “onlardan korkun” denildikleri halde imanları artanlar ve: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” diyenlerdir.” Ne diyor? Bir kere Allah’ın kendisine yeterli olduğunu biliyor. Münafık Allah’ın kendisine yeterli olduğunu bilmez. Münafık kendi yaptığını zanneder. Müslümanla arada fark var. Müslüman her şeyi Allah’ın yaptığını bilir ve “Allah bana yeter” diyor. “O ne güzel vekildir.” Allah vekildir demiyor. Bak “O ne güzel vekildir” diyor. Allah’ın güzelliğiyle tesmiye ediyor ve onu övüyor. Allah’a karşı aşkını ifade ediyor, Allah’a karşı sevgisini ifade ediyor. “O ne güzel vekildir.” Değil mi vekildir diyebilir ama, “O ne güzel vekildir” diyor Allah için. Bu da gösteriyor ki, Mehdiyet’e karşı da insanlar toplanacaklar ve tehlikeli saldırılar olacak. Belki iftira edecekler Müslümanların üstüne, belki güvenlik güçlerini gönderecekler, belki başka toplulukları gönderecekler, aldatarak yanlış bilgilendirerek, bunu yapabilirler. Kuran buna işaret ediyor. Ama Müslüman böyle bir konumda etkilenmiyor. “Allah bize yeter diyor. O ne güzel vekildir” diyor.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Ahzab Suresi, 13. “Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: “Ey (Medine) halkı” mesela şu anda Medine, İstanbul olur,“artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün.” Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanına bakan bir ayet, şimdi asrımıza bakarsak ”Artık sizin için burda kalacak yer yok” Çok tehlikeli artık, izleniyorsunuz, karşıtlarınız var, düşmanlarınız var, yobazlar karşınızda, it kopuk karşınızda, uyuşturucu müptelaları, mafyası her türlü çakalı karşınızda. “Kalacak yer yok.” Yani herhangi yerde barınmanız mümkün değil, bir evde kalamazsınız, bir mahallede kalamazsınız. “Şu halde dönün.” Davanızdan vazgeçin, bırakın artık diyor. “Onlardan bir topluluk da: “Gerçekten evlerimiz açıktır diye, Peygamberden izin istiyordu.” İşte münafıklar da böyle duyunca, o Müslüman topluluğu içerisindeki münafıklar; “doğru gerçekten evlerimiz hakikaten açık” diyorlar. “Biz bir gidelim” diyorlar. “Annemiz, babamız bizi bekliyor, ailemiz bizi bekliyor, istikbalimiz bizi bekliyor” diyor. “Biz neden akıl edemedik” diyorlar. “Doğru hakikaten tehlike de var etrafımızda adamlar da toplanmış. Madem öyle biz güvenli bir yere” artık domuzun ilgili yerine gidip oraya yapışıyor. ”Peygamberden izin istiyordu. Oysa onların evleri açık değildi.” Öyle bir sorun yoktu. Öyle bir konu yoktu. “Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı” diyor Allah.
Fetih Suresi, 11. “Bedevilerden geride bırakılanlar”, yani İslam’ı tebliğden, dini yaymadan geri bırakılanlar, “sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti.” Bedevi demek; hanzolar yani böyle cahil, görgüsüz, bilgisiz, ham, kaba insanlar. “Bu İslam’ı yaymaktan, Allah yolunda cehd etmekten geri bırakılanlar, sana diyecekler ki bizi mallarımız, ailelerimiz meşgul etti.” Niye sen diyorsun, İslam’ı yaşamıyorsunuz. Müslümanlarla beraber olmuyorsunuz. “Ticaret yapıyoruz” diyor. “Akşama kadar ticari çalışma çekler, senetler, hiç vaktimiz olmuyor” diyor. Başka? Bir de ailemiz meşgul etti. Hanımına kürk alacak, oğluna ayakkabı alacak, ben bunlarla meşgul oluyorum”, diyor. Allah onu onun içerisinde boğuyor zaten. Yani bütün vaktini alacak hale getiriyor Allah. Zaten mala ve oğlunun içerisine sokuyor. Zaten Allah Kuran’a, İslam’a, hizmete niyeti olmadığı için, Allah onu, o sistem içerisinde boğuyor. “Bundan dolayı bizim için mağfiret dile.” Bir de bize af dile diyorlar, özür beyan ediyorlar. Yani biz bunu yapıyoruz ama mecburuz. Belli mal kazanmamız gerekiyor, çocuklara bakıyoruz. O yüzden, bize dua et diyorlar. “Mağfiret dile” diyorlar. “Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar.” Çünkü bunlara İslam’ı, Kuran’ı yayarsanız, size 100 milyar vereceğiz desen ne malını takar ne o ailesini takar, ne bir şeyini takar. Deliler gibi geceli gündüzlü. Yani şöyle bir çalışma yapacağız; gidip bir şirketin tanıtımını yapacaksın desen bir adama, sana 100 milyar vereceğiz. Ayda 100 milyar alacaksın desen, adam gecesini gündüzüne katar, yapar. Yani birçok insan yapar. Ama Allah için yap dediğinde ne diyor? “Mallarımız, ailelerimiz meşgul etti” diyor ve bahanesi oluyor. “De ki: "Şimdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa, sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir? Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır." Mesela Allah onu bir kanser hastası yapabilir, ani bir inme meydana getirebilir, felç edebilir. O zaman ne ailesiyle bağlatısı kalabilir ne malıyla bağlantısı kalabilir. Allah gizlice bir bela tehdidinde bulunuyor. “Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır.” diyor Allah. “Bir yarar dileyecek olsa”, mesela isterse çok zengin eder. Sağlıklı, sıhhatli de yapar Allah.
Al-i İmran Suresi, 167 “Münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara: "Gelin, Allah'ın yolunda” tebliğ yapın, dini yayın, veyahut savunma yapın“savaşın ya da savunma yapın” yani Müslümanları savunun “denildiğinde,” biz tebliği bilseydik, dini yaymayı bilseydik “biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik” dediler.” Ama bilmiyoruz” diyor. Peki, bilmiyorsun, değil mi? Ben sana diyorum “her ay üç yüz milyar para vereceğim. Şimdi savunur musun?” diyorum. “Ben bir kere bir gecede Kuran’ı baştan sona okurum” diyor “Allah’ın izniyle. Ve mükemmel tebliğ yaparım. Siz onu bana bırakın” diyor. Peki, sana “sonsuz cennet vaat ediyor” diyor Cenab-ı Allah, değil mi? Hepsinin üstünde Allah’ın rızasını vaat ediyor. Demek ki senin orada imanın zayıf ve aklın zayıf. Çünkü o parayı alırsın sen, üç yüz milyarı alırsın, hiç ummadığın bir hastalığa yakalanırsın. Daha paranın bir bölümünü bile harcayamadan, hastane parası bile yapamadan ölür gidersin. Allah isterse hemen canını alır, zaten iki günlük hayat. Bak, “Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi izlerdik” dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar.” Bak, iman zafiyeti. Demek ki sorun neymiş? İman zafiyeti. Fıkıh sorunu muymuş? Fıkıh sorunu değil. Cübbeli’nin hatası budur. Cereyanı münafıkanede sorun iman sorunudur. Kuran’da o zaman derdi “Fıkhi bilgiler yok” derdi. Bak, “O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar” diyor. “Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir.” Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Kalbindeki inancı söylemiyor. Cübbeli’nin üslubu da bu. Kalbindeki inancı söylemiyor. Yani “münafıktır” demiyorum ama üslubu kalbindeki inanç değil. Kalbindeki inanç, bakın, açıkça söylüyor “İttihad-ı İslam olmalı” dedi. Kardeşim, Mehdi (a.s.)’sız İttihad-ı İslam olabilir mi? Bir sorun bakayım Cübbeli’ye, taraftarları sorsunlar. Mehdi (a.s.) olmadan İttihad-ı İslam olur mu? Olmayacağını herkes bilir. Hani Mehdi (a.s.) gelmiyordu? Hani Mehdi (a.s.) yoktu? İttihad-ı İslam’ı isteyen, mutlaka Mehdiyet’i istemek konumundadır. İsa Mesih’i istemek konumundadır, inşaAllah. Münafıklardan sık sık bahsetmemin nedeni; Ahir zaman’da asıl sorun münafıklıktır yani iman zafiyetinden kaynaklanan. Bakın, münafığın dini bilgisi eksik olmaz. Şimdi “münafık” dediğinde, fıkıh bilgisi vardır münafığın, imanı yoktur. Cübbeli bu hakikatin üstünde durmuyor. Hâlbuki insanlarda fıkıh bilgisi eksikliği yok; iman zafiyeti var. İman zafiyeti olan adama gidiyor, fıkıh bilgisi veriyor. O adamlar da yerlere yatarak gülüyorlar. Bütün mesele; iman hakikatlerinin anlatılmasında, çok imanlı, coşkulu samimi insanlar meydana getirmektedir. Mesela biz gecenin bu vaktinde tebliğ yapıyoruz. Hiçbir kazancımız yok. Yani verilen ilanlarda da hiçbir kazanç yoktur, programda da. Yani burada herhangi bir şirketin malının tanıtımı, hiçbir şey yok görüyorsunuz. Sadece Allah rızası için. Bu neyle olur? Ancak imanla olur. İmanın dışında olmaz.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Ses kasetleri
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler