Adnan Oktar`ın 20 Ocak 2011 tarihli Samsun Aks Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...İngilizce, Fransızca, Almanca, Sırpça, Hırvatça, Çince, Japonca; 63 yabancı dilde ayrıca çevrildi, dünyada görülmemiş birşey maşaAllah. Üniversite demekte haklıyım, üniversitede bile olmaz bu kadar kitap, maşaAllah ve hepsi çok net bilgiye dayalı; demagoji yok, lafı karıştırmak yok, lafı lastiklendirmek yok; dini konuları tenzih ederim, böyle örtbas etmeye kalkmalar yok, net, açık ve kesin, kesin delillere dayalı, ayetle, hadisle fotoğrafla, bilgiyle açıklanmış, dürüstce yazılmış, hiçkimsenin inkar edemeyeceği gibi, her aklın, her vicdanın kabul edeceği gibi açık izahlar. Bazı kitaplarda görüyoruz, bazı alimler, konuşuyor adam, konuşuyor, konuşuyor “öyle de olabilir, böyle de olabilir şöyle de demişlerdi, böyle de olmayabilir, şahs-ı manevidir, belki şahs-ı manevi değildir, şahıs da olabilir, şahıs olduğunu söyleyenler de var, söylemeyenler de var” diyor, yani bu çok anormal, gıcık bir üslup bu. Dürüstçe açıkca söylesene din akılcı olarak anlatılır ve net anlatılır, samimi anlatılır. Şahıssa, direkt şahıs diye açıkça söylersin. Üçkağıtçı bir üslüba gerek yok. Ne olduğu belli olmayan ve beyin ütüleyen, bir türlü lafın içinden çıkamayan, bir türlü sözü açıklayamayan bir üslup, Müslümanları boğar. Bilmiyorsan susarsın. Müslümanların vaktini almak, zamanını almak, karmakarışık edebi bir üslüp kullanacağım diye, süslü konuşacağım diye, böyle kendini satacak bir üslup kullanması bir insanın çok çok ayıptır. Müslümanlara böyle edebi oyunlarla, sükse yapacağım diye fikren boğmak, beynini karmakarışık yapmak, net ve açık bilgileri, puslu, bulanık, anlaşılmaz hale getirmek çok büyük vicdansızlıktır. Kuran’ın hükmü çok açıktır, hadislerin açıklamaları çok açıktır. Mesela ben Hz. Mehdiyet’i anlatıyorum, çok net anlatıyorum, demagojiye girmiyorum. Şahıs da var, şahs-ı manevi de vardır, cemaat de vardır diyorum ama üçü birliktedir diyorum. Demagoji çok çirkin, çok ayıp. Mesela vakti ile ilgili Bediüzzaman açıkça söylemiş. Hadislere de bakıyoruz, alametlere bakıyoruz, alametler hakikaten doğru. Fotoğraflarla, belgelerle, olaylarla, gazete kupürleriyle ispat ediyoruz. Hadislere bakıyoruz, 7000 yıl ile ilgili hadis; “5600 yılı geçmiştir” diyor, ona bakıyoruz, o da tam doğru. Bediüzzaman’ın hadisten çıkardığı açıklamalara bakıyoruz, ebcedle çıkardıklarına bakıyoruz, tam mutabık. Kaç yönden sağlaması yapılıyor, kaç yönden; hadisten ayrı, olaylardan ayrı, ebcedden ayrı, Kuran’ın işaretlerinden ayrı, dört beş cihetten sağlamasını yaparak anlatıyoruz. Dikkat ederseniz benim anlattığım hususlarda tek bir delil olmuyor. En az üç beş cihetten sağlaması ve ispatı yapılarak anlatılıyor, aksi olacak gibi değil. Demagoji yok, mantıksızlık yok, aklın almayacağı bir izah da yok. Kısa, kesin, net ve açık olmuş oluyor. Ama karşımızdakiler demagoji yapıyor, bazı şahıslar. Mesela bak İmam-ı Rabbani’den biz açıkça söylüyoruz. Diyoruz; “bin yıl geçtikten sonra.” Ne yapıyoruz? İmam-ı Rabbani Mektubatı’nın ilgili kısmının fotoğrafını gösteriyoruz. Yani cümlenin akışını gösteriyoruz. Cümlede ne diyor? “Bin yıl sonra” diyor. Hatta parantez içinde hem rakamla, hem harfle yazılmış olarak var. Kitaptan net gösteriyoruz. “Bakın burada bu yazıyor” diyoruz. Karşımızdaki adam ne diyor? “Üç bin yıl” diyor. Kardeşim bin nerede, üç bin nerede? “Üç bin nerede” diyoruz. “Hayalimde, kafamda” diyor. Biz nerede diyoruz? Kitabın orijinalinden gösteriyoruz. Bizde demagoji yok, net. Üç bin yıl diyen hayalinden söylüyor. Ama böyle adamlara buna rağmen inananlar, arkasından gidenler var, ben buna şaşıyorum. Dinde demagoji olmaz. Dürüst olacaksın. İnanmıyorsan, inanmıyorsundur. Allah’a dua et. Ama doğru olan bir şeyi örtbas etmeye kalkmak ve milletin zekasıyla, aklıyla alay ederek, alay eder gibi güya, aptalca ve ahmakça yalanlarla kapatmaya çalışmak, bu çok yanlış olur. Tabii ben Osman Ünlü’yü tenzih ederim bu konuşmalar için, bu malum zevat için bu söylediğim sözler. Bizim kitaplarımızın güzelliği orada, yani benim hazırladığım kitaplarda Türkçe, yalın Türkçe, edebiyat yapılmıyor. En kısa ve özlü olarak anlatılıyor, demagojiye geçilmiyor. Anlatılanlar mutlaka delillendiriliyor. Mesela, farz edelim tanker patlamasıysa, bir fotoğraf değil, en azından beş fotoğraf kullanılıyor. Hadis en ince detaylarına kadar şerh ediliyor ve başka hadislerle de destekleniyor. Mesela bir hadis mutlaka başka hadislerle de destekleniyor. Tek başına bırakılmıyor. Ayeti açıklarken de, birçok yönüyle şerh ederek açıklıyoruz. Ve en mantıklı ve en tutarlı şekliyle açıklıyoruz. Ayeti ayetle açıklayarak netleştiriyoruz. Doğru olan stil, yöntem budur. Onun dışında Müslümanları “adam amma edebiyat biliyor, amma zengin edebiyat bilgisi var” şeklinde bir düşünceye çekip, ama sonuçta da bomboş bilgi aktarmak, demagoji aktarmak, bu doğru olmaz. Vicdana sığmaz. Böyle tipler hiç Müslümanları böyle açmaza sokmasınlar. Vakitlerini de almasınlar, onları uyuşturan bu politikadan vazgeçsinler.
Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...