Adnan Oktar`ın 21 Mart 2011 tarihli A9 Tv ve Kahramanmaraş Aksu Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ... Hz. Mehdi (a.s.)’ı nasıl anlarız? Ben olsam anlarım, inşaAllah. Nasıl anlarım? Mesela ben Bediüzzaman’ın zamanında olacağım ve anlayamayacağım, nasıl, anlayamayacağım? İşine gelmediği için adam anlamaz, nasıl anlamaz? Şimdi Bediüzzaman’ın evi var, Bediüzzaman’ın evine giren içeri girdi mi, kapıda tutuklanıyor. Hadi, aslanım gidiyoruz, diyorlar. Nedir suçu, diyorsun. Risale-i Nur yazıyorlar, okuyorlar, suçu o, diyor. Adres doğru işte, tamam, olay bu. Ne diyor Bediüzzaman? Evlenmeyeceksiniz, evlenmeyin, diyor. Başka? Çalışmanıza da gerek yok. Bütün gücünüzle Allah’ın dinine hizmet edin, çok felaket bir deccaliyet dünyaya hakim, diyor. Darwinist, materyalist sistem var, dinsizlik, yaygın, diyor. Maişetinizi Allah verir, öyle kendinizi kaptırmayın, belirli bir süreye kadar evlenmeyin. Davanıza da sıkı sıkıya sarılın, bana da sadık olun. Risale-i Nur’ları çoğaltın, İslam’ı etrafa yayın, diyor. Bir kere maddeler ilk başta ne diyor? Evlenmeyeceksin, diyor, bitti. Adam, hadi bana müsaade, diyor. İşe de girmene gerek yok, diyor Bediüzzaman, yani bir kısmına bir şey demiyor da, bir kısmına girmeyin, diyor. Çünkü Allah size maişetinizi verir, bereket verir, kazanırsınız, diyor. Bir kolaylık, bir iyilik olur, diyor. Onun yollarını da zaten meşru olarak gösteriyor. Bunu da kabul etmez, ama daha vahimi, kapıdan içeri girip de dışarı çıktığında, tutuklanıp hapishaneye içeri gidiyorsun. Sabıka alıyorsun, altı ay, yedi ay, sekiz ay. Şimdi o zaman ne olması gerekiyor? Diyor ki; yirmi cihedde Ehl-i Sünnete uygun değil Bediüzzaman. Şimdi direkt kabul etmezse, olmuyor. Ne yapması lazım? Suçlaması lazım. Duydunuz mu, akşam kasa hesabıyla rakı geliyormuş Bediüzzaman’a, diyor. Yetmiş yaşındaki insana, bakın alçaklığa bakın. Bir de geceleri genel kadınlar geliyormuş Bediüzzaman’ın yanına, iftiraya bakın. Bediüzzaman’a atılan iftira bu, resmi kayıtlarda var bu. Bediüzzaman da buna cevap veriyor. Şimdi bu nedir? Mehdilik alametidir, doğru yoldayız. Küçük Mehdi, yani Hz. Mehdi (a.s)’dan önceki, Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olan hak Mehdi hareketi, yani o devrin müceddidi olduğu belli. Öyle sırtını koltuğa yayıp müceddidlik olmaz. Müceddidlik, alimlik böyle olur işte. Otuz yıl hapiste yatmış, bakın toplam otuz yıl. Görüyor musun delikanlıyı? Ben kanunlara, hukuka kimse muhalif olsun demiyorum, ama hepsinden beraat etmiş. Hepsinden beraat etmiş, ama otuz yılı hapiste ve sürgünde geçmiş. Şimdi işte bunlar hep Mehdi alameti. Urfa’ya gidiyor, nereye gidiyorsun hemşehrim, nedir, diyorlar. Hastayım, memleketime gidiyorum, diyor. Olmaz, giremezsin, diyorlar. Allah Allah nereye gidecek? Ankara’ya gideyim, diyor. Buraya da giremezsin, diyorlar. Bakın, işte alın size bir Mehdi alameti daha. Sürgün, hapis, iftira, hakaret. Bediüzzaman’ı akıl hastası diye aldılar tımarhaneye kapadılar, Mehdi alameti. Delilikle itham edilmesi, tımarhaneye konulması, Mehdi alametidir. Hapishaneye konulması, Mehdi alametidir. Otuz yıl hapis yatması, Mehdi alametidir. Talebelerinin her tutulduğu yerde tutuklanıp içeriye sokulmaları, Mehdi alametidir. Talebelerinin evlenmemesi, Mehdi alametidir. Talebelerinin sürekli dövülüp-sövülmeleri, Mehdi alametidir. İşten atılmaları, Mehdi alametidir. Kimsenin onlarla evlenmemesi, Mehdi alametidir. Toplumun onları dışlaması, Mehdi alametidir. İman hakikatlerini muhteşem anlatıp, muazzam etki meydana getirip, küfrü allak bullak etmeleri, Mehdi alametidir. Kan dökülmesine, şiddete şiddetle karşı olmaları, Mehdi alametidir. Devletin birliğini ve bütünlüğünü şiddetle savunmaları, Mehdi alametidir. Rejimin yıkılmaması için gayret etmeleri, devletin yıkılmaması için gayret etmeleri, Mehdi alametidir. Fitneden kaçınmaları; yani devletin yıkılmasını istemiyorlar, aman devlete bir şey olmasın, diyorlar. Türk milleti necip millettir, Türk milletine sakın tavır almayın, diyorlar; ayaklananlara falan söylüyor Bediüzzaman, bu Mehdi alametidir. Sürekli aleyhinde gazetelerde yazı çıkması, aleyhinde hakaretle dolu yazılar çıkması, Mehdi alametidir. Her anlattığının hikmetli, yerli yerinde olması, Mehdi alametidir. Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdelemesi, çok detaylı anlatması, Mehdi alametidir. Her dediğinin çıkması, ama istisnasız her dediğinin çıkması, Mehdi alametidir. Son derece barış sever, insancıl ve demokrat olması, Mehdi alametidir. Nasıl anlamayayım ben o insanı? Şimdi ağır bir söz söylemek istemiyorum, ama onu anlamaması için bir insanın kafasının çalışmaması gerekiyor; bir yönüyle çalışmaması gerekiyor, başka açıklaması yok. Nasıl anlaşılmaz? Ben anlayamadım, diyor. Neyini anlamadın? Bakın bir Mehdi alameti daha Bediüzzaman ile ilgil; o devrin yobazlarının, o devrin üçkağıtçı yobazlarının, ham softa, kaba softalarının, o devrin sahtekar hocalarının Bediüzzaman’a karşı var gücüyle mücadele etmeleri, Mehdi alametidir. O devrin psikopat, aşağılık, cahil hocaları; kendilerinin de canı yandığı halde, Ehl-i Sünnet düşmanı diye Bediüzzaman’a karşı muazzam tavır almışlardır. Hatta mürtedlikle itham etmişlerdir, irtidat etti demişlerdir. Ehl-i Sünnet düşmanı diye ona her türlü kin duymuşlardır, bu da Mehdi alametidir. Meseleleri mükemmel açıklaması, iman hakikatlerine ağırlık vermesi, Mehdi alametidir ve son bin yılın en büyük müceddidi ve müçtehididir. Bak açıkça söyleyeyim; İmam-ı Rabbani’den, Abdulkadir Geylani’den, İmam-ı Gazali’den, hepsinden daha büyük alimdir. Net, ispat ederim. İmam-ı Rabbani benim canım, Abdulkadir Geylani benim canım, ama hepsinin üzerindedir. Bakın hepsini ittiba etmiştir, hepsi benim hocam demiştir. Kendini toprak gibi görmüştür, asla büyütmemiştir. Hiçbir kerameti kabul etmemiştir. Yağmur gibi kerameti görülmüştür, yağmur gibi, hiçbir kerameti kabul etmemiştir, bu da Mehdi alametidir. Çok muazzam bir alim olduğu halde kendini çok mütevazı göstermiştir, bu da Mehdi alametidir. Dolayısıyla o devirde olacağız da, anlamayacağız. Ben ne yapardım? Girerdim evine, kapıda da kendimi tutuklatırdım, hadi hep beraber gidelim derdim. Ne yapacağım, yaşayıp da ne yapacağım yani? Sokakta ne yapacağım ben? Yerim hapishane, giderim. Ne demek anlamıyorum, tanımıyorum. Bir daha çıktım, bir daha girerim. Bir daha çıktım, bir daha girerim. İstedikleri kadar yatırsınlar, bu böyledir. Anlamazlıktan geliyor, anlamazlıktan gelirse kolay, o zaman yolu var. Mesela dersin ki; haşa Allah vermesin, bakın duyduk evine rakı götürüyormuş Bediüzzaman, diyorlar. Bakın kasa ile rakı. O zaman ben böyle adamla görüşmem, diyor. Aşağılık herif, sen onun olmayacağını anlamıyor musun? Biliyorsun. Sırf ahlaksızlık olsun, vicdansızlık olsun diye kasten onu anlar havaya giriyorsun, sırf nefsini oradan uzak tutmak için. Dolayısıyla anlamayacak, anlaşılmayacak bir şey olmaz. İnsanların canı tatlı olduğu için Hz. Mehdi (a.s)’ı anlayamaz veyahut daha öncekileri, evvelki Mehdileri anlamaz. Nasıl anlamazsın sen? Mesela İmam-ı Rabbani Hazretleri, o Hindularla, o Budistlerle, putperestlerle mücadele ediyordu, aldılar İmam-ı Rabbani’yi hapise soktular. Onun taraftarı olduğunda, seni de alır hapise sokarlar, değil mi? Dövülüyorlardı, sövülüyorlardı. Gelirsen buraya; o zamanlar buraları Osmanlı idi ve Türkiye rahattı, burada rahat rahat yaşarsın, ticaretini de yaparsın. Bir şeyh efendiye bağlanırsın, oh ne güzel. Osmanlı derken; işte o zamanki halife kimse, o zamanki idare.
ALTUĞ BERKER: 1935’te Üstad’la ilgili bir gazete haberi vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakayım, 1935’te.
ALTUĞ BERKER: Cumhuriyet 10 Mayıs 1935’te yayınlanmış. Şöyle diyor gazetede; “Said-i Kürdi, dini siyasete alet yaparak irticai propagandalara girişmiş ve bir takım adamları kandırarak doğru yoldan şaşırtmaya çalıştığı anlaşılmıştır. 30 senelik mayalı bir mürteci olup, ifsad edecek saf vatandaş aramaktadır. Şeyhin, yani Bediüzzaman’ın, bu meseledeki rolünün bazı safdilleri kandırarak kendilerinden para çekmek olduğu anlaşılmıştır.”
ADNAN OKTAR: Safdil, yani talebeleri, oraya gelen genç çocuklar safdil oluyorlarmış.
ALTUĞ BERKER: Aynı gazetede farklı tarihlerde ise; “dini istismar eden Said Nursi hakkında takibat başlatıldı. Said Nursi mühimsenecek bir kimse değildir. Maddi ve manevi menfaatler sağlamak amacında olan bir kimsedir” diye gerçek dışı haberler var. Bir içki dükkanında Said’in hizmetçisi Said’e rakı aldı diye, yazılı bir kağıdın altına içki dükkanındaki sarhoşlardan imza alınmaya çalışılmış. Bu şekilde kendisine iftirada bulunulmuş. Bediüzzaman’ın verdiği cevap ise; “halbuki benim kapım geceleyin dışarıdan ve içeriden kitliydi ve sabaha kadar bir bekçi o iftira eden adamın emriyle kapımı bekliyordu.” Bekçi nezaretinde yaşıyordu.
ADNAN OKTAR: Kardeşim karakolun üst katında yaşıyor zaten. Karakolun üst katında; altı karakol, üstü evi. Polis kontrolünde zaten nasıl olsun ki? Gece gündüz polis rasatında, kapıdan içeri geleni alıyorlar, alıp-götürüyorlar. Böyle bir ortamda genel kadınlar geliyormuş, birde rakı içiyormuş; rakı götürüyordu, diyorlar yani o kadar gözü dönmüş bu adamların. İşte Mehdi alameti bunlardır. İşte asrımızda da bazı angutlar aynı kafada olacaklardır. Aynı karaktersizlikte, aynı cibilliyetsizlikte olacaklardır. Aynı herzeleri karıştıracaklardır, aynı anlamazlıklardan geleceklerdir. Konu bu, karışık bir şey yok...
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler