Adnan Oktar`ın 2 Şubat 2011 tarihli Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Seyda Hazretleri’nin ve Gavs Hazretleri’nin hakkında daha detaylı bilgisi olsun kardeşimizin. “İnsanın yanında değerli şey Allah’ın (c.c) rızası, dostluğu ve ahiret olmalıdır. Sahabeler zamanında birisi cemaatle namaza yetişemezse matem tutardı. Evde cenaze varmışçasına üzülürdü. Arkadaşları cemaati kaçırdı diye ona taziyede bulunurlardı.” Bunu kim anlatıyor? Gavs Hazretleri anlatıyor. Yani yazar bunu uydurmuyor, sohbetten alıntı bu. “İşte ahiret ve Allah rızası, aşkı, sevgisi yanlarında bu kadar kıymetliydi. Tabii ki onlar da Cenab-ı Hakk’ın yanında makbullerdi. Bu zamanda insanların binde dokuz yüz doksan dokuzu,” 1999’a dolaylı yoldan işaret ediyor. Bak diyor ki; “insanların binde dokuz yüz doksan dokuzu,” 1999’a işaret var. “İnsanların binde dokuz yüz doksan dokuzu Allah yolunu terk etmiş.” Binde dokuz yüz doksan dokuz, Taner deccaliyet ne? Deccal, hem de bütün şiddeti ve azametiyle çıktığının bir açıklamasıdır işte bu. Dünyanın hiçbir tarihinde olmamıştır bu. Bak “binde dokuz yüz doksan dokuzu” diyor değil mi? “Bu zamanda insanların binde dokuz yüz doksan dokuzu Allah yolunu terk etmiş ve ibadetten habersiz hale gelmiş, geriye kalan binde birinin ise ahiret işleri çok perişan ve gevşek durumdadır.” Al sana deccaliyet işte. Sen “deccali göremedim” diyorsun. Gözündeki o yedi perdeyi kaldır görürsün. Bu ifadenin başka anlamı var mı? Varsa söyle bana. Dünya tarihinde ilk defa oluyor bu, bir kere oluyor. Görülmemiş bir şey. Bak, “artık insanın da dünyanın da sonuna gelinmiştir.” Biz ne diyoruz? 2120 gibi Kıyamet kopacak diyoruz. Ne diyor burada Gavs Hazretleri? “Dünyanın sonuna gelinmiştir. Bitti artık” diyor. “Kıyamet iyice yaklaşmıştır. Bu devir aynen mahşerde peygamberlerin bile “nefsî-nefsî” diyerek yalnız kendi nefislerinin kurtulmalarını diledikleri duruma benziyor.” “O kadar perişan bir ortam var” diyor. “İnsan yalnız kendi nefsine kurtarmaya çalışıyor bu devirde” diyor, “artık vaaz, nasihat devri değildir” diyor. “Çünkü hiçbir tesiri olmuyor” diyor, neden? Mehdi (a.s) görevli de onun için. Anlatsa da etkilenmezler, kim anlatırsa etkileniyor? Mehdi (a.s) anlatınca etkileniyor. Mehdi (a.s) vurduğunda, oturtur. Dili keskin kılıç gibi, küfür, şeytan, iblis kimi görse biçer. Mehdi (a.s)’ın özelliğidir bu. Ama tarikatlardan hidayet alındığı için ve Mehdi (a.s)’a verildiği için etki olmuyor. Bak “hiçbir tesiri olmuyor” diyor Gavs Hazretleri. “Çünkü dünya sevgisi keyfi ve sefası çok artmış, Allah’ın emirlerine karşı gelme çoğalmış helal ve haram gözetilmez olmuş, bu devirde irşad oldukça zorlaşmış” çünkü irşad görevi Mehdi (a.s)’a verildiği için. Tamamen hiç yapamıyor değil ama çok az yapabiliyor çok zayıf yapılabiliyor. “İnsanlar dini arkasına atmış Allah-u Teala bahsedildiği zaman, rahatsız olmaya başlamıştır.” Ne zaman oluyor bu, bu hadislerde? Deccal devrindedir bu. Allah anıldığında insanların rahatsız olmaya başlaması, rahatsız olması, Allah karşı ifadeler kullanması deccalin çıkış alametidir, Mehdi (a.s)’ın da çıkış alametidir. “Din garib olmuştur.” Bu sözü hatırladın mı Taner? Din ne zaman garib oluyor? Mehdi (a.s) zamanında garib oluyor. Bak Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki: “din garib başlamıştır, ahir zamanda da garib olacaktır ne mutlu o gariblere” diyor. Mehdi (a.s) devrine işaret ediyor Peygamberimiz (s.a.v). Biz o gariblerin vaktindeyiz, o acip şahsın bak “garayip ve acayip şahsın devrindeyiz. Garip olması neden biliyor musun? Garip, gariban anlamında değil. Acayip, acayip yenemiyorsun. Vurduğunda, parçalıyor, kodun mu oturtuyor özelliği Mehdi (a.s)’ın. Onun için acayip deniliyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in karşısında durabiliyorlar mıydı? Duramıyorlardı. Mehdi (a.s)’ın karşısında duramayacaklar. Ne diyor hocamız; “büyük günahlardan kaçınmalı, farzları mutlaka eda etmeli, elinden geldiği kadar hayır ve hasenat işlemeli, sadaka vermeli, nafile oruç tutmalı, sünneti ihya etmeye gayret etmeli, elinden geldiği kadar ölüm gelip çatana kadar bu hal üzerinde olmaya çalışmalıdırlar.” Bu konuşma üzerine “Gavs Hazretleri’ne soruluyor; “efendimiz” diyorlar Gavs Hazretleri’ne “bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli vardı.” Yani sofiler. “Şimdi hepsi gevşemişler ve temellik içindedirler.” Şimdi diğer ifadeyi tevil ediyor mu bu konuşma? Bak binde dokuz yüz doksan dokuz. Ben yüzde doksan beş diyorum. Ama “o mübarek binde dokuz yüz doksan dokuz” diyor ama nette bin dokuz yüz dokuza işaret ediyor. “Şimdi hepsi gevşemişler ve temellik içindedirler.” “Bu niçin böyle oluyor efendim diyor. Anlatıyor binde dokuz bin doksan dokuz niye böyle oluyor? Gavs Hazretleri buyurmuş, ferman ediyor: “Evet artık hidayet kalmamış da ondan.” Allah hidayeti almış. Nereden alıyor? Tarikatlardan alınıyor, irşad görevi alınmış, yapamıyorlar. “Bizimkisi bu zamanda Vallahi bir idaredir, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir.” O çökertiyor Allah’ın izniyle. Daha önce hidayet alınmadığı dönemde nasıl oluyor? Mevlana Halit bir çıkıyor, biçiyor. İmam-ı Rabbani çıkıyor, biçiyor küfrü, Abdülkadir Geylani çıkıyor, biçiyor. Çünkü hidayet görevi ona verilmiş. Görevli, dayanamıyor kimse karşısında, talebelerinin karşısında da kimse dayanamıyor. İmam-ı Rabbani’nin talebeleri bütün dünyayı sarmıştı. Vurduğunda oturtuyordu. Ama görev şimdi Mehdi (a.s)’a verildiği için, bak ne diyor? “Çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir. Tam manasıyla hidayeti o yapacak.” Biz hiç yapmayacağız demiyor. Ama “çok zayıf” diyor. Açıklıyor işte, “binde dokuz yüz doksan dokuzu gitti” diyor, “bir kaldı” diyor. “Onlar da ancak ayakta duruyorlar” diyor. “Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz” diyor. “Eski zamanda uçak ve birçok değişik hızlı ulaşım araçları yoktu, kafirler İslam’ın içine girememişlerdi.” Mesela İmam-ı Rabbani zamanında girmediler. Ne zaman kafirler Müslümanların içine girebiliyor? Deccal zamanında. Uçak ne zaman var? Mehdi (a.s) ve deccal zamanında var. Ahir zamanı, Hocamız muhterem çok detaylı anlatıyor. Kafirler İslam’ın içine girememişlerdi” yani deccaliyet. “İslam’ın içinde Allah bahsi, Allah ehlinin sohbeti olurdu." Müslümanlar çok net tecrit edilmiş, rahat bir ortamdaydılar. Mesela “İmam-ı Rabbani zamanında, Abdülkadir Geylani zamanında rahattılar” diyor. “Sadece Müslümanlara hitap oluyordu” diyor. “Ne zamanki bu araçlar çoğaldı” deccaliyet devrinin, Mehdiyet devrinde olacak araçlar çoğaldı ki hadislerde bu çok detaylı anlatılıyor biliyorsunuz. “O vakit Müslümanlarla kafirler içice girip birbirine kavuştu.” Ve işte bu da Mehdi (a.s)’ın çıkış vakti, olay bu. “Mehdi (a.s) çıktı diyorsunuz biz niye bilmiyoruz, deccal çıktı, biz niye bilmiyoruz.” Bediüzzaman ne diyor; “deccal, Mehdi (a.s) ve ahir zaman şahısları ancak imanın nuruyla tanınabilir.” Allah’tan imanın nurunu iste, bak nasıl görüyorsun. Gözün gündüz gibi aydınlanır çok net, şimdi göz kapkaranlık, ışığın yok göremiyorsun dua et, Allah bir aydınlatsın nuruyla, imanın nuruyla bir bak, pırıl pırıl bak, Mehdi (a.s) orada, deccal de orada. Biraz daha aydınlanırsan, Hızır (a.s)’ı da görürsün, biraz daha aydınlanırsa, detay vermeyeyim inşaAllah...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler