Adnan Oktar`ın 14 Şubat 2011 tarihli Adıyaman Asu Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ... Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Şemail-i Şerifi. “Mübarek cismi güzel, hep azası mütenasip (uygun)” yani çok oranlı vücudu “endamı gayet matbu, alnı ve göğsü ve iki omuzlarının arası ve avuçları geniş” Alnı geniş, göğsü geniş, “iki omuzlarının arası” omuzları geniş “ve avuçları geniş, boynu uzun ve mevzun (yakışıklı ve her bir vasfı ölçülü) ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazıları ve baldırları iri” yani Peygamberimiz (s.a.v.) kaslıydı, yapılıydı, pehlivan yapılıydı. “Kalın bilekleri, parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi.” İri yani genel vücut yapısı da iri. Yani ayakları, elleri, kemikleri iri Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Kas yapısı da çok gelişmiş. Pehlivandı biliyorsunuz Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Mübarek cildi ise ipekten yumuşak idi.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in cildi ince, çok utangaç. Peygamber (s.a.v.) bir şey oldu mu hemen rengi kızarıyor. Hemen anlaşılıyor. Çok utangaçtır. “Kemal-i itidal üzere büyük başlı” başı büyüktü Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Peygamberlerin başları genellikle büyük olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in başı da büyük. Mehdi (a.s.)’ın başı da büyüktür, inşaAllah. “Hilal kaşlı” Mehdi (a.s.)’ın da öyledir. “Çekme burunlu” yani böyle burnu küçük çekme fakat hafif üstü bombeli Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. “Oval yüzlü idi. Kirpikleri uzun” yani siyah uzun kirpikler var Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. “Gözleri kara” simsiyah gözleri, kara gözlü böyle, kirpikleri uzun “güzel, büyücek” büyük gözleri “ve iki kaşının arası açık” yüksek kaşları “fakat kaşları birbirine yakın idi” yani ayrık gözlü değil. Kaşları mutedil, kaşları yüksek. Yani gözüne daha uzak kaşları, yüksekte. Fakat kaşları birbirine yakın, yani normal görünümlü. Bazı insanların uzak olur ya öyle değil. İki gözü birbirine yakın. Yani normal yakınlıkta, fakat kirpikleriyle kaşları arası daha yüksek kaşları. “O Nebiyy-i Mücteba (seçilmiş, kıymetli Peygamber (s.a.v.)), rengi nurlu ve parlak idi” Bak, rengi nurlu ve parlak, cildi parlak. “Yani ne ak, ne de kara esmer, belki ikisi ortası ve gül gibi kırmızıya mail (benzer) beyaz ve nurani ve berrak olup, mübarek yüzünde nur lemean (parlardı) ederdi.” “Dişleri, inci gibi parlak” dişleri çok düzgün Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Sürekli misvaklanıyor, pırıl pırıl parlıyor. Gıcır gıcır dişleri sürekli. “Sağlam vücutlu” zaten o devrin başpehlivanını defalarca yenmiş kişidir Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bak, başpehlivan yani öyle orta sıklet değil; başpehlivan; var ya böyle Ahmet Taşçı var ya onun gibi böyle başpehlivan. Getiriyorlar, “eğer sen beni yenersen” diyor, “ben iman edeceğim” diyor. “İmkânsız” diyor, “beni yenmen” diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) aldığıyla vuruyor; hemen, anında yeniyor. “Boş bulundum” diyor, “olmadı böyle” diyor. “Yani rast geldi de öyle yaptın” diyor. “Tamam” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “bir daha yapalım” diyor. Yine aldığıyla yine vuruyor. Artık itirazı da kalmıyor tabii.
Dişleri pırıl pırıl yani bembeyaz, insanların dikkatini çekiyor konuştuğunda. “Gülerken, fem-i saadeti (saadetli ağzı), bir latif (mülayim, yumuşak, nazik)di” diyor. “Saçı, sakalı henüz ağarmaya başladı” diyor. “Âlem-i bekaya (geride kalanların dünyasını)” diyor. Yani vefatından biraz önce saçı, sakalı henüz ağarmayı başlamış. Başında, biraz da sakalında yirmi kadar beyaz tüy var, maşaAllah. Acayip sağlıklı, inşaAllah. “Havassı (duyuları) fevkalade kavi (sağlam, kuvvetli) idi. Pek uzaktan işitir” yani en ince sesi bile işitiyor, “kimsenin göremeyeceği mesafeden görür idi.” Yani gözleri sağlam. Hem yakından, hem uzaktan çok iyi görüyor gözleri. “Onu ansızın gören kimseyi sevgi alırdı ve onunla ülfet ve sohbetler, konuşup görüşmeler eyleyen kimse, ona canı gönülden âşık ve mühib olurdu.” “Biraz konuşan, biraz beraberinde olan Peygamberimiz (s.a.v.)’e âşık olurdu” diyor. Hepsi âşıktı sahabelerin, maşaAllah. “Ehl-i fazl'a (kerem, ilim sahibi), derecelerine göre ihtiram (hürmet, saygı) eylerdi.” Yani mesela çocuğa, çocuğa davranır gibi davranır. Mesela ilim ehline, ilim ehline davranır gibi davranıyor. “Hizmetkârlarını pek hoş tutardı. Kendisi ne yer ve ne giyerse, onlara dahi onu yedirir ve onu giydirir idi.” Yani insanların hizmetçiler daha fakir yaşıyorlar ya, yani kıyafetleri daha değişik oluyor. Hangi kalitede kıyafet giyiyorsa aynı kalitede giydiriyor. Kendi kebap yiyorsa aynısından hizmetçisi de yiyor. Arada fark yok. “Sahi (cömert, eli açık, herkese iyilik etmek isteyen) bir karakteri vardı” diyor. “Kerimdi, her şeyin iyisi, faydalısına önem verirdi” diyor. Şefikti, şefkatliydi. Rahimdi, rahmet ediciydi. Kahraman ve yiğit bir karakteri vardı” diyor. Ama yani yiğitlerin yiğidi böyle. Gösterdiği şecaat ve kahramanlıkları zaten herkes tarafından biliniyor. “Resulullah (s.a.v.) insanların en mülayim huylusu, en yiğidi, en adili ve en namuslusu idi. O hayâ olarak da insanların en mükemmeliydi” diyor. “Lafı uzatmadan en beliğ konuşanıydı” diyor. “Lafı uzatmazdı” diyor. Kısa, özlü, etkili. “Güler yüzlü, dünya işlerinden hiçbir şey kendisini endişeye düşürmezdi.” Yani gayet tevekküllü. “Medine'nin öbür ucundaki hastaları ziyarete giderdi” diyor. Hastaları mutlaka ziyarete gidiyor. “Güzel kokudan hoşlanır, pis kokulardan rahatsız olurdu” diyor. “Fakirlerle oturur” diyor, “yoksullarla yerdi.” Yani onlardan böyle itici bulup uzak duran bir şeyi yok. “Kimseye kaba davranmazdı, kendisine özür beyan edenin özrünü kabul ederdi. Şaka yapar. Latife yapar idi ama hakkı söylerdi. Mubah oyunları gördüğünde men etmezdi, hanımlarıyla yarış yapardı.” Bir yobaz bunu yapar mı? Yapmaz. Bak, hanımıyla yarışıyor. Bütün milletin içinde, insanlar içerisinde yarışıyor hanımlarıyla. “Zavallıları yoksulluklarından dolayı horlamaz, zengine de varlığından dolayı saygı göstermezdi, onu da bunu da Allah'a eşit olarak çağırırdı. Allah-u Teala üstün huyu ve mükemmel siyaseti onda birleştirmişti... Allah-u Teala ahlakın bütün güzelliklerini, iyi yolları, öncekilerin ve sonrakilerin başlarından geçmiş ve geçecek hadiselerin haberlerini, ahirette kurtuluşa ve saadete erdirecek hususları, dünyada gıpta edilip peşinden gidilecek ve gidilmeyecek her şeyi ona öğretmişti.” Müthiş bir genel kültüre sahipti Peygamberimiz (s.a.v.), vahiy ile aldığı bilgiye dayalı olarak. Tıp konusunda da, her konuda muazzam genel kültüre sahipti.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler