Adnan Oktar`ın 15 Ocak 2011 tarihli Aba Tv ve Kocaeli Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Fethullah Hocam’ın talebeleri, geçenlerde geldiler bana Türkmen gençler, Fethullah Hocam’ın okullarında yetişmişler. Fırtına gibi çocuklar, fırtına. Hiç takmıyorlar bunları. Hiç dinlemiyorlar yani hepsi Fethullah Hoca'nın okullarında okumuşlar. Bunlar derken Fethullah Hoca'yla alakaları kalmamış yani, adam söylüyor zaten, Şahin Alpay; ''benim alakam yok'' diyor. O zaman ne işin var, biz Zaman Gazetesi’ni niye alıyoruz? Risale-i Nur çizgisinde yayın yaptığını düşündüğümüz için. Yoksa ne işin var orada kardeşim senin? Git Hürriyet'e Aydın Doğan'ın yanında yaz. ''Ben ilginç şeyleri yazıyorum'' diyor. Bizim ilginç şeylere ihtiyacımız varsa, açar bakarız zaten Aydın Doğan'ın gece gündüz ilginç yazıyor yazarları zaten. Bizim böyle izahlara ihtiyacımız yok. Gazeteyi felç ettiler adeta. Ruh bırakmadılar gazetede adeta, manevi yönden.
ALTUĞ BERKER:Mustafa Akyol'un iyi arkadaşı Hocam.
ADNAN OKTAR :Zaten aynı ona da benziyor. Mustafa Akyol da yanımda 15 sene kalmıştır en az. Taha Akyol'un oğlu, o da entel. Bir türlü vazgeçiremedik. Bazen bir yazı yazar, getirirdi bana; “Yavrum, bir Allah'tan bahset orada” derdim. “Coşkuyla İslam’dan, Kuran'dan bahset.” İlla entel dantel üslup olacak.
ALTUĞ BERKER:Yazmayı da sizden öğrendi Hocam. Ben ilk geldiğinde çok iyi hatırlıyorum. Punk modeli vardı yani böyle Taha Akyol'un oğlu olarak saçı, kıyafeti, şekli şemali çok farklıydı.
ADNAN OKTAR: Tın tındı o zaman,bomboştu. Ben teşvik ettim sürekli okumaya ve araştırmaya. Sonra biraz bilgilendi ve havaya girdi. “Siz ne diyordunuz” falan gibi. Sonra da uçtu gitti. Bir acayip haller yani. Şu anda almış olduğu bilgi, Darwinizm, materyalizm ile ilgili çok netti. Sonra gitti Etiler'de falan bir kahve içti, bir şey oldu. Üslup değişti. Hayır olabilir, bizi etkilemez de, Abdulhamit Bilici de öyle, ikisi el ele tutuşmuşlar anladığım kadarıyla. Abdulhamit gibi ol Abdulhamit. Bırak şimdi Avrupa Birliği’ni. Kimse sana durduk yerde yiyecek vermez. Avrupa Birliği senin meraklın değil. Ne yapsın seni Avrupa Birliği değil mi? Gel sana yemek mi vereyim diyecek Avrupa Birliği, İş mi vereyim diyecek? Ne alaka yani, adamlar kendilerini doyuramıyor, kendileri perişan vaziyette, kendileri iş bulamıyor, sürünüyor kendi adamları, hepsi aç-bilaç perişanlar. Kendi üyeleri sürünüyor, Yunanistan iflas etti, Bulgaristan iflas etti, perişan vaziyetteler. Ne alaka, ''bir de bize baksana amca'' diye bu da arkalarına takılmış. Öyle bir şey yok. Avrupa Birliği’nin sana vereceği hiç bir şey yok. Biz kendi gücümüzle ayakta dururuz. Zenginliğimiz, gücümüzle, sanatımızla, bilimimizle, Avrupa Birliğini de alır, kendi bağrımızda barındırırız. Bizim büyük millet olduğumuzu bunlara öğreteceğiz. Benim anladığım bir modernist akıma kapılıp, bambaşka bir çizgiye girmişler. Bak, bu kafayla giderlerse ne Afrika'ya gidecek öğrretmen bulabilirler, ne de başka yere gidecek insan bulabilirler. Ülküsüz, idealsiz olan insanlar sırf para için gidip, bu kişilere yardımcı olmaz. Dava heyecanını kaybederler, Allah esirgesin, geriye de hiç bir şey kalmaz. Kimse Zaman Gazetesi’ni okumaz, hiç bir şey de yapmazlar. Alıp mesela Zaman Gazetesi’ni yüz tane alıp, bir yere dağıtmakla olmuyor. Kağıtla bu işler olmaz. Zaman Gazetesi'nde bir ruh, heyecan olması lazım. Dava gazetesi olması lazım. Alıyorum hiç bir şey bulamıyorum. Hiç kimse de okumuyor. Mahallede soruyorum var mı okuyan? Kimse okumuyor. Eskiden Zaman Gazetesi vardı, gerçi o zaman kalitesi daha düşüktü, o gücü yoktu ama. Koysana Bediüzzaman'ın resmini kapağına, koy gerisine karışma değil mi? Kuran'dan ayetler koy, Kuran sayfası koy, hadis sayfası koy. Korkma bir şey olmaz. Yine entel-dantel kim varsa topla, onlar da konuşsunlar. Madem tarafsızsın, madem entel, madem özgür düşünüyorsun, Kuran'dan niye bahsetmiyorsun? İslam’dan niye bahsetmiyorsun? Bediüzzaman'dan niye bahsetmiyorsun? Bediüzzaman'ın ölüm yıldönümü oluyor, haberi yok. Eskiden anılırdı, anmıyorlar. Fethullah Hocam’ı aldılar, oraya götürdüler, hapsettiler. Kimse artık yapanlar, adamlar da burada gazeteyi manen kontrol altına aldılar. Ondan sonra buyur. Ne kadar özenti, ne kadar entel dantel varsa coştu. Çok iyileri de var içlerinde, çok değerli ağabeylerimiz var, çok sevdiğim kişiler de var ama entel dantel takımı da var, özenti tipler. Bunların en büyük ideali CNN'de falan olmak, Radikal'de yazmak. Bunların bir odaları olacak, yün kravatları olacak hafifçe gevşetecekler, Nescafe içecekler falan. Elerini falan çatıp konuşacaklar, sokağa bakacaklar, ingilizce kelimelerle falan, uçuyorlar. Yani bu entel havalarından vazgeçsinler. Kendi özüne dönsünler. Böyle Osmanlı sanatından bahsedin, Osmanlı'nın güzelliğinden bahsedin. Bütün ülkelere karşı sevgimizi anlatalım, bütün mezheplere karşı şefkat duyduğumuzu anlatalım. Alevi, Bektaşi, Şii ayrımının olmamasından bahsedelim. Hepsini yapalım. Bu politikayla nereye varılır? Tedirginlik verdiler millete gereksiz yere, ha bire vermeye devam ediyorlar. Herkes tedirgin oluyor. Bak ben var gücümle savundum, aylardan beri, yıllardan beri. Ben şimdi bu açıklamanın neyini savunayım? Savunulacak bir durum var mı burada? Akıllarını başlarına alsınlar. Yani hazır bir Müslüman kitle var, onlara entellik yaparız, bilmişlik yaparız, onlar da hayrandırlar böyle Avrupalı tipler görmedikleri için, şaşkın şaşkın dinlerler zannediyorlar. Öyle bir şey yok. Müslümanlar bayağı uyanık ve çok akıllılar. Gayet kendilerine güvenleri var ve entelliğe de hiç ihtiyaçları yok. Böyle yeni yetmelerde oluyor, yani modern hayatı, modern dünyayı yeni görüyorlar. O yeni görenlerin bambaşka bir halleri oluyor. Kravatın öneminden bahsediyor, yani çok ilginç. Mesela, arabaya hayran oluyor, bakıyor uzaktan. Derler ya görmemişin arabası olmuş, saatte üç yüz km ile gitmiş, duvara toslamış derler, aynı o tarzı andırıyor adeta. Onun için Zaman Gazetesi içerisinde iki, üç kişi de olsa, böyle adamlara müsaade etmesinler, istirham ediyoruz. Zaman Gazetesi’nin yüzde 99'u mükemmel insanlar. İçlerindeki o yüzde 1'lik kısmı ya uyarsınlar ya da bir şekle şemale getirip çizgiyi düzeltsinler. Fethullah Hocam’ı da alıp getirelim, bağrımıza basalım, değil mi? Mübarek Şeyh Nazım Kıbrısi Hocam’ı da küstürdüler, bak yıllardan beri Türkiye’ye gelmiyor. Geçenlerde de bir serseri, Hocamızı müteessir edecek bir tavır gösterdi, gazeteci bozuntusu. Bir de böyle gıcık tipleri muhatap etmesinler o mübarekle. İstirham ediyorum, İnşaAllah. O kim yani? O pis ağzını yıkasın, ondan sonra gitsin Hocamıza, on metre öteden konuşabilir, yanına yanaşmasına gerek yok...
İlanlar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler