Adnan Oktar`ın 21 Ocak 2011 tarihli Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...“Selam. Hocam, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Beşinci Şua’da deccalleri tarif ediyor, çok detaylı, kapsamlı anlatmıştır” diyor. Mesela başka, bak açtık, hemen Beşinci Şua çıktı, maşaAllah. “İman ve teklif ihtiyar dairesinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka olduğundan, perdeli ve derin ve tetkik ve tecrübeye muhtaç olan nazarî mes'eleleri elbette bedihî olmaz.” Bak, perdeli. Mehdi (a.s) de perdelidir, fark edilmez. Deccal ve süfyan da perdelidir, fark edilmez. “Derin tetkik ve tecrübeye muhtaç olan.” Demek ki derin tetkik; halktan bir insan kolay kolay derin tetkik yapamaz. “Ve tecrübeye muhtaç” tecrübeli bir insan bunu bilir ancak. “Muhtaç olan nazarî mes'eleler elbette bedihî (açık) olmaz. Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî olmaz.” Yani herkesin anlayacağı gibi olmaz, diyor. Onun görevini yapabilmesi için tanınmaması gerekiyor, tanınamaması gerekiyor. “Ancak imanın nuruyla tanınabilir” diyor Bediüzzaman. “Derin tetkik ve tecrübeye muhtaçtır” diyor, nazari meseleler. Hemen anlaşılamaz, çünkü görevini başka türlü yapamaz, o görevini yapacak. Mehdi (a.s)’a karşı Müslümanları kışkırtacak, tavır alacak, eylem yapacak, uğraşacak. Ona karşı da Müslümanlar, imtihan olacaklar, inşaAllah. “Tâ ki Ebu Bekirler a'lâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebu Cehiller esfel-i sâfilîne düşsünler.” Büyük ruhlar, yüce ruhlar yükselsin, kaliteli insanlar en yüksek noktaya çıksınlar. Aşağılık, sefil insanlar da en aşağı dereceye düşsünler. İmtihan ortamı için bu şarttır, diyor Bediüzzaman. “İhtiyar kalmazsa teklif olmaz.” Yani insanın aklının ihtiyarını kaldıracak şekilde olmaz, diyor Bediüzzaman. Çıkmış adam, tamam, bak, Bediüzzaman belirtmiş, hadislerde belirtilmiş şahıs bu. O zaman? Adam görev yapamaz zaten. Mehdi (a.s) de görev yapamaz zaten, hemen tanınırsa. “Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mu'cizeler seyrek ve nâdir verilir” diyor. “Hem dâr-ı teklifte gözle görünecek olan alâmet-i kıyamet (kıyamet alametleri) ve eşrat-ı saat, bir kısım müteşabihat-ı Kur'aniye gibi kapalı ve te'villi oluyor.” Kapalı olur, diyor Bediüzzaman. Ancak alim olanlar kişiler şerh edebilirler, diyor. Mesela, “bir kısım hadîsler İslâmların ekseriyeti noktasında veya hükûmet-i İslâmiyenin veya merkez-i hilafetin nokta-i nazarında vürûd ettiği halde, umum ehl-i dünyaya,” başka yerlerde zannedilmiştir, diyor. Mesela deccaller genellikle hep birbirine benziyorlar. Mehdiler de birbirlerine benziyorlar, inşaAllah. Mesela diyor ki; “deccal büyük bir alim olacak, ilmiyle dalalete düşer.” Bak, alim adam. Alim oluyor fakat, “ilmiyle dalalete düşer ve çok alimler ona tabi olacaklar” diyor. Bu bir deccal özelliğidir. Fark edilemiyor adam. İblis olduğu halde fark edilemiyor. “Allahu alem bissavâb, bunun bir tevili şudur ki” Bediüzzaman açıklıyor. Yine rivayetlerde deccallerin fitnesi İslamlarda olacağını, Müslümanların içinde de çıkacağını belirtiyor, inşaAllah. “Rivayetlerde, vukuat-ı Süfyaniye (deccalin) ve hâdisât-ı istikbaliye Şam’ın etrafında ve Arabistan’da tasvir edilmiş” diyor. Halbuki bu yanlıştır diyor.“Allahu a’lem, bunun bir tevili şudur ki: Merkez-i hilâfet eski zamanda Irak’ta ve Şam’da ve Medine’de bulunduğundan, râvîler, o şekilde zannetmişlerdir” diyor. Dolayısıyla Medine’yle ilgili, Şam’la ilgili, Irak’la ilgili rivayetlerin hepsi İstanbul’da olan olaylardır, İslam aleminin merkezi son olarak İstanbul’da kalmıştır, diyor...
ADNAN OKTAR:...Bakın, “deccal çıktığı zaman insanlar ilk defa iman ve doğruluğa davet edecek. Herkes onu sahici bir mürşid sanıp peşine takılacak. Bunu gören akıl sahibi kişiler de ondan ayrılacaklar” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Kulağı da kesilecek.” Yani kulağı kesik, it, kopuk takımı anlamında. “Kalbinde zerre kadar iman taşıyan herkes ondan ayrılacak” diyor. Bakın hadis bu, deccal özelliği. “Allah ona şeytanları gönderecek. Şeytanlar ona: ‘Ne istersen söyle, yapalım!’ diyecekler.” Onlar da, demek ki böyle etrafında bir iblisat ordusu olacak. Küçük de olsa onları kullanacak. Çünkü deccal deyince tek bir; halbuki deccallerde vasıflar birbirine benziyor. Mesela Mehdiler de birbirine benzerler. Bütün Mehdiler birbirlerine benzerler. Kişilikleri, şahsiyetleri, çektikleri acılar, zulümler, karşılaştıkları deccaller. Mesela İmam-ı Rabbani kendi asrının deccalleriyle mücadele etmiştir. Hapsedilmiştir mesela İmam-ı Rabbani, hapsedilmiştir. Bu Mehdi özelliğidir, hapsedilmek. Hemen hemen her Mehdide bu olmuştur, hapsedilme olayı olmuştur. Zulüm ve cefa görmüştür insanlardan. Şefkat ve merhametle insanları kucaklamıştır ve bütünleştirici olmuştur. Mesela İmam-ı Rabbani Hinduları, sapkın putperestleri, hepsini kucaklamıştır. Onları İslam’a kazandırmıştır. Onlara nefret edip, onlara saldırganlık yapıp, onları ey kafirler diye aşağılayıp yok etmemiştir. Onlara nezaket ve sevgiyle İslam’ı, Kuran’ı anlatmış, onları kazanmaya çalışmış. Nitekim Müslüman olmalarına vesile olmuştur. Aynı Peygamberimiz (s.a.v) gibi. “Rivayetlerde, ahir zamanın alametlerinden olan ve Al-i Beyt-i Nebevi'den Hazret-i Mehdi'nin (Radıyallahü Anh) hakkında ayrı ayrı haberler var. Hattâ bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velâyet, eskide onun çıkmasına hükmetmişler.” Yani çıkıp, geçmiştir demişlerdir, diyor. “Bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili şudur ki: büyük Mehdî’nin çok vazifeleri var.” Hani tek vazifesi vardı, hani bir taneydi? Çok vazifesi var. “Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dâirelerde icraatları olduğu gibi, her bir asır, me'yusiyet vaktinde kuvvet-i maneviyesini teyid edecek bir nevi Mehdîye veyahut Mehdînin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan, rahmet-i İlâhiye ile her devirde, belki her asırda bir nevi Mehdî Al-i Beyt’ten çıkmış.” Bir nevi, onun için her devirde deccaller de çıkar. Bir nevi deccal çıkar ve çıktığında da anlaşılamaz. Zırhından dolayı anlaşılamaz, maskesinden dolayı anlaşılamaz. Maskesini çıkarttığında anlaşılır. “Evet, yüzer kudsî kahramanları yetiştiren ve binler mânevî kumandanları ümmetin başına geçiren, Al-i Beyt” diyor. “Şeriat-ı Muhammediyeyi ve Hakikat-ı Furkaniyeyi ve Sünnet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) ihya ile, ilân ile, icra ile” bak, ihya, ilan ediyor ve icra ediyor İslam’ı, Kuran’ı. “Başkumandanları olan” bütün İslam aleminin başkumandanları olan, “büyük Mehdî’nin kemâl-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet mâkul olmakla beraber, gayet lâzım ve zarurî ve hayat-ı içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır.” Demek ki Mehdi (a.s)’nin adaletini bütün dünya görecek. Bediüzzaman’ın adalet gösterecek vakti olmadı ki. Adalet mekanizması içinde o mahkum oldu hep. Ama Mehdi (a.s) gelip, adaleti dünyaya hakim ediyor. Adaleti gösteriyor ve başkumandanlık yapıyor. “Ve bütün dünyaya gösterecek” diyor. Bak, “şeriat-ı Muhammediyeyi ve Hakikat-ı Furkaniyeyi ve Sünnet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) ihya ile, ilân ile, icra ile,” tam Asr-ı Saadet gibi olacak” diyor Bediüzzaman...
Kitaplar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler