Adnan Oktar`ın 15 Ocak 2011 tarihli Aba Tv ve Kocaeli Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...“Gürültülerin içinde dolaşırken sanki herkesten perde perde gizlenmişsin de“ Mesela, Mehdi (a.s)’ın özelliğidir gizlenmesi. “Sessiz dehlizlerde ve kimsesiz izbelerde dolaşıyorsun“ Tek başına, komünistlerin bulunduğu bir ortamda olduğu anlaşılıyor. Yani okulun koridorlarında, karanlık oralarda dolaşıyorsun, diyor. “İçin gizli bir feryat koparıp inlerken aşina gönüller arayan gözlerin kuruyu gözleyen bir kıvılcım gibi parlak.“ Yani aşina bir de arkadaş arıyorsun ama bulamıyorsun, diyor. “Ama baksana şu kumsala,“
Demek ki denizin kenarında bir yer. Çok detay veriyor. “Ama baksana şu kumsala, sanki yalnız düşüyen bir yağmur tanesi buhar buhar uçmaya hazırlanıyor. Cız deyip sönenlerde var.” Anlatıyorsun anlatıyorsun diyor adamlar bir anda vazgeçip gidiyorlar diyor. “Nice dönenler gibi taklidi olarak doğru bildiklerin.” Taklidi iman ile olunca giderler tabi. “Öyle ya damlalar varlıklarını korumak için ya göle düşmeliler veya bir araya gelmeliler. Senin gönlün kaç defa döner Hak’ka dönenler ile beraber. Sönmeyen hakikat güneşine. Yoksa nice olurdu halin.” Yani sürekli namaz kılıyorsundur, sürekli camiye gidiyorsun. Yani sen bir gaflet ortamında kalsaydın çok zor bir durumda kalırdın diyor. “Evet, burada bir sen varsın bir de için için andığın.” Bir Allah bir sen diyor. “Hem elbet altı cihetten veya cihetsiz duydukları ile gar-ı hira” Hira mağarası “seninle beraber duvarları çınlaya çınlaya inleyen bu mekanda binlerce defa daha sessizdi.” Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor Hira Mağarası’nda yalnızdı” diyor. Sen de yalnızsın burada diyor. O mağarayı da Hira Mağarası olarak görüyor inşaAllah. “Ve oradaki duru yekta ise elbette daha yalnızdı.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.), O elbette daha yalnızdı diyor. “Hem seni kim anlasın siyah gözlüklerden seyredilen kapkara manzaranla.” Yani burada şimdi açıkça bir şey de var. Kıyafetine varıncaya kadar söylemiş. Kıyafetinin siyah olduğuna kadar. Bir de sana önyargıyla bakıyorlar diyor ama burada da ayrıca ona da dikkat çekmiş, siyah bir kıyafete dikkat çekmiş. “Ve kim var dinleyen kör süzgeçlerden geçirilen kısık sesini.” Bak “kim var dinleyen kör süzgeçlerden geçirilen kısık sesini.” Dinlemiyorlar seni diyor. “Evet, şu anda terk edilmiş bir garip gibisin yalnız başına. Ne kimse döner gönül kapına ne kimse açar dost kalbini.” Yani yanına yanaşmıyorlar diyor. “Bağda sabada yok ki için gibi içini sızlayan sade bir ezan sesi.” Bak yakında da bir camii var. Bir ezan sesi diyor. “Çok yakınından yanık sesli müezzin namelerinden”, çok yakınında bir camii olduğunu söylüyor o faaliyet yapılan yerin. Ve ezan sesi de çok yakında zaten net söylüyor. “Yanık sesli müezzin namelerinden gönlüne mızrak gibi inen katı kalplere sızamayan ama aldatmasın seni asla çok görünmeleri.” Yani kalabalık olmaları seni etkilemesin diyor. “Ve kabarmaları Hakk’a ters ve şaşı bakanların.” Deccal şaşı gözlüdür ya ona dikkat çekiyor, deccaliyet. Yani deccalin şaşı bakar yani deccalin vasfını gösterdiği için, ona dikkat çekiliyor. Yani fiili şaşılık değil bu, o bir derttir o, makbuldür, cennete vesile olur inşAllah. Manevi şaşılıktan bahsediyor. “Zira sel üstündeki köpükler elbet bir dönemeçte sirkelenecektir.” Bak şimdi çok önemli bu, “zira sel üstündeki köpükler elbet bir dönemeçte silkelenecektir.” 12 Eylül’e işaret ediyor. Yani askeri darbede darmakeşan oldu komünistler hakikaten. Hepsi davasını bıraktılar. “Zira sel üstündeki köpükler elbet bir dönemeçte silkelenecektir.” Yani zannettiğin gibi değil diyor o kadar güçlü ve kararlı olmazlar diyor. “Hem nice azlar vardır ki galip gelir yığın yığın çoklara.” Kuran’da da ayet var. Mehdi (a.s) cemaati için de aynı şekilde söylemiş. Azdırlar Mehdi (a.s) cemaati biliyorsunuz, 313 kişi ama yığın yığın çoklara galip gelirler. “Soruyorum kim vardı mağaranın koridorunda kaç kişiydi Mekke sokaklarında.” Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında mağaranın koridorunda, “sen de bir koridordasın o da bir koridorda Peygamber onun yanında kaç kişi vardı” diyor. Hz. Ebubekir (r.a) vardı. Hira’da da tek başınaydı. “Kaç kişiydi Mekke sokaklarında?” orada müşrikler Peygamberimiz (s.a.v.)’e saldırıp hakaret edip, iftira edip, “deli diyorlardı, yalancı diyorlardı”, akla gelen her türlü hakareti ediyorlardı. “Musallat edilmemiş bir tayifte ayaklarına taş atan çoluk çocuk bir sürü insan,” herkes musallat olmuştu ona da diyor. “Ayak takımından” aşağılık adamlardan “Hangi ordu ile dalmıştı Yesrib ufuklarına? Üç yüzle, Bedir’de kaç yüze muzafferdi? ” Mehdi (a.s) cemaatinin sayısını veriyor. “Bedir’de kaç yüze muzafferdi? ” Bedir’de de biliyorsunuz, 313 kişiyle bitirdiler, maşaAllah. “Karşı koymadı Uhud’da binle, kinle bilenmiş üç bine? Ama artık sen bak berekete, savaşsız girerken on sene sonra ana yurdu Mekke’ye!” Tabi bunların içinde de işaretler var, onları sonra açıklayacağım. “Hem sana bir reşhadan haber verenler de, önceleri senin hissiyatınla dolup taşmıyorlar mıydı? Yumurtalarına baka baka yavrularını elde eden kuluçkadaki kaplumbağa gibi, samimi ve sıcak göz nurunu, yetiştirmek istediklerinden ayırma” ısrarla devam et tebliğ yapmaya diyor. “Kaplumbağa ayağı ile dahi yürümüş olsan,” üç kişi beş kişi de olsa “bir de bakacaksın ki, Aşil’den fazla yol almışsın.” Yıllar sonra bakacaksın, bütün dünyayı kaplamışsın diyor. Muazzam bir güce ulaşacaksın diyor. “Bu bir sırdır ki, göz görür, kalp tasdik eder akıl sadece hayran kalır!” Bu Allah’ın sırrıdır diyor. “Çünkü Sırlar Muallimimiz:” Peygamberimiz (s.a.v.), Cenab-ı Allah’ın bildirdiği vahiyde “Hakka bir karış gidene Hakkın bir arşın; bir arşın gidene bir kulaç; yürüyerek gidene koşarak geleceğini, ifade ediyor,” Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi var. Yani Allah yolunda mücadele edene, Allah’ın müthiş yardım edeceğini söylüyor Cenab-ı Allah, “öyleyse bir bahçıvan gibi elindeki testi veya fıskiye ile” testinin de özel bir anlamı var. Kova burcunu temsil eder testi biliyorsunuz. “Bahçede nasibine düşenleri ab-ı hayata doyurmaya çalış” okulun bahçesi de var demek ki ve deniz kenarında. “Göreceksin ki, birini bin edecek. Tohumlar çok bereketli sümbüller verecek.” Bediüzzaman diyor ya; “tohumlar açacak, tohumlar sümbüllenecek” aynısı onu söylüyor. “Biraz üzerinde titrediklerinin etrafında yüzlerce çiçekler açtıracak!” diyor. Yani dal budak saracak bütün dünyaya yayılacaksın diyor. Hakim olacaksın.
Şimdi Abdulhamit Bilici’ye bak o da Avrupa Birliğine girelim, kravatı takmış Hocam oh, arkasında hanımı, çocuklarıyla beraber arabaya doluşacaklar, elinde akik taşlı gümüş yüzüğü, sünnettir o çok güzel bir şey, ondan sonra miski amber kokarak konuşacak, entel sohbetler yapacak, Avrupalılara hayran olacak, onu ona anlatacak onlar ona anlatacaklar falan. Arada sırada böyle Almanya’ya gidecek şöyle bir gezecek, çoluk çocuk ellerinden tutarak böyle Münih sokaklarında gezecekler, arabalara falan bakacaklar böyle ağzı açık, sevinç içerisinde. Hava almak için açabilir ağzını öyle bir sorun yok da, öyle bir hayal içindeler. Öyle bir dünyayı Allah başınıza geçirir. Öyle bir şey yok. Kıyamet’in eşiğinden döndü dünya. Allah Mehdi (a.s) vesilesi ile “Kıyamet’in kopmasına bir gün kalsa dahi Allah, o günü uzatacak, evlatlarımdan Mehdi (a.s) dünyaya hakim olacak” diyor. Sen Avrupa Birliği’nde git de böyle keyifle gezin diye dünya var değil. Bilmişlik yap diye dünya var değil. Zaman Gazetesi’nin köşesinden ahkam kes diye dünya var değil. Bizim böyle kavruk izahlarla, kavruk kafalarla, kavruk mantıklarla vakit geçirecek durumumuz yok. Bizim süratle Türk-İslam Birliği’ne, İttihad-ı İslam’a ihtiyacımız var. Bediüzzaman’ın dediklerinin olmasına ihtiyacımız var. Her şeyin üstünde Kuran’ın dediğine, Allah’ın dediğine ihtiyacımız var. İlla bir yere sığınacaklar, illa birilerine hayran olacaklar, illaki bunlardan üstün adamlar olacak. Mesela Belçika’ya gidecekler, böyle hayranlıkla o heykelleri seyredecekler falan. Resimler çektirecekler çoluk, çocuk, mantolar ellerinde, paltolar ellerinde böyle o heykelin önünde. O katedrallerin önlerinde resimler çektirecekler, tramvaya dayanıyor böyle müthiş neşeleniyor. Allah onları toz duman edecekti perişan edecekti fakat Allah durdurdu Kıyamet’i. Dünya Kıyamet’e hazırlanıyor. Gökyüzü milyonlarca taşla doldu, 1980’den sonra. Nemesis’i Allah Dünya’nın yanına yanaştırdı, göktaşı fırlatan kahverengi cüceyi, Allah Dünya’yı Kıyamet’e hazırlıyor. Bediüzzaman; “1506’dan sonra bozulma başlayacak diyor. Adamlar uçuyor. Onlar tesisleri genişletmenin peşinde. Baktılar ki Kıyamet de yakın, 200 yıl daha ilave edelim bari gibisinden, böyle ilginç tipleri çıkarıyorlar. Bıraksınlar bunu. Fethullah Hocam’ın talebeleri aslandır. Hangi birisini ikna edeceksiniz? Onlar hep Risale-i Nur'a gör hareket ederler, Bediüzzaman'a göre hareket ederler. Seni kim dinleyecek? Bediüzzaman'ın eğitimini almışlardır, Fethullah Hocam’ın eğitimini almışlardır. Dolayısıyla Zaman Gazetesi'ni bir anlamda ele geçirmişler benim gördüğüm, Fethullah Hocam’ın olmamasından istifade ederek. Samanyolu'nu ele geçirmişler, Mehtap Tv'yi ele geçirmişler. Kendi kafalarına göre atıp tutuyorlar. Yarın bir gün Fethullah Hocam kükrediğinde buraya gelip, Allahualem toz duman olurlar, İnşaAllah. Bütün mesele Hocamız’ı alıp buraya getirmekte...
Kitaplar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler