Adnan Oktar'ın 28 Ocak 2011 tarihli Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Şimdi insan tabii fena makamına geçerse, yani ruh haline gelirse tayyi mekan, tayyi zaman mümkün tabii. Hızır (a.s)’la bağlantı olabilir. Meleklerle bağlantıya geçebilir. Ama bunu hemen hemen, benim bildiğim, gördüğüm insanlardan herhangi bir insan bunu kaldıramaz, bunun heyecanını. Çok şiddetli etkileneceği için. İnsan zayıf yaratılmıştır. Böyle bir şeye pek tahammül edemez. Çok çok şiddetli ürker. Onun için mutlaka bir yardımcı gerekir. Hatta ayette de var; “beni güzel bir girişle girdir, güzel bir çıkışla çıkart. Beni Katı’ndan bir sultan ile destekle” (İsra Suresi,80) diyor Cenab-ı Allah. Ayet var, Kuran ayeti var. Peygamberimiz (s.a.v)’in hitabı bu, inşaAllah. Fena makamına geçtiğinde insanda çok şiddetli heyecan meydana gelir. Hatta bazen şuur kapanması da olabilir. Çünkü bir nevi baygınlık hali gelir. Ve konuşmaları artık şahsın üçüncü bende olur. Konuşması makul olmaz. Rüyadaki insanın konuşması gibidir konuşması artık. Yani bir nevi kendini kaybeder. Çünkü başka bir boyuta geçmiş oluyor, başka bir yapıya geçmiş oluyor. Dolayısıyla çok ürker. Mürşit olmadan, onun yanında o konuda iyi bilen biri olmadan böyle bir şeye girmek, böyle bir duruma girmek pek uygun olmaz. Ama yakaza haline girenlerde, fena makamına girenlerde bu sistem yaklaşık bu sistemin içinden geçerler. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) de, Peygamberimiz (s.a.v) vahiy geleceği vakit, Peygamberimiz (s.a.v) ruhaniyet kesbediyordu. Yani cismaniyetten çıkıp adeta ruhani bir varlık haline geliyordu. Ruh gibi oluyordu. Sanki bir başka boyuta geçiyordu. Ondan sonra Cibril (a.s) Peygamberimiz (s.a.v)’le bağlantıya geçiyordu. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) Cibril (a.s)’ı görüyordu ama insanlar göremiyorlardı onun gördüğünü. O başka bir boyutta gördüğü için göremiyorlardı. Mesela ayeti uzun uzun anlatıyor Cibril, söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v) su gibi ezberine alıyor ama insanlar duymuyorlardı. Sadece sahabeler; “bir arı uğultusu gibi bir uğultu oluyordu” diyorlar. “Ve hepimizin üzerine müthiş bir ağırlık çöküyordu” diyorlar. Hatta Peygamberimiz (s.a.v)’in üzerini tülbentle örtüyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v)’de o basıncın etkisi görülüyordu. Cebrail (a.s) üzerine çöktüğünde Peygamberimiz (s.a.v)’in. Hatta devenin üzerindeyken Cebrail (a.s) geldiğinde, Cibril (a.s) Peygamberimiz (s.a.v)’in üzerine geldiğinde deve dayanamayıp hayvan çöküyordu ayakları ayrılıp hayvan oturuyordu yere. Sahabelerin gözünün önünde oluyordu bu. Ve bir uğultu, tarif edilemeyen bir uğultu. Hani var ya, insanın beyninin içinde bir uğultu olur, onun gibi bir uğultu. Arı vızıltısı gibi bir uğultu. Vahiy bittikten sonra o uğultu kesiliyor. O ağırlık da kalkıyordu. Peygamberimiz (s.a.v)’in tülbendini açıyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v)’in genellikle rengi soluyormuş vahiy geldiğinde. Ondan sonra kendine geliyor, tamamen açılıyor. Sonra su gibi ezberden o mükemmel Kuran ayetlerini hafızlara, oradakilere okumaya başlıyor Peygamberimiz (s.a.v). Onlar da kayda alıyorlar. Yani o kusursuz mükemmellikteki Kuran ayetlerini. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de ilk defa o anda öğreniyor, vahiyle gelen Kuran vahyini, o şekildedir. Yaklaşık bu anlattıklarım tabii, inşaAllah...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...