Adnan Oktar`ın 6 Şubat 2011 tarihli Kanal Avrupa ve Çay Tv röportajından
ALTUĞ BERKER: ... Hürriyet Gazetesi’nde Cüneyt Ülsever yazısında, Stephen Hawking'ten Big Bang Teorisi'ne yer vermiş. "Zamanın olmadığı bir dönemde bir noktanın patlayarak evreni oluşturduğunu ve bu patlamanın sonucunda bizim evrenimiz gibi bir çok paralel evrenin de oluşmuş olabileceğini" yazmış. Ancak “’Hawking'in o ilk noktayı oraya kim koydu?’ sorusuna hiç kimse diye cevap verdiğini, 'ilk noktayı oraya yaratıcı koymuş olamaz mı? diye sorarsanız o zaman ben de o zaman size ‘Yaratan'ı kim yarattı?’ diye sorarım' dediğini Hawking'in" anlatmış. Cüneyt Ülsever tüm bu anlatılanlara cevap olarak: "Hawking kusura bakmasın ama 'İlk noktayı oraya kim koydu?' sorusuna verilen cevaplarda, Yaratılış inancından yanayım" diyerek Allah'ın varlığına inandığını açıklamış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İyi, çok güzel. Hawking'i gördü mü millet? Ben tam anlamıyorum şimdi. Hawking ile karşı karşıya konuşuyor, zannediyorlar. Adam komada olan bir insan, komaya girmiş. Eli ayağı, hiç bir yeri tutmuyor, ağzını da açamıyor, konuşamıyor da. Bütün vücut organları alet edevatla çalıştırılıyor, komada adam. "Biz gözüne bakıyoruz, konuşuyor adam; gözüyle konuşuyor adam, biz anlıyoruz gözünden, bunları söylüyor" diyorlar. Adamın kafası beyni gitmiş kardeşim. Bütün vücudu, organları gitmiş artık, perişan durumda adam. Umumi felç gelmiş vücuduna. Beyni de perişan, vücudu da perişan. "Deha" diyorlar adama, çünkü cevap verecek durumu yok adamın. Adam tek taraflı “diyor,” diyorlar. Kainatı bakın; sıfır hacim, sonsuz yoğunlukta bir şeyden, bir güç yarattı diyorlar. Sıfır hacim ne demektir? Hacmin olmaması ne demektir? Yok anlamına gelmiyor mu? "Sıfır hacim ve sonsuz yoğunluk" diyor. "Bir güç yarattı" diyor; "Bir güç meydana getirdi" diyor. Çok çocukça, özenti bir inat içindeler. Allah'ın varlığının hepsi farkında. Sırf böyle biraz şeylik olsun işte, 'züp' inanç olsun. Züp derken, zehir gibi, ünlü politik diyelim, o yani kafa bu. Başka bir mantığı yok. Şimdi biz, Hawking'i var mı; beynimizin içerisinde, şu kadarcık yerde koskoca kainatı görüp yaşıyoruz. Bir kere dış alemi hiçbirimiz daha görmedik, bilmiyoruz. Sadece bilim adamları "mevcut verilere göre böyle olması gerekir" diyor. Maddeyi hiç kimse görmedi şu ana kadar. Biz maddenin varlığını kabul ediyoruz, fakat maddeyi görmedik. Maddenin saydam olduğuna bilimsel olarak inanıyoruz, renksiz olduğuna inanıyoruz ve simsiyah karanlık olduğuna inanıyoruz dışarıda, bu kadar. Beyninin dışına çıkıp konuşan kimse olmamıştır şu ana kadar, yani beyninin dışında yaşayan kimse yok. Allah ne gösteriyorsa beyninin içerisinde, video kaset gibi, sadece onu seyrediyoruz. Başka bir şey seyrettiğimiz yok. Mesela bu anlattığımı anlamazdan geliyorlar. Bir kitapta okudum da, "Bilim adamları bu konuyu büyük bir korkuyla farkettiler." diyor, anlattığım konuyu. Farkettiler, fakat anlatmak da istemiyorlar topluma, izah etmek istemiyorlar. Yoksa modern fizikçilerin hepsi biliyor bu konuyu. Mesela şu an beni seyreden kardeşlerim televizyonda; bastırsınlar gözlerini yandan hafifçe, bir parça, görüntü böyle oynar iki tarafa. Beyninin içindeki görüntü oynayacaktır. Dışarıdaki televizyonu seyrediyorsa televizyon oynamaması lazım, değil mi? Orada durması lazım. Belli ki beyninin içindeki görüntüyü seyrediyor. Mesela buraya dokunduğumuzda, dokunma hissini beynimizin içerisinde hissediyoruz. Parmağımızın ucunda gibi görünüyor, değil mi? Bakın dokunuyoruz, kesin öyle gibi görünüyor. Parmağımızın ucundaki değil, beynimizdeki algılarla alıyoruz. Çünkü parmağımızın ucundan sinirler o hissi alıp götürüyor, beynimizde dokunma duyusu oluyor. Beynimizde alıyoruz, fakat parmağımızın ucundaymış gibi zannediyoruz. Görüntü de öyle; dışarıdan bize sadece dalga geliyor. Dalga elektriğe çevriliyor, elektrik akımı geliyor beynimize, beynimizin içindeki ruh; ben denilen ruh, o elektrik akımını pırıl pırıl aydınlık bir dünya olarak görüyor. Tam da sırrını açıklarım da, şimdi akşam akşam insanların dengesini bozmak istemiyorum. Bilseler, hiç kimse yerinden kalkamaz, Allah korkusundan, haşyetinden. Dediklerim öyle teorik bir açıklama değil. Bakın ispat ediyorum, çok kolay ispat metodları göstertiyorum. Kapatsınlar gözlerinden birini, diğer açık olanı şöyle kenardan biraz bastırsınlar, görüntü böyle böyle oynar iki tarafa oynar. Sabitse niye oynuyor kardeşim o zaman, değil mi? Bu görüntünün dışında bir şey görebiliyor musun? Yok. Dışarıdaki maddeyi şu ana kadar gören hiç kimse olmamıştır. Biz sadece varlığına iman ederiz. Varlığına iman ederiz, o kadar. Ama var oluş şeklinde de ışık olması imkansız, bilimsel olarak imkansız. Simsiyah karanlıktır. Ayrıca renk olması imkansız, çünkü renk beynin yorumu. Rengi de beyin yorumluyor, ışığı da beyin yorumluyor, gölgeyi de. Gölge de ayrı yaratılıyor. Gölge hem derinlik, hem biçim vermede Allah tarafından kullanılıyor; renk ve gölge. Renk, gölge ve ışık, üçü ayrı ayrı Allah tarafından kullanılıyor. Renkle boyuyor, gölgeyle derinlik ve biçim veriyor Allah, ışıkla da aydınlatıyor. Bunu anlamazlıktan geliyorlar. Hiç önemi yok anlamazlıktan gelmelerinin, Allah onları önemli görmez. Allah'a inanan on iki kişi bile olmuş olsa; Tevrat'ta da vardır, Allah İslam’ı dünyaya hakim ediyor. Öyle bir şey yok, Allah'ın öyle bir şeye ihtiyacı yok. Milletin ne dediği Allah'ı ilgilendirmez, üstünde durmaz Allah, çünkü onların ne dediğini onlara söyleten Allah zaten. Hiç kimse müstakil olarak o şekilde düşünemez, Allah'dan bağımsız düşünemez. Allah'ın dediği kadarını düşünebiliyorlar. Dünyanın bu metafizik yönünün sık sık hatırlatılması lazım, kardeşlerimiz de; bizi sevenler bu konuyu dillerinin döndüğü kadar birbirlerine anlatsınlar. Bir Darwinizm, materyalizmin açmazlarını anlatmak önemlidir, bir de bu konu. Aslında İslam’ın dünyaya hakimiyeti çok kolay bir şey. Çok büyütüyorlar, karmaşık bir şey zannediyorlar. Bir de İslam ahlakı dünyaya hakim olunca yobazlık çok kapsamlı hakim olacak gibi anlatıyorlar. Halbuki Allah, onun olması ihtimali oluştuğunda, ona benzer bir sistem olduğunda, zaten onu yıkıp, yerle bir edip, perişan edip, taraftarlarını da helak ediyor Allah. Zaten Allah öyle bir şeye müsade etmediğini tarih içinde çok kere göstermiş. Yobazlığa zaten Allah müsade etmiyor. Allah aydınlık bir dünya istiyor, böyle neşeli, sevinçli, akıllı, Kendisini seven, Kendisine hüsn-ü zanla bakan, Kendisine aşkla, tutkuyla bağlı, aklı başında, sanattan, estetikten hoşlanan, cennet sevgisi olan insanlardan oluşan toplum istiyor Allah. Kendisine ibadet eden, Kendisini çok seven, sık sık Allah'ı anan bir topluluk istiyor Allah. Böyle olursanız, diyor Allah; bu şekilde güzel huylu olursanız, size bereketin kapısını açarım diyor Allah. Yapıyor da Allah, bir mucize olarak yapıyor. Şimdi imanı zayıf insanların aklı; biraz da enaniyeti kuvvetli oluyor onların, bunların kafası bilimsel yöntemlere ama materyalist bilimsel yöntemlere kaydı. Sosyolojik yöntemlerle İslam’ın hakim olacağını zannediyorlar. O İslam olmaz, başka birşey olur. Bambaşka bir ideolojiyi meydana getirmiş olur. Ve o hakim de olmaz ayrıca, halk sıkılır bu işten, kimse istemez. Dine benzemeyen bir din, İslam’a benzemeyen bir İslamlık anlayışı, Allah'a saygısı olmayan iman, o olmaz...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler