Adnan Oktar`ın 3 Şubat 2011 tarihli Samsun Aks Tv röportajından
SUNUCU: ... Şey demiştiniz; aynı zamanda hem doğduk, hem vefat ettik, hem hepsi oldu. Peki, vefat ettiğimizde direkt kıyamet gününde mi uyanacağız? Yani hiç zaman geçmemiş gibi mi?
ADNAN OKTAR: Zaman geçiyor da fakat biz zamanı hissetmiyoruz. Üstünden farz edelim 3000 yıl geçiyor, sorulduğunda, “ne kadar vakit geçti?” diyorsun, “bir gün geçti” diyor, farkına varmıyor. Zaman çok izafi olan bir konu olduğu için, algıya bağlı olduğu için fark edemiyor. Ama peş peşedir, mezardaki duruş, dirilme, kalkış… Öyle bir zaman algısı olmuyor. Ayette çok net açıklamış onu Allah; “Bir gün hatta bir günün bir vakti kadar” diyorlar. Samimi kanaatleri. Allah da “az kaldınız” diyor, zaman izafidir. Kalktıklarında şaşırıyorlar. Bir zeminde, düz toprak bir zeminde toptan, hepsi birden aniden kaldırılıyor. Baygın olan çekirgelere benziyor. Hatta çekirgelere benzetiyor Allah. Aniden hepsi birden kalkıyorlar. Kalktıklarında durumu önce tam tespit edemiyorlar; nerede olduklarını ve olayı tam tespit edemiyorlar. Sonra farkına varıyorlar, “eyvahlar bize” diyorlar. “Kastedilen din günü bu” diyorlar. Sanki dikili bir cisme doğru koşmaya başlıyorlar, orada ne kadar insan varsa. Sokakta da rastlarız, mesela peynir satılıyor, bir şey satılıyor, kuyruk oluyor, insanlar koşuyor o tarafa doğru. Bir mağaza ucuz bir şey satıyor, herkes koşuyor o tarafa doğru. Orada da bir kurtuluş var zannederek o tarafa doğru toptan hepsi birden koşmaya başlıyorlar. Orada ne kadar insan varsa, olay yerine doğru geliyorlar. Zaten istenen de o, onların oraya gelmesi. Fakat müminlerde başından sonuna kadar bir kolaylık vardır. Dünyaları da rahattır Müslümanların. Ölümleri de çok rahattır. Allah onu detay olarak belirtiyor, “mülayemetle canları alınır” diyor Allah. Azap çekmiyorlar. Ondan sonraki her safhalarında kolaylık olur. Müslüman kalktığında çok kısa kaldığını zannediyor. Müslüman olanlar sorgulanıyorlar, tek tek sorgulanıyorlar. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah; “sen şu gün gidip tebliğ yaptın mı, anlattın mı?” diyor. “Evet, anlattım Ya Rabbi” diyor. “Neler anlattın?” diyor. “Şunları şunları anlattım” diyor. Bunu normalde herhalde bir insanın altmış yıl falan anlatması lazım bunu. Altmış saniye bile sürmüyor. Süratle hemen bitiriyor, zaman izafi olduğu için. En son sorgulanan ilk sorgulanan olduğunu zannediyor. O kadar süratli oluyor. O sorgulamanın amacı da onere etmek için oluyor, Müslümanların sorgulanmasının amacı. Küçük düşürmek; küfürde öyledir, ezilmeleri için yapıyor Allah. “Şu zulmü niye yaptın?” diyor. “Yapmadım” diyor. Allah yaptığını ispat ediyor, gösteriyor. Dili konuşuyor, derisi konuşuyor, derisi “yaptık” diyor. “Ben olay günü oradaydım ve yaptık” diyor. Hatta “buna ne oluyor” diyor, ayette var. Kendine şaşırıyor. Bedenine şaşırıyor. Bedenini kontrol edememesine şaşırıyor. Bedeni kontrolünden çıkıyor. Dolayısıyla yalan söyleyemiyor. Hadislerde de Mehdi (a.s) tarif ediliyor, ilk bakışta çok acayip bir şey zannediyoruz ama bakıyoruz Mehdi (a.s) normal bir insan olarak çıkıyor, normal bir vaka. Mesela Mehdiyet normal bir vaka olarak çıkıyor. İsa Mesih (a.s)’ın inişini biz, meleklerin kanadında gökten alenen inecek zannediyoruz. Öyle değil. Bakıyoruz, baygın olarak Hristiyan bir cemaatte bulunuyor. O cemaatin bir evinde bir köşede uyur halde bulunuyor. Aklın ihtiyarı kalkmıyor. Ahirette de, oradaki üsluptan o kadar şaşırmadıkları anlaşılıyor. İlk kalktığında anlayamamaları anormal zaten. Halbuki hemen anlamaları lazım. Sonradan farkına varıyorlar, ölüp dirildiklerinin. Daha hala dünyada olduklarını zannediyorlar. Çöl gibi bir yere bırakıldıklarını zannediyorlar. İnanamıyorlar. Ahirette de yine arsızlıkları devam ediyor. “Pişmanlıklarını saklarlar” diyor Allah ayette. Ben pişman oldum demiyor, enaniyet yapıyor. Daha hala orada inat yapıyor. Aynı ahlaksızlığına, deliliğine devam ediyor, vazgeçmiyor. Ama tabii bizim kafamızda cennet deyince insanlar her halükarda Kuşadası, Fethiye, Köyceğiz gibi, öyle bir yer zanneder. Kapılar var altından, öyle değil. Hiç ummadığımız bir şeyle karşılaşacağız, tahmin etmediğimiz. Allah diyor ayette; “hiçbir göz görmedi, hiçbir nefis tatmadı” diyor. Biz dünyaya gelmeden önce de bize deseler, mesela biz kapalı bir hücrede tutulsak; siyah, kapalı bir hücre. Şimdi sizi dünyaya göndereceğiz deseler biraz sonra. Orada arabalar var, evler var. Kafamızda ne canlanacaktır bizim? Kıyas imkanı olmadığı için çok acayip şeyler oluşur kafamızda. Ancak gelip görünce olayın makullüğünü anlıyoruz. Çok makul bir hayat olduğunu anlıyoruz. Bize cennet de mesela anlatılıyor. Gittiğimizde cennet bize hoş gelecek ama o kadar şaşırmayız, hoşumuza gider. Çünkü tepkilerinden anlaşılıyor, üsluplarından; “biz bunların benzerlerini dünyada görmüştük” diyorlar. Üsluptan anlaşılıyor, sakin ve sevinçli bir üslupları var. Allah, Benim için çok kolay diyor yaratmak. Çünkü zaten bizim kendi sistemimiz içine de onu koymuş. Mesela biz bir sevdiğimiz olduğunda kafamızda onu hemen canlandırıp, onu oluşturabiliyoruz kafamızda. Hatta manzara, büyük bir şehri bile kafamızda oluşturabiliyoruz. Caddeler, yollar, hepsini oluşturabiliyoruz istediğimizde. Gözünü kapatsın bir insan, uzak bir şehri komple kuş bakışı olarak kafasında canlandırabilir. Hiç bilmediği bir şehri canlandırabilir. Mesela rüyasında hiç bilmediği yollardan geçiyor. Rüyasında gittiği, gördüğü yerler daha önce bildiği yerler değil. Hatta şaşırıyor, çok acayip yerler görüyor. Son derece kolaydır Allah için, yaratılması cennetin. Cenab-ı Allah’ın özel bir ilimle yarattığı bir sistemdir...
Kitaplar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Sunumlar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler