Adnan Oktar`ın 9 Mart 2011 tarihli Tv Kayseri ve Samsun Aks Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...“Sayın Adnan Hocam, sizden ve tüm çalışma arkadaşlarınızdan Allah razı olsun. Maalesef uzun yıllardan beri Nur talebesiyim deyip de, Külliyat’tan bir veya iki kitap okumuş olanları üzere gördüm. Birçoğunun ahir zaman alametleri ve şahısları konusunda bilgisi yok. Bu konularda söz açanları engellemeye çalışıyorlar, ama bilerek, ama bilmeyerek. Bu konularda derin dalmayın, işinize bakın deniliyor. Sizlerin delil göstererek yaptığı açıklamaları görmezden gelip, kendi çıkarları doğrultusunda değerlendiriyorlar. Vicdan ve merhamet sahibi olan her insan ise, yapılan hizmetlerin Allah rızası için yapıldığını görmesi gerekir. Bediüzzaman Risale’sinde; bizim düşmanlarımız cehalet, fakirlik ve ihtilaf, ayrılıktır, diyor. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet ve ittifak silahıyla mücadele etmemiz gerektiğini bildiriyor. Mümkünse Üstad’ın bu sözlerinin izahlarını gelecek programlarınızda yapmanızı çok arzu ediyoruz. Murat Ermeç, Malatya’dan.” Ben İstanbul’a geldiğimde; Ankara’da da öyle, ama Ankara’da o kadar dikkatimi çekmedi de, İstanbul’a geldiğimde dikkatimi çekmişti. Hakikaten Hz. Mehdi (a.s.) konusunu açtırmıyorlardı, Hz. İsa (a.s.) konusunu da böyle geçiştirdiklerini gördüm. Demagoji tarzında, mantıksız açıklamalarla kapatmaya çalıştıklarını gördüm. Sonra dikkatlice Risale-i Nur’u inceleyince, Hz. Mehdi (a.s.)’ın net olarak hicri 1400’de geleceğini, Bediüzzaman’dan, kendisinden 100 sene sonra geleceğini söylediğini gördüm. Bir de Bediüzzaman’ın her dediği çıkıyor, bakın bu çok önemli. Bir kelime bir yerde bir şey geçiriyor, mutlaka oluyor; dediği bir kelime oluyor, mutlaka oluyor. Ama Hz. Mehdi (a.s.) konusunu yüzlerce sayfa anlatmış, çok kapsamlı anlatmış. Yani yüzde yüz emin olmasa böyle bir açıklama yapmaz, bayağı emin bir üslupla konuşuyor, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini açıkça anlatıyor. Fakat Nur talebesi kardeşler, şimdi evlerde bir disiplin oluyor, bir mantık oluyor. Mesela bir Risale-i Nur dershanesinde; şu kişiye şöyle saygı duyulur, çay şöyle içilir, şöyle oturulur, şöyle yemek yenir, şu konular konuşulur, şu konular konuşulmaz, diye o evin açıklanamayan bir disiplini oluyor. Bazı ailelerin de bir disiplini vardır, bir kuralı vardır. O evlerde de arkadaşların bazı kuralları oluyor, disiplini oluyor, ama bu kurallardan en yaygın olanı; Hz. Mehdi (a.s.)’ın konusunun açılmaması, Hz. İsa Mesih (a.s.) hakkında da bilgi verilmemesi oluyor. Verilse de, demagoji şeklinde kapatılması oluyor. Orada demagoji şeklinde kapatıldığını gören insanın imanında zaaf oluyor o zaman, yani burada bir oyun oynandığını anlıyor, bir şey olduğunu anlıyor. Ben samimiyetsizlik olduğunu açıkça görüyorum, ben gördüm, mesela açıkça samimiyetsizlik olduğunu görmüştüm. Ama şimdi Mehdiyet’ten de bahsedince hakikaten çok büyük bir olay, yani 1980’lerde bir şahsın geleceğinden bahsediyor Bediüzzaman ve gelmiş geçmiş en büyük müceddid diyor. Şimdi Nur talebeleri beklediler; bir kısmı beklemiştir, yani Allahualem beklemişlerdir, etrafı da kontrol ettiler. Eğer çok yetenekli, onların dediği gibi hakikaten ezerek geçen, herkesi etkisine alan birisini görseler, muhtemelen bu Hz. Mehdi (a.s.) olur diyecekler anladığım kadarıyla. Ama adetullahta da böyle bir şey olmaz, yani Hz. Mehdi (a.s.) Müslümanların yardımı ile Mehdilik görevini yapıyor, Bediüzzaman öyle diyor. “Ulemâ ve evliyânın ve bilhassa Âl-i Beyt'ten milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla, o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır.” diyor. Yani yalnız bırakılmış bir Mehdi inancı yok İslamiyet’te. Hissediliyor, yani nur-u imanla fark ediliyor, ona destek veriliyor, yardımcı olunuyor. Yardımcı olunduğunda Allah yolunu açıyor. Yardımcı olunmayınca ne oluyor? Yine başarılı oluyor, kaderi öyle çünkü, bu çok önemli. Hz. Mehdi (a.s.)’a adamlar tavır da alsa; ki bir kısım yobazların tavır alacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.), küfür de tavır alacaktır, buna rağmen başarılı olacaktır Hz. Mehdi (a.s.). Fakat en çok çekindikleri, Bediüzzaman’ın alelade bir alim konumuna gelmesinden korkuyorlar, yani Hz. Mehdi (a.s.)’ı müjdeleyen herhangi bir müceddid. Çünkü Mehdilik iddiasında biraz da gurur oluyor aslında; hakikaten ben gördüm bir kısım Nur talebelerinde, bir büyüklük, bir azamet, kendinden eminlik, insanlara üstten, tepeden bakmak, alaycılık. Dikkat ederseniz bazı konuşmalarda alaycı bir üslup görürsünüz. Mesela Hz. Mehdi (a.s.) beklentisini anlatırken, Hz. İsa (a.s.) ile ilgili şeylerde kendinden emin böyle üst perdeden bir üslup vardır bazılarında, bazı kişilerde. Şimdi Bediüzzaman’ı bir müceddid, geçmiş küçük Mehdilerden biri olarak gördüğünde, şahıs kendi gururunu da kaybediyor, kendi enaniyetini de kaybediyor. Gururu ve enaniyeti de önemli olduğu için, o büyüklük hissini bırakmaması için, Bediüzzaman’ın da Mehdiliğini bırakmaması gerekiyor. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) talebesi olunca, gelmiş geçmiş insanlardan daha üstün olmuş oluyor; hadislere göre de öyledir. Yani bütün geçmiş ümmetlerden daha üstte oluyor. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.), “sahabelerden de üstündür onlar” diyor. Onu da bildikleri için bakıyor, kolay da, evde sadece Risale-i Nur’dan okuyacaklar, çay içecekler, evlenecek, çoluğa çocuğa karışacak, hem okula gidecek, biraz da Risale-i Nur’dan okuyup hem büyük olacak, Müslümanların çok üstünde olacak, yani kaale almayacak birçoğunu, Hz. Mehdi (a.s.) talebesi olmuş olacak, hem de kolay bir yol olmuş olacak. Bu psikolojik olarak onu tatmin ediyor. Fakat Hz. Mehdi (a.s.) beklentisi olduğunda, bütün sistem gidiyor. Orada ağabey olarak gördüğü adamlar ikinci dereceye kalmış oluyor, Bediüzzaman’ı yine haşa kendi aklına göre ikinci dereceden görmüş oluyor, yani sıradan görünmüş oluyor. Dolayısıyla gücünü kaybedeceğine inanıyorlar. Ben Nur talebesi kardeşlerimle konuştum, bunu açıkça söylediler, bizim çekincemiz bu dediler. Bende böyle bir etki olmadı. Mesela ben Hz. Mehdi (a.s.) beklentisi içindeyim, Bediüzzaman’ı bayağı seviyorum ve değeri benim gözümde çok büyüktür Bediüzzaman’ın, açık açık da anlatıyorum, görülüyor. Son bin yılın en büyük alimi olarak görüyorum, metafizik bir yapısı var. Ama ben bu konudaki tabii pervasızlıklarını, bu konudaki örtbas etmedeki ittifaklarını bir kısmının hayretle karşılıyorum. Hem bu çizgide nasıl insan iman edebiliyor? Mesela orada dürüst olmadığını bile bile, samimi olmadığını bile bile nasıl devam ettiriyor? Ama ikinci ihtimal de şu aklıma geliyor, Hz. Mehdi (a.s.)’a inanıyordur, fakat Mehdiyet’i gündeme getirmenin riskli olacağını düşünüyordur. Hz. Mehdi (a.s.)’ın faaliyeti açısından riskli olacağını düşünüyor olabilir. Bir de herhalde bakıyorlar etrafa Hz. Mehdi (a.s.)’a benzeyecek birisi çıkacak mı acaba diye, izliyorlar. Eğer başarılı olursa, arkasından gideriz, diye düşünüyor olabilirler. Ama bu Kuran’a göre geçerli değil, Kuran ahlakına uygun değil bu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e sonradan tabi olanlar oldu, ama bu çok acı bir olay oldu onlar için. Dünyada, ahirette onlar için acı bir olaydır bu. O makamları mutlaka düşük olacak sonradan katıldıkları için. İlk başta olanlar gibi olmazlar. Mehdiyet’te de öyle, ilk başta olanlar çok makbuldür. Sonradan katılma; herkes katılır o zaman, öyle bir şey yok. Dolayısıyla esrarengizdir, kardeşlerimiz bu konuyu, yani bütün Müslüman kardeşlerimiz, dindar kardeşlerimiz hepsi bu konuyu büyük bir merakla incelesinler, hayret etsinler. Mehdiyet’i yalanla dolanla nasıl kapatıyorlar, nasıl bu konuda pervasızca yalan söylüyorlar, nasıl oyun oynuyorlar bunu böyle teknik olarak incelesinler, akılcı incelesinler. İnsanların nasıl zavallı hallere düştüğünü ve yalan söylerken her birinin ayrı ayrı, çok muhtelif yalanlarla bu konuyu nasıl örtbas etmek istediklerini sosyolojik bir inceleme gibi inceleyebilirler. Bakın Hz. Mehdi (a.s.)’ı örtmek için, birçok cemaatin içinde birçok kişi, ayrı ayrı yalan söylüyor. Onun yalanı ona uymuyor, onun yalanı ona uymuyor, yani yalanda ittifakları yok, bambaşka yalanlar uygulanıyor. Bunu incelemekten zevk alabilirler. Hakikaten bilmiyor gibi sorabilirler, ben Mehdiyet’i öğrenmek istiyorum diyebilir. Bilen biri olarak değil, bilmeyen biri olarak gidip sorsunlar. Hayretler içinde kalacaklardır yalanlarına, yani koskoca insanların; mesela 40 yaşında, 50 yaşında, 60 yaşında, 70 yaşında insanların nasıl yalan söylediğini ve gözlerini kaçırarak nasıl zora girdiklerini; eğer ustaca sıkıştırırlarsa, yalan söylerlerken nasıl ızdırap çektiklerini göreceklerdir. Ben mesela bir tanesini gördüm, televizyonda yayınlanıyor. Çocuklar soru sordukça; çok özür diliyorum, alenen zırvalıyor, perişan oluyor, dağıldı yani. Konuşmasını yayınlayabilirim bir gün, yani komaya girdi adeta. Bir türlü beceremiyor, daldan dala atlıyor, en sonunda fikrini tamamen değiştirdi şu an, yine Hz. Mehdi (a.s.) gelecek diyor ama, iyice karıştırmış olayı. Bu sefer de Bediüzzaman’ı Peygamber haline getirmiş. Yani Hz. Mehdi (a.s.) derken, bu sefer de Peygamber diyor Bediüzzaman’a, alenen Peygamber’dir, kitaplı Peygamber, diyor. Bu dağılmanın şiddetini gösteriyor. Bakın görüyor musunuz? Şeytan onlara Mehdiyet’i reddettirmek için bakın ne deliliklerin içine sokuyor ve ne anormalliklerin içine sokuyor, ne perişan hallere giriyorlar. Ve hakikaten de buz gibiler, içlerinde bir sevgi olmuyor. Bakıyorum ferleri gitmiş, şevkleri gitmiş, neşeleri gitmiş, Allah kalplerindeki o heyecanı öldürüyor, o mücadele azmini öldürüyor. Çok bitkin, bitap, son derece sakin, kendi aralarında oluşturdukları özel bir kıyafet modeli, ses modeli, vurgu modeli, anlatım modeli oluşturuyorlar, o da ortak takdir meydana getiriyor. Mesela şu kıyafette, şu üslupta ve hatta genizden konuşmalar, bıyık modeline kadar aynısı olduğunda; bir kısmı için söylüyorum tabii, hepsini tenzih ederim, az bir kısmı için söylüyorum, o adamı takdir ediyorlar. Ama böyle Mehdiliği açık açık özgürce anlatan birisi olduğunda, akıl almaz reaksiyon gösteriyorlar, sanki azı dişleri sökülecek böyle. Ne var yani, ne olur Mehdiliği anlatsa? Nihayet bir inanç bu. Kabul edersin veya etmezsin, ama dürüstçe söyle. Mesela Mehdi beklemek insanı niye tedirgin etsin? Ben Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıktığına inanıyorum, ama nerde olduğunu bilmiyorum, kim olduğunu bilmiyorum, bu benim inancım. Ben bu inançtan hiçbir şey kaybetmiyorum, şevkim bayağı artıyor, heyecanım bayağı artıyor, hiç kimseye de bir zarar vermez. 1400 seneden beri Hz. Mehdi (a.s.) beklenmiş, kimseye bir zarar vermemiş. Ve her devirde Hz. Mehdi (a.s.) çıktı denmiş, buna rağmen hiç kimseye zarar vermemiş. Peki bu devirdeki paniğin anlamı nedir? Bu şiddetli paniğin anlamı nedir? Fatih Altaylı ayrı panik halinde, Aydın Doğan’ın takım ayrı panik halinde, Cübbeli ayrı panik halinde, Nur talebelerinin bir kısmı ayrı panik halinde. Bakın internet sitelerine, tek konu Mehdiyet paniğidir. Ana panik bu, başka panik yok, Hz. Mehdi (a.s.) paniği var...
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler