Adnan Oktar`ın 4 Şubat 2011 tarihli Kocaeli Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Bakın Sakarya Türküsü Necip Fazıl Kısakürek’in ünlü şiiri. “İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Herşey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir; Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük-küçük kâinat; Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!“Hayrettir yani, Allah kalbine ilham etmiş. Şu uyuma bak, inanılır gibi değil, maşaAllah. “Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne, Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabb’im isterse, sular büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.“Bakın Türk İslam Birliği’ni çok şahane bir üslupla vurgulamış ve kimlerin görevli olduğunu da açıklamış oluyor.“Eyvah eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!“ Demek ki Müslümanlar ahir zamanda horlanacaklar, ezilecekler ama “bu dava büyük” diyor.“Ne ağır imtihandır başındaki, Sakarya! Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal; Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.“ Allah rızası için yapılır hizmet, diyor.“Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan;“Demek ki Allah rızası için gerekirse annesinden de ayrılır, babasından da ayrılacak, hicret edecek. Gerekirse arkadaşlarından da ayrılacak. “Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu; Hani ardında çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;“ Türk-İslam Birliği’nin sınırlarını anlatıyor. Tuna’ya, Tuna’nın daha da ilerlerine, inşaAllah. Ve Nil, Mısır’a da, her yere hakim olacak İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği, inşaAllah.“Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler. Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya, Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!“ Yani Mehdi (a.s) talebeleri müthiş ezileceklerdir, öz yurdunda garip olacaklardır, mağdur olacaklardır, ona dikkat çekiyor. “İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su; Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek; Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?“ Allah’ın onları dirilteceğine dikkat çekiyor. “Kaf dağını aşsalar belki çeker bir kıl. Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun, divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız; Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!” Yani imtihan dünyasıdır, orada hiçbir olaydan etkilenmeyin, diyor. Hiçbir şeyden etkilenmeyin, sonuna kadar böyle gidecektir diyor dünya. “Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz.” Yani Müslümanın her an ölüme hazır olması gerekir, diyor. “Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!” Yani birçok kıvrımlardan geçerek gideceğiz, diyor. Son Peygamberimiz de Sallallahu Aleyhi ve Sellem’dir, kılavuzumuz o, bizde Kuran’a tabi oluyoruz. “Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya: Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!” diyor. Müslümanların çok eziyet çekeceklerini, çok ızdırap çekeceklerini fakat ayağa kalkacaklarını, hamiyet-i İslamiye’nin feveran edeceğini söylüyor...