Adnan Oktar`ın 1 Şubat 2011 tarihli Gaziantep Olay Tv röportajından
ADNAN OKTAR: “Esselamun Aleyküm Sayın Muhammed Adnan Hocam. Sohbetlerinizi severek izliyorum. Gecelerimize doğan güneş gibisiniz.” diyor, maşaAllah. “Allah sizi başımızdan eksik etmesin.” Sizleri de inşaAllah Cenab-ı Allah başımızdan eksik etmesin. “Rabbimiz size daima her güzelliğinden versin, inşaAllah. Hocam son günlerde aklımı meşgul eden iki soru var. Bir; madem biz öldükten sonra gerçek benliğimiz olan ruhumuz yaşıyorsa o zaman, bu bedenimizin tekrar yaratılmasında, diriltilmesinde ne hikmet var?” Şimdi öldüğümüzde ruh olduğumuzu biliyoruz. Bir bedenin olması ayrıdır, ruh olarak olmak ayrıdır. Mesela ruh haline geldiğinde insan, bunu yeterli görmez. İllaki bir beden gerekir. Bir beden gerekir ki, hoşnut oluyor ondan, yapı olarak Allah bizi öyle yaratmış. “İki; insanlar kabir hayatında ölmüş olduklarını bilmeyecekler mi ki? Neden öldüklerini çağırıcı insanlar çağırdıktan sonra anlayacaklar? Cevabınızı heyecanla bekliyorum canım Hocam.” Biz mesela akşamları yatıyoruz, uyuduğumuzda biz ölüyoruz. Hatta bazen insanlar bir başka memlekete gidiyor. Mesela bir şehre gidiyor, Antalya'ya falan gidiyorlar. Kalkıyor adam; yahu biz neredeyiz?
AYSU BACEOĞLU: Doğru
ADNAN OKTAR: Acayip şaşırıyor. Otel odasında falan zor toparlanıyor.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşte ölümden sonra da ara ara böyle safhalar olduğu anlaşılıyor. İnsanın uyanıp yeniden uyuduğu, yeniden uyandığı safhalar olduğu anlaşılıyor. Nitekim ahirette dirilirken, uykudan uyanır gibi diriliyorlar yeniden. Orada da şaşırıyorlar. “Eyvahlar bize! Bu diriliş günü.” Diyorlar, o safhalardan bir tanesi o, ölürken ayrıdır. Mesela ölürken melekler gelir; canını almaya gelirler, eğer Müslüman ise çok nezaketli, çok sevgi dolu üslupla onunla konuşurlar. O da zaten dünden istekli olur; canının alınması için, sevgiyle yaklaşır. Zaten canını almaya geldiklerinde canı alınmış oluyor onun, önündeki perde kalkmış oluyor. “O gün görüş keskindir.” Diyor, çok keskin. “Sadece seni almaya geldik” diyorlar. Zaten ölsem mi, ölmesem mi diye bir konu olmuyor. Ve onların canlarının çok yumuşak alındığını söylüyor Allah, hiç hissetmezler, can yakıcı bir şey olmaz. Küfürde çok ızdırap vericidir canın çıkması, çok şiddetli acı çekerler, oradan anlıyorlar. Eğer başlangıçta o varsa; Allah vermesin, karşılığı cehennem anlamına geliyor. Anlamı budur. Mesela Müslümanlarda hem ön tarafında hem sağ tarafında bir ışık oluyor mahşer yerinde ve onların yanında sürücüleri var. Onları orada götüren mihmandarları var; yer gösteren, yol gösteren ama küfürde öyle bir şey yok. Onlar tek başına yapayalnız geliyorlar. Üstlerinde zift gibi bir madde kaplı; Kuran'da açıklandığı şekliyle. Çıplaklar ama zift gibi madde kaplı üstlerinde, petrol gibi diyeyim veya ona benzer koyu bir şey kaplı. Onun için siyahtır görünümleri.
AYSU BACEOĞLU: Ağırlığı taşıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Tabii orada zaten anlarlar ne olduğunu. Anlamaması mümkün değil, çünkü müminin zaten nuru var ön tarafında, ışık var. Sağ tarafında ışık var ve yan tarafında mihmandarı var. Allah diyor: “ Kuvvetle ümit ederler cennete girmeyi” diyor. Kuran'a göre normalde cennete girmesi gerekiyor ama yine de hani 'yüzde yüzdür' diye herhalde içlerine bir kanaat gelmiyor bazı insanların, inşaAllah. Ki ama ayete göre normalde kanaatleri gelmesi gerekir. "Kuvvetle ümit ederler" diyor Allah. "Kuvvetle ümit ederler," aşağı yukarı kanaati gelmiş gibi, inşaAllah. Onlara cennetin kapıları açılıyor. Cennet kapısı deyince, tabii bizim aklımıza metal bir kapı gelir. Öyle bir şey yok. Biz onu orada gördüğümüzde, o sistemi orada gördüğümüzde anlayacağız. Belki ışıktan kapılar, belki hiç tahmin etmediğimiz bir maddede kapılar. Mesela küfür orada yandığı halde dedikodu yapıyorlar. Daha hala psikopatlık yapıyorlar.
AYSU BACIEOĞLU: Hala?
ADNAN OKTAR: O yanmanın bizim bildiğimiz bir yanma olmadığı anlaşılıyor. Mesela “Yüzünü alev bürümüştür.” diyor, yüzü yanıyor, yüzünde ateş devam ediyor, üzeri katran gibi bir madde kaplı ama daha hala ukalalık yapıyorlar orada, daha hala yalan söyleyebiliyor. Mesela “Pişmanlıklarını gizlerler.” diyor Allah. “Göz ucuyla bakarlar” diyor. Daha hala enaniyet yapıyor orada, bizim bildiğimiz tarzda bir durum değil. Biz oraya gidince görmüş olacağız. Kafamızda canlandırdığımız gibi değil. Normal yanan bir insan zaten hiç konuşamaz. Ateşin içinde olan bir adamın konuşacak hali kalmaz. Şuuru kapanır, çok şiddetli acıdan dolayı kontrolünü kaybeder ama orada konuşuyor adamlar. Hatta diyorlar ki: “Rabbinize söyleyin de bize, size verdiği rızıktan ve sudan getirin” diyorlar. “Allah'ım bize su ver rızık ver” demiyorlar ağırlarına gittiği için. “Rabbinize söyleyin.” diyorlar. “Siz kendi Rabbinize söyleyin,”
AYSU BACEOĞLU: Hala inkar ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet, daha hala inkardalar, devam ediyor inkar. “Onlar o kanalla gelsin” diyorlar. Bir de hala oradan çıkmanın bir yolunu arıyorlar; kendilerini uyanık zannettikleri için, küfür kafası var. Allah akıllarını almış, daha hala bir yerden bir şekilde oradan kurtulacaklarını, kaçabileceklerini zannediyorlar. Sürekli onun için de çabalıyorlar. Orayı bir hapishane gibi görüyorlar anladığım kadarıyla, hani var ya hapishanelerden kaçanlar falan. Onlar da ya birilerini kandırarak veyahut bir menfez bularak oradan kaçacaklarını zannediyorlar. O da Allah'ın onlara verdiği azaplardan bir tanesi. Aptalca bir çabalama içinde oluyorlar.
Makaleler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler