Adnan Oktar`ın 3 Mart 2011 tarihli Kahramanmaraş Aksu Tv ve Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Mekke’de indirilen bu sure, 42 ayettir. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım; “Surat astı ve yüz çevirdi.” Bakın, ahlaksızlığın detaylarını veriyor Allah. Surat asmak ahlaksızlıktır, haramdır, çirkin bir harekettir. “Ne oldu?” diyorsun, suratını asıyor. Kızdırıcı bir şeydir. Var ya böyle maymun gibi somurtur, oturur. Bazen maymunları kızdırıyorlar, koşuyor, elini böyle bağlıyor, gider yan dönüp oturur. Bilmiyorum hayvanat bahçesinde gördünüz mü? Maymun yapar da, insan yapmayacak. “Yüz çevirdi” diyor. Çok ayıptır insanın sevdiğine yüz çevirmesi, kafasını çevirmesi. Hiç, boş nedenlerle, hiçbir sebebi yokken. Genel anlamda bu tabii. Ama veli bir insan yapabilir, Peygamber de yapabilir, o ayrıdır yani onlar zelle olarak kabul edilir. Ama Müslüman’ın yapacağı bir şey değildir, yapmaması gereken bir şeydir. Ama yapması onu dinden çıkartmaz, bir zelle olmuş olur. Ama Allah’ın beğenmediği bir tavırdır. Yani ahlaka uygun olmayan bir tavırdır. Büyük müceddidlerde, büyük alimlerde, Peygamberlerde zelleler olmuştur. Hataya ‘zelle’ diyoruz, inşaAllah.“Kendisine o kör geldi diye. Nerden biliyorsun; belki o, temizlenip-arınacak?” Sakat insanlara karşı, genellikle bir kısım insanlar daha değişik bakarlar. Onlara şefkat duymamız gerektiğine Allah dikkat çekiyor. O da bir zelle. Peygamber yaparsa zelle olur, insan yaparsa hata, yanlışlık olmuş olur. “Nereden biliyorsun; belki o, temizlenip-arınacak?” Yani fakir olabilir, başka türlü olabilir. Candanlıkla gelen bir insan eğer akıllıysa, güzel huyluysa, ona öncelik tanınması lazım. Yani parası, pulu, şanı, şöhreti önemli değil. “Veya öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak.” Allah, ihtimalleri söylüyor. “Fakat kendini müstağni gören (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanan) ise,” müstağni görmek nasıl oluyor? Kendini beğenmek ve eleştiriye kapalı olmak. Mesela “mütevazı ol” diyorsun, “ben zaten mütevazıyım” diyor. “Doğru konuş” diyorsun, “ben zaten doğru konuşuyorum” diyor. O zaman sana hiçbir şey demeyelim, bayağı mükemmelsin. O zaman akıl hastası olur insan. Yani akli dengesini kaybeder. Kendini müstağni görmek çok tehlikelidir. Mesela diyor ki adam; “mütevazı ol.” “Allah razı olsun. Mütevazı olmaya gayret ediyorum, daha da edeceğim, daha iyisini yapacağım” demesi lazım. Diğer bir ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, Cenab-ı Allah diyor ki, Alak Suresi’nde; “Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden.” Ayetin ebcedi, Darwin’in zamanını veriyor. “Fakat kendini müstağni gören (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanan) ise,” bakın müstağni görmek bir akıl hastalığıdır. Müstağni gördüğünde insan çirkinleşir, aklı gider, muhakeme ve yargısı bozulur, negatif elektrikle yüklenir, ters bir görünüm alır, itici olur. Yani sevilecek hali kalmaz. Çok tehlikelidir. Kendi nefsini ezen, nefsini eleştiren bir insan, eleştirildiğinde de ondan mutlu olup, onu alan insan çok sevilir ve onun üzerine sıcak bir elektrik gelir, güzel bir hava gelir, güzel bir ortam olur. Ona karşı kalpte bir muhabbet olur. Onun eti yumuşar, ruhu mülayemet, insancıl bir hal alır. Öteki kartlaşır ve katılaşır. Bir şey olur onun kafası odun kafası gibi bir şey olur kafası. “İşte sen, onda 'yankı uyandırmaya’ çalışıyorsun.” Ama bakın müstağni görür, yani “etkilemeye çalışıyorsun” diyor Peygamberimiz (s.a.v)’e hitap ediyor Allah. “Oysa, onun temizlenip-arınmasından sana ne?” diyor Allah, “müstağni görürse onunla muhatap olmana gerek yok” diyor Allah. “Ama koşarak sana gelen ise, (sevgiyle gelen ise), ki o, 'içi titreyerek korkar' bir durumdadır.” Yani “Allah’tan içi titriyor, ciddi şekilde korkuyor” diyor Allah. “Sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun.” “Ona önem vermiyorsun” diyor Allah. “Hayır; çünkü o (Kur'an), bir öğüttür. Artık dileyen, onu 'düşünüp-öğüt alsın.' O (Kur'an), 'şerefli-üstün' sahifelerdedir. Yüceltilmiş, tertemiz (mutahhar) kılınmış. Katiplerin ellerinde.” Yani tertemiz mutahhar katiplerin ellerinde. “(Ki onlar,) Üstün değerli, 'iyilik ve dürüstlük sembolü.” Son derece dürüstler. Meleklerde biliyorsunuz kusur yoktur, mutlaka doğru konuşuyorlar. “Kahrolası insan, ne kadar nankördür” diyor Allah. İnsanlar, hayret edilecek şekilde nankör oluyor. Yani olmaması lazım, çok kolaydır nankör olmamak ama nankör oluyorlar, büyük bir bölümü nankördür.“(Allah) Onu hangi şeyden yarattı? Bir damla sudan yarattı da onu 'bir ölçüyle biçime soktu.” “Şekil verdim” diyor Allah. “Sonra ona yolu kolaylaştırdı. Sonra onu öldürdü, böylece kabre gömdürdü.” Kabre gömdüren de Benim diyor Allah. İnsan kabre gömmüyor, Allah gömdürüyor. “Sonra dilediği zaman onu diriltir. Hayır; ona (Allah'ın) emrettiğini yerine getirmedi. Bir de insan, yediğine bir baksın; Biz şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık, Sonra yeri yardıkça yardık; böylece onda taneler bitirdik,” Her tane bir mucizedir. İncirin tohumu biliyorsunuz küçücüktür, toprağa koyuyorsun, otuz sene sonra geldiğinde, otuz metrelik ağaç, binlerce meyve veriyor, koskoca incir ağacı oluyor. O otuz seneyi, otuz saniyelik film haline getirdiğimizi düşünelim, incir bir anda koskocaman bir ağaç olup, yağmur gibi incir yağdırıyor oluyor topraktan, tonlarca incir yağdırıyor. “Böylece onda taneler bitirdik, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalar, boyları birbiriyle yarışan ve içiçe girmiş ağaçlı bahçeler. Meyveler ve otlaklıklar, size ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere. Fakat 'kulakları patlatırcasına olan o gürleme' geldiği zaman,” demek ki kıyamette dehşetli bir gürültü olacak. Bakın, “kulakları patlatırcasına olan o gürleme' geldiği zaman,” yani çarpmanın şiddetinden çok acayip bir ses dalgası ve şok dalgası oluşacağını belirtiyor Allah. “Kişi o gün, kendi kardeşinden kaçar;” daha önce kardeşine çok düşkün olduğunu söylüyordun, neden kaçıyorsun? “Annesinden ve babasından,” “ben annemi çok seviyorum” diyor, o zaman neden kaçıyorsun? Babanı çok seviyorsan, neden kaçıyorsun? “Eşinden ve çocuklarından,” hani eşine bayılıyordun, acayip seviyordun, neden kaçıyorsun? Çocukların hani bir taneydi? Onlardan da “kaçacaklar” diyor Allah? “O gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır.” Dehşet içinde oldukları için, aşırı dertlerine düşüyorlar. “O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır;” “Müslümanların yüzleri pırıl pırıldır” diyor Allah. “Güler ve sevinç içindedir.” Bakın, Müslüman gülüyor ve sevinç içindedirler. Onlarda alamet olarak iki şeye de dikkat çekiyor Allah; gülmeleri ve sevinç içinde olmaları. “Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür.” O arazinin tozuyla, Allah yüzlerini tamamen tozla kaplıyor. “Bir karartı sarıp-kaplamıştır.” Genel olarak yüzleri de kara, karartıyla kaplanmıştır. “İşte onlar da, kafir, facir olanlardır.” “Fitneci, fücur ehli olanlardır” diyor Allah...
Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...