Adnan Oktar`ın 4 Mart 2011 tarihli Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Ahmet Hulusi diyor ki; gerçek anlamı ile cehennem, günümüz pozitif ilminin tasdik ettiği şekli ile güneştir. Ancak ne var ki, güneşin cehennem olması, gözümüzle gördüğümüz atom üstü boyutu ile değil, onun ikizi olan atom altı ışınsal boyutu itibariyledir. Dünya tüm içindekilerle birlikte gelecekte Mars’ı da içine alacak şekilde büyüyecek olan güneşin içine girecek ve orada buharlaşacaktır. Dünyadan cennetler diye anlatılan yıldızların, bir alt boyuttaki ışınsal alemde var olan sonsuz zevk ortamına giremeyenler, burada ebedi olarak güneşin içerisinde hapis kalacaklardır. Semum, yani zehirleyeci radyasyon olarak tarif edilen güçlü güneş ışınının insanları, manyetik astral bedenini sürekli rahatsız edip, büyük azaplar çektirecektir. Şeytaniyet vasfı ile anlatılar cinler dahi buradadırlar ve güçsüz insan ruhları ile top gibi oynarlar.” diyor. Şimdi bu açıklamalar ayetlerde ve hadislerde yok. Zannediyorum tahmin ediyordur, yani böyle olabileceğini tahmin ediyordur. Çünkü Kuran asıldır, Allah her türlü bilgiyi Kuran’da bize bildiriyor. Kuran’da böyle bir bilgiyi göremiyoruz, hadislerde de yok. Dolayısıyla kendisi bir fikir olarak geliştirmiş. Bu felsefe olur, inanç olmaz, felsefe olur. “Hocam Ahmet Hulusi diyor ki; ibadet adı altında Resul (s.a.v.) tarafından bize ulaştırılan her çalışma, tümüyle fiziksel ve bilimsel gerçeklere dayanır. Kesinlikle yukarıdaki, ötemizdeki bir Tanrı’nın gönlünü hoş etme amacına dönük değildir. Evreni yoktan var eden akıla, Allah’ın insanın hiçbir ibadetine çalışmasına ihtiyaç yoktur. Aldığım gıdalar nasıl bedenimin bir ihtiyacını karşılama amacına dönükse, ibadet adı verilen çalışmalar da, senin ölüm ötesi yaşamının ihtiyaçları ile ilgilidir. Beyin göçünün bir tür ışınsal yapı olan bedenine, yani ruhuna yükseleceği bilgi ve enerji ile ilgilidir.” diyor. Evet, bu hoca efendinin yazdığı konularla ilgili benim fazla bir bilgim yok ama ilk anladığım kadarı ile; “defalarca söyledik ve yazdık ki, salat, oruç, Hac ve diğer teklif edilen, hep senin kendini geliştirmen içindir. Yukarıdaki bir Tanrı’nın gönlünü alman için değil.” Şimdi biz ibadetlerimize eğer Kuran’a göre bakacak olursak, ki Kuran’a göre bakıyoruz, sadece Allah’ın rızası içindir. Allah bunu Kuran’da açıkça belirtmiştir. Müminlerin amacının Allah’ın rızası olduğunu belirtmiştir. “Hepsinin üzerindedir Allah’ın rızası” diyor. Cennet için, yani herhangi bir rahat hayat için değil, bizim asıl amacımız Allah’ın rızasını kazanmak içindir. Allah’ın sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmak için biz bunu yaparız, bu en asil sevgidir, en soylu sevgidir. Mesela biz birisini severken para karşılığı seversek, bizi eğlendirmesi için seversek, bizi mutlu etmesi için seversek, bu sevgi olmaz. Karşılıksız sevgi en yüksek sevgidir. Allah’ı da biz karşılıksız, sadece rızası için severiz, Allah rızası için severiz. Burada anlattıklarıyla bilmiyorum ne demek istiyor, benim anlattıklarım doğru olan budur. Güneşin cehennemle bağlantısı, Kuran’da buna ait bir bilgi yok. Hadislerde de buna ait bir bilgi yoktur. Uzayda milyonlarca güneş vardır, bir tane değil, çok fazla güneş vardır. Buradaki bizim güneşimizin bir özelliği yoktur, bir fevkaladeliği de yoktur. En küçük güneşlerden bir tanesidir. Çok büyük milyonlarca güneş var gökyüzünde, ucu bucağı yok. Dolayısı ile sadece buraya kilitlenen bir mantık, sadece Merih’e, Dünya’ya, Güneş’e kilitlenen bir mantık pek doğru olmaz, pek değil doğru olmaz. Çünkü Samanyolu sistemi içerisinde toz kadar bir yeri vardır, çok küçüktür Dünya’nın yeri, Merih’in de. Dünya Güneş’i de çok küçüktür diğer güneşlere nazaran. Dolayısıyla bununla ilgili bir ayet, hadis olmadığını göre, bunu bilimsel göremeyiz, felsefi görebiliriz. İmani, Kurani yönünden bilimsel yönü olmaz. Ama felsefi olarak, bir felsefe düşüncesi olarak olabilir. Şu yanlış; “ibadet adı altında Resul (s.a.v.) tarafından bize ulaştırılan her çalışma, tümüyle fiziksel ve bilimsel gerçeklere dayanır. Kesinlikle yukarıdaki, ötemizdeki bir Tanrı’nın gönlünü hoş etme amacına dönük değildir.” Tabii ki Allah’ın rızasını almaya yöneliktir, Kuran ayetleri o kadar çok ki ve çok nettir. Bu Kuran’da kesin hükümdür ve en asil sevgidir bu. Ben cennette rahat edeyim, bana sadece yiyecek versin, yoksa ben Allah’a ibadet etmem ama bana rahatlık verecekse, bana cennet verecekse ben o zaman Allah’ı severim dersen, bu zaten sevgi olmaz ki. Bu inanç da olmaz, Allah’a karşı derin bir sevginin anlamı da olmaz böyle bir şeyde, bu yanlış. Ama detaylı olarak ben bu kitabı okumadım, incelemediğim için burada anlatılan kadar bilgi veriyorum. Bir de kaynak verdiğinde, anlattığında Ahmet Hulusi Hoca Efendi, mutlaka ayetten, hadisten delil vermesi lazım. Şimdi ayet ve hadisten delil vermezse, olmaz. O zaman şahsi düşüncesi olmuş olur. “Burada özetle belirtmeliyim ki, ruh adı ile bilinen yapı, kişinin ana karnında 120’inci gününde üretilmeye başlanan hologramik esasla mikro dalga bedenidir ki, esas itibariyle beyin mahsulüdür. Her beyin dünyada kendi mikro dalga bedenini, yani ruhunu üretir.” Olur mu? Kuran’da Allah açıkça söylüyor; siz ruh aleminde, ilk daha dünya yaratılmadan önce Allah’a söz verdiklerinde; bütün insanların ruhu Allah’a söz veriyorlar. Peygamberler’den Allah söz alıyor, daha hiç biri dünyaya sunulmadan önce, ruhları varken. Sonra bedenlerine ruh veriliyor. Allah, bedene sonradan ruh verildiğini Kuran’da belirtiyor. Biz, daha ilk kainat oluşmadan, daha dünya oluşmadan Allah bütün insanlara; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi, ayet var, Kuran ayeti. “Evet, Sen bizim Rabbimiz’sin” dediler. Hatta Allah diyor; “Senden, Nuh’dan, İbrahim’den, Musa’dan ve İsa’dan söz almıştık” diyor daha dünyaya gelmeden. Ruhlarından söz alıyor; mikro dalga, ne alakası var mikro dalga ile? O zaman bu maddecilik olur. Çünkü Marksist, materyalist felsefede önce madde vardır, maddeden ruh üretilir. Marksist düşüncenin, materyalist düşüncenin iddiası budur; madde ruhu üretir. Halbuki bizim inancımızda, ruh önceden vardır. “Allah, ruhumdan üfürdüm” diyor. Allah’ın ruhunu taşıyoruz biz. Mesela Hz. Adem (a.s.)’a Allah, “ruhumdan üfürdüm” diyor. Onu mikro dalga gibi beyini onu üretmedi, Allah “Ben üfürdüm” diyor. Benim Kendi ruhumdan üfürdüm, diyor. Ayet var, Kuran ayeti var. İnsanlara da Allah; “Ben ruh üfürüyorum” diyor, Kendi ruhundan veriyor ve Kendi ruhundan olduğunu söylüyor; “Ruhumuzdan üfledik” diyor. Madde ruhu yaratmaz. Buradaki anlatımda çok ciddi yanlışlıklar var, Kuran’a uygun değil. Her anlattığında, mutlaka Kuran’dan ve hadisten delil göstermesi lazım. Mesela ben bu anlattıklarıma Kuran’dan en az 100 tane ayet gösterebilirim. Bir felsefe olarak tabii saygı duyarız ama Kuran inancı içerisinde kabul edilebilecek bir inanç değil, olmaz, inşaAllah. Mesela dünyada bile bir kadın bir erkeği parası için severse, erkek de kadın da birbirlerinden nefret ederler, sevemezler, öyle şey olmaz, insanda bile olmaz. Onu insani vasıflarından dolayı, güzel ahlakından dolayı sevmek, sevgidir. Aşk denilen şey odur; ondaki derinlik, tutku, dürüstlük, sevecenlik. Biz Allah’ı varlığından dolayı çok seviyoruz. Yani sanatı, güzelliği, estetiği, her türlü güzelliğinden dolayı seviyoruz. Şimdi Allah bize cenneti vermezse, biz Allah’ı sevmeyecek miyiz, inanmayacak mıyız, ibadet etmeyecek miyiz? Yine ibadet ederiz, yine severiz. Mesela; Ben sizi cennete koymayacağım, derse Allah ne fark eder? Yine aynı ibadeti ederim, aynı aşkla yine severim, sevgim değişmez. O zaman ben seni sevmekten vazgeçtim, sana inanmaktan vazgeçtim, der miyim ben? Denir mi böyle bir şey? Bu iman mı, inanç mı bu? Çok çok yanlış, Allah esirgesin. Ruhu da Allah üfürdüğünü, ta Hz. Adem (a.s.)’dan itibaren, insanın yaratılışında ruhunu üfürdüğünü ve ruhun önceden yaratıldığını, ruhlar aleminde bizlerden söz aldığını, Kuran’ın ayetleri çok açık, sarih, reddedilmeyecek şekilde açıklıyor, yüzlerce ayetle açıklıyor Allah, inşaAllah...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...