Adnan Oktar`ın 8 Şubat 2011 tarihli Gaziantep Olay Tv röportajından
ALTUĞ BERKER:Hocam, Ahmet Altan’ın birkaç gün önce bir yazısını okumuştuk. O kendi oğlunun evinde ölen Defne Hanım için bir yazısı vardı, kaderi anlayamadığına dair. Yazıda anlattığı kadarıyla Ahmet Altan, Allah’a ve kadere yönelik bazı konularda cevaplayamadığı sorular olduğu, şu şekilde özetlenebilir Hocam; bir, “Allah’ın kaderde neden insanlara böyle bir acılar yaşatan olaylar olduğunu” soruyor. Örneğin; “Allah genç bir insanı öldürerek, yakınlarının şiddetli bir acı yaşamasına neden izin veriyor ve böyle bir olay İlahi adaletle nasıl açıklanır” diye merak ediyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi, Defne’nin hayatına bir bakalım. Hakikaten o sevimli, Allah’tan, hemen hemen hiç bahsetmiyordu. Sürekli dans eder, eğlenir, insanları şamataya çeken, boşvermişliğe çeken bir üslup içerisindeydi ve o çok güçlü bir propagandadır. Ona bakan “ben de öyle olayım” der. Yani Allah’ı unutmak ister. Allah genellikle toplumda en çok dikkat çeken insanların zaman zaman canını alıyor. Bu, Allah’ın bir yöntemi. O toplumda şok meydana getiriyor. Mesela, Süperman denilen bir adam vardı. İsmi nedir bilmiyorum adamın. Onu Allah, beden olarak dünyanın en mükemmel insanı havası veriyordu, Amerika’yı temsil eden bir insan görünümündeydi, Allah boynunun kırılmasını sağladı ve adam hiç hareket edemeyecek şekilde, eriyerek kaldı. Bütün dünya şok oldu bundan. Çünkü dünyanın eğitilmesi gerekiyor. Mesela Defne’de bütün sosyete ve gençlik sarsıldı, acayip sarsıldı. Bizim böyle pembelinin devreye girmesi de değiştirmez. O, “önemli değil, su testisi su yolunda kırılır” dedi ama o sarsıntı hâlâ devam ediyor. Yani çok etkiler. Mesela bizim Acun da Ali Acun, benim eski talebemdir o, 10-15 yıl benim talebemdi, çok hayta bir şeydi. Bizim çocukların bir kısmını da ayartmıştı. Bir futbol takımı kurmuşlardı. Onun küçük bir evi vardı. Ben ne zaman gitsem, takım mahallede futbol oynuyor olurlardı. Ali Acun da başta olmak üzere, bizim Coşkunlar falan. Tam ekiptiler böyle. Müthiş hayta ve değişik bir kişiliği vardı. Çok zekiydi, acayip zekiydi. Mesela o da programı iptal etti, onunla ilgili olan programı. Onun da ruhunda derin sarsıntı meydana getirmiştir. Hülya Avşar, sporculuğuyla kendini ortaya koyan, işte “ben sürekli genç kalırım, ben yaşlanmam, ben süper kadınım” havasındaydı. Ben severim aslında, çok beğendiğim bir insan, zekâsını da çok beğenirim, güzel bir insan hakikaten. O yönde bir şey yok ama ahireti açısından diyorum. Mesela Allah, Uludağ’da ayağını kırdı. Müthiş etkilendi ondan, kendisi de etkilendi. Ama o çok ağrına gitti, hissettim üslubundan. Aynı şekilde Ali Acun’un da üslubu değişti. Onun programı vardı, bir anda o da onun etkisine girdi. Onu kırmak için canlı yayına bağlantı sağladı. Olayı hafife alıyorlarmış gibi göstermek istiyorlar ama hafife alınacak gibi değil. Çünkü spor hayatı bitmiş oluyor. Yani o tenisi çok önemli görüyordu. Kayak falan yapamaz, çok tehlikeli olur öyle bir şey. Yani hayata meydan okuyan, yıllara meydan okuyan süper kadın havasındaydı. Dolayısıyla Allah, o şekilde bir olay meydana getirdi. Amaç ne? Kendine döndürmek Allah’ın. Çünkü dindarlığa yatkın Hülya Avşar. Ben ona benim kitaplarımı çok gönderdim. Hakikaten de dine yatkın bir kişiliği vardır. O evli olduğu bir çocuk vardı, Kaya Çilingiroğlu, o da dindardır o çocuk. Namazlarını kılar, dine yatkındır. Ona da göndermiştik kitaplarımızdan. Bir hayli gönderdik kitap. Hatta ben ona muntazam gönderiyordum her hafta Hülya Avşar’a. Yüze yakın kitap göndermişimdir, çok fazla kitap gönderdim. Onu Allah’a döndürmek için. Çünkü bak yaşlanıyor, adım adım ölüme doğru gidiyor ama hayata meydan okuyan, yıllara meydan okuyan bir hava vermeye çalışıyor. Bu aldatıcı olur. Belli ki eninde sonunda yaşlanıp öleceksin. Toplumu da boş yere uyuşturmuş oluyorsun, kendini de uyuşturmuş oluyorsun. Allah’tan, ona bir şefkat tokadıydı o. Şefkat tokadı derler ona. Allah’ın Kendisine çevirmek için yaptığı bir şey. Duruyor duruyor, birdenbire gençleşme seansları meydana getiriyor, “Hülya Avşar yine gençleşmiş “ diyorlar, sonra yine resimleri yayınlanıyor “bak bu kadar çöktü, perişan oldu” diyorlar. Resimleri çıkıyor zaman zaman, biliyorsunuz. Sonra yeniden “bir daha canlandı, dinçleşti, bambaşka bir şey oldu” diyorlar. Ama belli ki eninde sonunda vefat edecek. Mesela bak annesinin vefatı. Annesini de çok iyi tanırım Hülya Avşar’ın. Bize gelir giderdi. Konuşurduk, neşeli, hoş bir hanımdı, sevecen bir kişiliği vardı, acayip benziyordu Hülya Avşar’a annesi, çok benziyordu. Zannediyorum Hülya Avşar yaşlanırsa çok benzeyecek annesine inşaAllah. Ama genelde vicdanlıdır Hülya Avşar, hayat doludur, sevgi dolu bir insandır. Ben onunla konuştum, sevgiden bahsettim. “Senin dediğin sevgiyi, ben hiç görmedim hayatımda” dedi. “Hiç kimsede görmedim” dedi. Tutkudan bahsettim. “Ben hiç yaşamadım öyle bir şeyi” dedi. “Seni demek ki bu kadar sevmelerinin nedeni de o” dedi. “Sevgiyi çok iyi bilmen, tutkuyu çok iyi bilmen, o yüzden seni bu kadar çok seviyorlar” dedi programında. Ama özetle, bu tip olaylar sürekli devam eder. Mesela Amerika’nın en güçlü bilinen adamı geçen gün birden kalp enfarktüsüyle, hükümet toplantısında öldü. Bu, Amerika’yı çok sarstı. Çok ünlü bir pop sanatçısı aniden vefat ediyor. Bu, toplumu çok sarsıyor. Çünkü insanlarda, “gençler ölmez, alemciler, eğlenceciler ölmez, sosyeteye bir şey olmaz” kafası oluyor, Allah da özellikle oralardan, numune vakalar meydana getiriyor. Amaç Kendisine dördürmek, Kendisini sevdirtmek ve dünyanın boş olduğunu onlara göstertmek yani insan olduklarını onlara hatırlatmak. Çünkü beyninin içerisinde bir görüntünün olduğunu insanlar unutuyor. Mesela Hülya Avşar, zannetmiyorum düşündüğünü, beyninin içinde olduğunu bu görüntülerin. Ali Acun’un programına çıktığında, beyninin içinde o görüntüyü Allah’ın ona yarattığını, Ali Acun’u da, kendisini de Allah’ın yarattığını, o programı baştan sona Allah’ın yarattığını bilmiyor benim kanaatim. Yani öyle bir üslup hissetmedim. Bütün programları, bütün parçaları, bütün sanat eserlerini, her şeyini Allah yaratır, tamamını Allah yaratır. İnsanın yaptığı hiçbir şey yoktur. İnsan sadece onu seyreder ve imtihan olur. Defne de, geçen baktım filmini yayınlıyorlar, hakikaten dans ediyor, hopluyor, zıplıyor maşaAllah böyle çok canlı ama “ben hiç ölmem” der gibi bir üslubu var. Bu “Nişantaşı’nda olan insanlar, sosyetede olan insanlar ölmezler”, Nişantaşısı falan yok, her insan ölüyor ve hayat çok kısa. Yüz yıl önceki fotoğraflara bakın, nasıl neşeli insanlar? Özellikle çok fazla fotoğraf aldım öyle, orijinal fotoğraf. Çocuklar sokakta oynuyorlar, kadınlar pür neşeler, kimi kırda eğleniyor, böyle fasıl yapanlar var. Akıllarının ucundan geçmez ki, oradaki fotoğrafta binlerce insan görünüyor. Tamamı yok olmuş, bir tane yok. Tamamı ölmüş. Yani kucaktaki çocuklardan tut, orada geçen atlar, diğer hayvanlar da dahil, hiçbir şey kalmamış, tamamı ölmüş. O anda onlara söylesen, “ya bırak şimdi ne alakası var” falan diyecekler. Ama bak kısa sürede zaman geçiyor ve bitiyor, göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor. O da, Cenab-ı Allah’ın yöntemi olarak, ahir zamanda olduğumuz için, bu tarz uyarılar yapıyor Allah. İstedikleri kadar unutmaya çalışsınlar, Allah sürekli unutmalarını engelliyor. Mesela farzedelim, hastalıkları da öyle yapıyor Allah. Ufacık bir hastalık meydana getiriyor, hemen ölüm korkusu sarar. Mesela vücudunda bir ben biraz gelişiyor, kanser korkusu oluyor. Beni alsalar bile kanserin vücuda yayılmış olma ihtimali oluyor. Buna karşı yine tedavi uygulanması gerekiyor vücuda. Hem ışın tedavisi veriyorlar, hem ilaçla ve ağır bir tedavi uygulanıyor. Tespit edemiyorlar, çünkü “vücuda dağılmış olabilir kanser, biz bilmiyoruz” diyorlar “nereye gittiğini, ne yaptığını.” Aynı kanser hastasıymış gibi tedavi uygulanıyor, parça alınmasına rağmen. İkinci kere kanser olduğunda da, eğer olursa da yeni tedavi olduğu için, vücut kaldırmıyor onu o zaman. “Biz ilaç tedavisi yapamayız şu an” diyorlar. “Yeni olmuş tedavi” diyorlar. Ne yapacağız? “Bekleyeceğiz” diyorlar. Beklemek ne demektir? Ölüm. “Evine gitsin” diyorlar. Ama bunlar da olmasa, insanın ne kadar şımarmaya açık olduğunu, ne kadar dünyaya açık olduğunu ve ne kadar kendini beğenmeye açık olduğunu hepimiz görüyoruz. Enaniyete, kibire, öfkeye ne kadar açık olduğunu, dünyaya ne kadar bağlanma sevdasında olduğunu, dünyaya bakarak kendinden nasıl geçtiğini herkes görüyor, gözünün önünde. Bunu önlemek için Allah bu olayları yaratıyor ve ancak ucu ucuna yetiyor işte bunlarla, tam Allah ayarında meydana getiriyor. Tam ucu ucuna. Hastalıklar, dertler, belalar ve ölümler, ancak istenen neticeyi veriyor. Yani Allah tarafından istenen neticeyi veriyor ve kısmen insanlar düşünebilecek hale geliyorlar...
Makaleler
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler