Adnan Oktar`ın 7 Şubat 2011 tarihli Adıyaman Asu Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Tesadüfen insan meydana gelir mi? Tesadüfen portakallar, mandalinalar, zürafalar, filler, kuşlar meydana gelir mi? Kâinattaki mükemmelliği görmüyor musunuz siz? Üstelik beynimizin içinde bir görüntü seyrediyoruz. Çok renkli, kaliteli ve üç boyutlu, dünyanın en kaliteli televizyonunda bile böyle bir görüntü yok. Bak televizyon şirketleri geceli-gündüzlü çalışıyorlar, şu beynimizin içinde oluşan, ki şu kadar etten oluşuyor, toplam on gram ettir hepsi, şu kalitedeki görüntüyü tahayyül dahi edemiyorlar. Çünkü o kadar inandırıcı ki bu görüntü, hakikaten madde dışarıda bu şekilde varmış gibi görünüyor. Ve hakikaten uzaktaymış gibi görünüyor. İnanıyor herkes, mesela sorduğunda “ne kadar uzaktayım?” “Üç metre uzaktayım” diyor. Yani beyninin içinde olduğunu zanneden insan sayısı çok azdır, parmakla sayılır. Halbuki Allah metafizik yaratmış hayret edilecek bir şey. Bakın, beyindeki elektirik akımını bir göz görüntü olarak görüyor ve görüyor. Nasıl biliyor musun? Gözsüz görüyor, beyni de yok, gözü de yok. Ruhun, ne gözü var, ne beyni var...
ADNAN OKTAR:... Maddenin varlığıyla ilgili de, onu da gündemde sürekli tutmak lazım. Çünkü Darwinistlerin en korktukları konu budur. Çünkü burada tamamen metafizik devrede olduğu için, burada atma tutma da yapamıyorlar. Dışarıda madde var, fakat saydam ve simsiyahtır, karanlıktır ve renksizdir. Şimdi dışarıdaki maddeyi eğer biz o şekliyle görmüş olsaydık, ne ışık görecektik, ne gölge görecektik, zifiri karanlık görecektir. Zifiri karanlık hafif aydınlanmış olsa bile renk göremeyecektik, sadece saydamlık görecektik. Allah bize, çok renkli, üç boyutlu, çok kaliteli nefis bir görüntü meydana getiriyor. Nasıl oluyor biliyor musun? İmam Caferi Sadık’ın ifadesiyle söylüyorum, “mercimek kadar” diyor bak İmam Caferi Sadık, mercimek kadar yere Allah kâinatı sığdırıyor. Mercimek kadar etin üzerinde meydana gelen elektriği, ruh gözü olmadan görüyor, gözü olmadan görüyor, kulağı olmadan duyuyor, dili olmadan tadıyor, burnu olmadan kokluyor, eli olmadan da dokunuyor; ruh. Sadece elektrik akımı, küçücük bir ortamda oluşuyor toplam, şuurda oluşuyor, ruh bunların hepsini, oradaki elektrik akımını, birbirine girmiş elektrik akımını bu şekilde okuyor. Pırıl pırıl renkli bir dünya, çok nefis tatlar, portakalın mandalinanın tatları gibi tatlar, çok güzel kokular olarak, mükemmel bir dokunma hissi olarak alıyor ve çok güzel sesler olarak alıyor. Ama bakın, kulağı olmayan ruh kulaksız duyuyor. Kulağın getirdiği sesi, kulağın getirdiği elektriği, ruh kulaksız duyuyor. Gözün getirdiği elektriği, ruh gözsüz görüyor. Demek ki insanın, ne göze ihtiyacı varmış, ne kulağa ihtiyacı varmış...
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Makaleler
Devamı ...İlanlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler