Adnan Oktar`ın 26 Ocak 2011 tarihli Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Ahir zamanın özellikleri; ahir zamanda Müslümanlar çok çok akıllı olması lazım, çok ince düşünmesi lazım. Yani oyunlar tahmin edilmediği şekilde gelişebiliyor. Mesela Samanyolu Tv’nin, Darwinizm propagandasını ara ara böyle ara vuruşlar halinde yapması, deccalin sinsi bir oyunudur. O, Müslümanları orada oyuna getiriyor deccal. Onlar farkına bile varmıyorlar. Ve hakikaten hayati vuruşlar yapıyor. Samanyolu Tv’yi de vurmuş olması, NTV’deki, şuradaki, buradaki vuruşu gibi olmuyor, yani tahrip gücü çok yüksek olur. Kalbe vurmak gibi olmuş oluyor, çok önemli vuruş yapıyor. Gerçi biz kurşunu havada yakalıyoruz o ayrı mesele ama Allah vermesin boş bıraksaydık bir de ne olurdu bir düşünün. Mesela Yaratılış Atlası’nı hazırlamasaydık, Atlas’ın diğer sayılarını hazırlamasaydık, dünya çapında bu kitapları dağıtmasaydık, Darwinizm’e karşı böyle net bir tavır almasaydık, Darwinizm zaten Müslümanları içerden ele geçirmiş. Birçok alim, birçok hocayı ele geçirmiş, cemaatlerin de bir kısmını ele geçirmiş, neticeyi çok çabuk alacaklardı, hemen bitireceklerdi. NTV’deki program zaten başka bir gruba, topluluğa göre yapılan bir program değil. NTV’nin yaptığı programın tek muhatabı var, o da biziz. Yani Samanyolu Tv şöyle diyor, bunlar yanlış yapıyor, biz bunlara cevap veriyoruz demiyor ki NTV. NTV ne diyor? “Bir Atlas çıkardılar, bir kitap çıkardılar” diyor, 1985’ten beri ortalığı kasıp kavuran birileri var” diyor. “İsmini vermeyeyim kendisinin” diyor. “Hallaç pamuğu gibi atıyor” diyor özetle, bunu anlatıyor adam. Eğer biz olmasaydık, adamlar yaylada at koşturacaklardı. Ve Allah’a çok şükür, gözümüzden kıl kaçmıyor. Hemen yakalıyoruz anında. Verdiğimiz cevaplar da uzun olmuyor. Demagojiye girmiyoruz. Darwinizm aslında bizi demagoji ve detayda boğmak istemiş, öyle bir görünüm var. Ama biz bu oyuna gelmedik. Onlar bizi binlerce detayın içine sokmak istediler. Biz öyle yapmadık. Direkt kafasına vurduk deccaliyetin. Onlar böyle parmaklarıyla, tırnağıyla bizi uğraştıracaklardı deccaliyet. İşte bademciğin yapısından tut, şu bu falan, acayip. Onlarda biliyorsunuz Darwinizm konusunda detay milyonları buluyor. Yani milyonlarca detaydan oluşuyor Darwinizm. Biz ne yaptık? Arkadaşım dedik sizin bayağı bir detaylarınız var. Üniversiteleriniz var, enstitüleriniz var, milyon hesabıyla profesörleri var, doçentleri var, yüzbinler hesabıyla üniversiteleri var. Biz ne yaptık? “İki noktada size açıklamamız olacak” dedik. Bir; “bize tek bir tane ara fosil getirin.” Ölüm sessizliği oldu adamlara bunu söyleyince. Hiç ummadıkları bir soru ve talep. Halbuki Darwinizm iddiası, binlerce, milyonlarca ara fosil olduğunu iddia ediyorlardı. Yani “bu iş zaten bitmiş” diyor adam, “zibil gibi” diyordu, halk da inanmıştı buna, herkesi inandırmışlardı. Yani ilkokul, ortaokul, lise, herkesi inandırmışlardı.” Dağ taş fosil kaynıyor” diyordu. Tamam doğru kaynıyor. Peki dedik “biz istirham ediyoruz, bir tane ara fosil getirin” dedim. “Bizim vaktimizi alır” dediler, ben de dedim ki “madem öyle sizi canlandıracak bir şey söyleyeyim” dedim, “on trilyon vereceğim” dedim, “söz bir Allah bir, bir tane ara fosil getirin” dedim, “yok.” Ne demektir Darwinizm yok. Anlamı budur. Bir tane bile ara fosil yoksa, bir tane bile delilleri yoksa, konu bitmiştir. İkinci detayı da ne dedik? Bakın başka hiçbir detaya da girmiyoruz. “Bir protein tesadüfen olur mu” dedik, “olmaz” dediler, “nasıl olur” dedik, “olması mucize” dediler. “Ama yine de siz bize açıklayın” dedik, “uzaylılar yapmış olabilir” dediler. Cevabını kendileri vermiş oldular. Konu bitti. Bakın iki noktada vurduk. Eğer onların oyununa gelseydik biz, milyonlarca detaya girsek, o detaylarda boğulurduk. Deccaliyetin oyunudur bu, detayda boğmak ister. Böyle bir oyuna girmeyiz biz. Tak tak, iki kere vurunca, diz üstü çökerttik. Şimdi yeni numaraları, dindarlara yönelik. “Sen programı izlediysen, programda ağırlıklı olarak, Müslümanlıkla Darwinizm iç içedir” diyor. Bir kurnazlığa başlamışlar. Kardeşim bana bu numaraları bırakın. Yani siz kiminle karşı karşıya olduğunuzun farkında değilsiniz. Ben oyuna gelmem. Bütün program boyunca ana konu bu. Diyorlar ki: “Müslümanlık ile Darwinizm barışıktır ve iç içedir. Kuran da bunu anlatıyor, Müslüman alimler de bunu anlatıyor, geçmiş Müslüman alimler de bunu anlatıyor, İbn-i Miskeveyhler de bunu anlatıyor, dolayısıyla Müslümanlığın getirdiği bir güzelliği, siz niye Hristiyanlara özenip, onlar gibi hareket ederek, Yaratılışçı Hristiyanların ideolojisine, oyununa geliyorsunuz. Onlara adeta zemin hazırlıyorsunuz. Ne gerek var? Sizler tertemiz hakimi, samimi Müslümanlarsınız. Müslümanlığın özüne dönsenize Darwinizm’e materyalizme. Dolayısıyla Hristiyanların savunduğu inançla sizin ne işiniz var?” diye bir anlatım içindeydiler. Dikkat ederseniz programın başından sonuna kadar bunu işlediler. “Allah inancıyla da Darwinizm çatışmaz, çok hoş bir şeydir Darwinizm” diyor. “Allah inancıyla çatışmaz. Niye tedirgin oluyorsunuz ki, niye istemiyorsunuz? İslam’ın ortaya çıkardığı bir gerçeğe, Kuran’ın savunduğu, İslam alimlerinin savunduğu bir gerçeğe sizin bütün gücünüzle sahip çıkacağınızı beklerdik, siz çıktınız Hıristiyanların inancı gibi, oturup karşımıza bambaşka bir şey getirdiniz. Bunu yanlış yapıyorsunuz” diyor. Başından sonuna hep bunu anlatıyorlar. Kardeşim Darwinizm konusunda Hristiyanlar, feci şekilde yenildiler. Ben onları deccalin ağzından aldım. Paramparça etti Darwinizm onları. Adamlar ne dedi Evanjelikler ve Hristiyanlar? “Dünyanın ömrü 6000 yıl” dediler. Bu durumda ne oldu? Bütün fosilleri hepsini reddettiler. Çünkü fosiller karbon metoduyla da, diğer metodlarla da bakılıyor, her yönden bilimsel olarak incelendiğinde, 450 milyon yıllık, 500 milyon yıllık bile fosiller var. Sen ne diyorsun? “6000 yıl” diyorsun. Adamlara espri malzemesi oluyor bu. “Kaç yıllık diyorsun fosil”, “en fazla 6000 yıl” diyor. Granite dönmüş artık nerenin 6000 yılı? Hepsi yenilmişti Hristiyanların tamamı yenilmişti, Museviler de yenilmişlerdi ve ezim ezim eziyordu deccaliyet onları, müthiş aşağılıyorlardı. Biz ortaya çıktık, tuzun suda eridiği gibi eridiler. Darmakeşan oldular. Bir tek Türkiye’de yok bu panik. Bütün dünyada panik var. Ama bunlar kabadayılığa toz kondurmak istemiyorlar. Yani bağırmak istemiyorlar. Çektikleri acıyı ifade etmek istemiyorlar. Bakın NTV dayanamayıp çığlık atıyor, bağırıyor. “Siz iyi çocuklarsınız” diyor, “Müslümanlıkla da iç içe, bu gözle bakamaz mıyız? Yani sizin Hristiyanlarla bağlantınız olmuş olmuyor mu” diyor. Hristiyanlar yenildi, ezildiler. Adamları deccalin ağzından aldık diyoruz biz, darmadağın oldu adamlar. Vatikan’da, Darwinizm ile ilgili toplantı yapıyor Papa Vatikan’da. Biz gittik, Darwinizm’in geçersizliğini anlatmak için, adamın beti, benzi kül gibi oldu benim ismimi duyunca. Adam kulaklarına kadar bembeyaz oldu. Niye? Rezil rüsva olacağını bildiği için. Oktar gitti, önce tebessümle dinliyorlar, dedi ki; “ben Harun Yahya, Adnan Oktar’ı temsilen buraya geldim” deyince, adamın burnundan başlamak üzere kulaklarına kadar beyazlaştı, sonra da morarmaya başladı adam. Baktı ayakta duramıyor, fırladı kaçtı kürsüden. Ve Oktar’ın elinden de mikrofonu almaya kalktılar. Ne oldu kardeşim, ne oldu canım, rahatsızlık mı oldu canım ciğerim, ne oldu? Orada ezileceğinden yüzde yüz emin olmasan, paramparça ezeceğimizden yüzde yüz emin olmasan, o anormal hareketleri yapar mısın? Niye dehşete düşüyorsun? Biz seni çağırıyoruz buraya, bizim betimiz benzimiz kül gibi oluyor mu? Bilakis neşemiz geliyor. Diyoruz “en ağa babalarınızı alın gelin” diyoruz değil mi? Sizi beş yıldızlı otelde ağırlayacağız, üstüne de para vereceğiz diyoruz artık. Bir yarım saatinizi alacağız, yarım saatçik. “Gelmeyiz” diyorlar. Niye? “Parçalarsın bizi” diyorlar. Doğru iflahını keserim yani. “NTV’ye çıktık” biz diyor, “burada trampet çalıyoruz.” Çal sabaha kadar çal. Borazan öttür istersen. Ezildiğini sen bilmiyor musun? Biliyorsun. Yenildiğini bilmiyor musun? Biliyorsun. Orada plokronik hareketler bir şeyi değiştirmez. Delikanlıysanız, gelin karşılaşalım, konuşalım. Çocuklardan bir kişiyi göndereyim. Eli ayakları boşalır. Oraya mütekait dedemi çıkartmışlar, orada sen de haklısın, ben de haklıyım, rakı muhabbetine dönmüş. Alkol aldığında biraz ileri aşamada, sen de haklısın, ben de haklıyım, birbirine anahtar hediye etmeler falan, ona dönüşmüş durumda. NTV bateri çalıyor durumda, oradakiler de dans ediyorlar. Yok öyle şey. Müslümanları kullanmak, yok İbn-i Miskeveyh’miş. İbn-i Miskeveyh sahtekarın teki. Bana bir hoca efendi çıktı dedi ki: “ben şimdi bir bomba patlatacağım” dedi, “müthiş bir bilgiye sahibim” dedi, saygı duyduğum bir insan, hakaret olarak söylemiyorum. “İbn-i Miskeveyh’in bakın elimde kitabı var” dedi, “şimdi öyle bir köşeye sıkıştılar ki, hiç bir şey diyemezler, çok büyük İslam alimi” dedi. “Onun karşısında saygıyla eğileceklerdir, o Darwinizm’i savunuyor, Darwin’den daha önce savunuyor” dedi. Ben de dedim; “o çakal İbn-i Meskiveyh dediğiniz adam, klasik çakal” dedim. Yani itin teki. Yani adam değil ki o, klasik dinsiz. Eskiden mecusiymiş, güya kendini Müslüman gibi göstermiş ve pagan dinine inanan bir vatandaş, bir şahıs, bir zat, bir kişi. Bir daha da ağızlarına alamadılar. “Hiç bir şey diyemezsiniz.” Niye diyemeyiz, anında söyleriz hatta tahmininin üstünde şeyler de söyleriz. Öyle bir konu olmaz. Müslüman alimleri kullanmak, Müslüman cemaatleri kullanmak, son kozları. Bakın havada parende atsanız, taklalar atsanız yine yakalarım. Banyo yaptığınız yere kadar kaçın, yemek yediğiniz yere kadar kaçın, yine yakalarım. Ve hiçbir şekilde de nefes aldırmam, mutlaka da ezerim. Bunları bırakın...
Makaleler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler