Adnan Oktar`ın 22 Şubat 2011 tarihli Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR:Kuran’ı okuyan kardeşlerimiz, Mehdiyet gözüyle bir baksınlar Kuran’a, başından sonuna kadar Mehdiyet’in anlatıldığını göreceklerdir dikkatlice bakarlarsa. Hep Mehdilerle deccallerin mücadelesinden bahsediyor nereye bakarsanız bakın. Bakın buraya bakıyorum yine, Kehf Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım, 65. ayet: “Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz” Allah’ın rahmetinin istenmesi çok önemlidir. “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” denir.“Ve Tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz” adamlar diyor ki; “ben bilim adamıyım.” Hiçbir bilim adamı, bilim adamı olamaz. Allah’ın verdiği bilimle, Allah’ın verdiği ilimle, bilim adamı görüntüsünde tecelli ediyor. “Kullarımızdan bir kulu buldular.” Allah ismini vermiyor, Hızır demiyor Cenab-ı Allah. Ama bak, “kullarımızdan bir kul” ebcedi tam 2010 tarihini veriyor. “Musa ona dedi ki: "Doğru yol olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" Bir kere mürşidin, öğreten insanın doğru yolu öğretiyor olması önemli. Biz ona mürşid diyoruz. Yoksa onun dışında, tabi olunacak bir yönü olmaz. Yani mürşitte aranan şey nedir? Doğru yolu öğretiyor olması. “Sana öğretilenden” bak sen biliyorsun demiyor, “sana öğretilen”. Adam diyor ki; “ne büyük alim, ne kadar büyük alim” öyle demiyor Hz. Musa (a.s), “sana öğretilenden” diyor. Çünkü ilmin gerçek sahibi Allah, Allah’a gönderme yapıyor. “Sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" Bu da öğrenciliğin nezaketini gösteriyor. Nezaketle yaklaşıyor. Yani böyle “bana bunu anlat, bunu bana şöyle yap, böyle yap” demiyor. İslami, Kurani nezaket burada gösteriliyor. “Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." Bir insana öğrenci olmak ayrı bir konu, bir insanla beraber yaşamak, dost olmak, arkadaş olmak; onlar da çok zordur. İnsanın bir arada devam etmesi için sabra ihtiyaç vardır, çok sabırlı olması gerekir. Sabır olmadan çok rahat kopar. İnsanlar o yüzden beraber olamıyor, dost olamıyor, arkadaş olamıyor, kardeş olamıyorlar. Bak; “Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." Ama bu vahiyle bildirildiği için biliyor tabii. “(Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" İşte beni eleştiren insanların da karşılaştığı konu bu. Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığı bir bilgiden dolayı sabredemiyorlar. Sürekli bana yazılar geliyor, ben bir kısmını okumuyorum; “Hocam şu kişiye şunu niye diyorsun? Buna niye bunu diyorsun?” Hikmetini bilmiyorlar, tahmin edemiyorlar. Halbuki ben onların dediği gibi olmuş olsam, yani dedikleri gibi yapmış olsam çok büyük zarar meydana gelir. Kendilerine de zarar gelir, İslam’a da zarar gelir. Çok büyük akılsızlık ediyorlar aslında. Yani yaptığımın çok isabetli olduğunu çok sonra anlayacaklar. Onların stiliyle gitmiş olsam, o yöntemle gitmiş olsam, Müslümanları mahvederlerdi. Müslümanlar açık hedeftir, çok rahat ezebilirler Müslümanları. Özünü kavramaya çalışsınlar. Her şeyi bana soruyorlar, mesela mahsuru olmayanları söyleyeyim, mahsuru olanlar da var. Bazen de kavrayabiliyorlar, mesela bu kıssayı söyleyince, “anladım ne demek istediğinizi” diyorlar. “(Musa:) "İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi.” Mürşide böyle tabi olunur. İnsan sevdiğine de tabi olduğunda, evlilik de öyledir, yani bir karşılıklı teslimiyet vardır. Her şeye karşı gelinmez, bir hayır aranması lazım, bir güzellik aranması lazım. “Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar." Mesela bak bana sürekli soru soruyorlar. Başka yerlerde de öyle. Mesela bir dava adamına, binbir türlü labirentin içinden geçen, binbir tehlikenin içinden geçen bir insana, bir dava adamına, “şunu sen niye yapıyorsun? Bunu böyle niye yapıyorsun?” demek mantıklı olmaz. Kolaysa sen geç bakalım bu yoldan. Benim geçtiğim yoldan bir geçsen, kafan bin kere paramparça olurdu senin, bin kere yani. Müthiş bir dikkat, müthiş bir ustalık, müthiş bir akıl gerekiyor. Onu da bana Allah veriyor, Allah nasip ediyor. Mesela her yaptığımız çalışmada başarılı oluyoruz Allah’a çok şükür. MaşaAllah. Bir de mürşide sürekli soru sorulmaz. Eğer tabi oluyorsan, vardır bir bildiği dersin tabi olursun. Genele bakılır, genelden anlaşılır. Ben mesela Bediüzzaman’ın genel haline bakıyorum, mükemmel bir insan. Mesela bazı konuşmaları var bana zıt geliyor, vardır bir bildiği diyorum ve hemen onu açıklıyorum, bunu neden söylediğini çıkarıyorum. Mesela Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri, benim çok sevdiğim bir insan, çok mübarek bir insan. Bediüzzaman için dedi ki; “Risale-i Nurları götürün mezarına koyun Bediüzzaman’ın” dedi. Nur talebelerine de bayağı ağır konuştu. Canım gibi seviyorum, ben onu ledün ilmiyle açıklarım, neden onu söylediğini açıklarım. Duyan da; “Allah razı olsun, haklısın” der. Batın gözüyle bakmazsan göremezsin işte. Ledün gözüyle bakarsan görürsün. İnşaAllah. Herhangi bir insan değil ki o. Bir şey söylüyor hemen havaya kalkıyorlar. Kardeşim ledün gözüyle baktın mı? Batın gözüyle baktın mı? Yok. Mutlaka önce, tamam bir zahir vardır ama bir de batın gözü vardır, batınla bakılması lazım...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...