Adnan Oktar`ın 30 Mart 2011 tarihli A9 Tv, Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Dünya tabii bir imtihan ve eğitim yeri. Burada milyonlarca insan sunuluyor dünyaya. O milyonlarca insan içerisinden çok az insan istenilen derecede kaliteli olabiliyor. Mesela, belirli bir yüzde veremiyorum ama dünyada; iş yeri, çocuklar, düğün, evlenmek, yemek içmek, güzel giyinmek, şöhret olmak gibi düşünüyorlar. Ama bunlara akılcı bakıldığında mesela, yemek yiyen adam, yemeğin görüntüsüyle muhatap oluyor bir kere, bir. Yemek yediğinde de yemeğin meydana getirdiği kolesterol, şu, bu falan onlardan rahatsız oluyor yani yemek yediğinde yemek ona illaki şifa olmuyor. Yemekten de rahatsız olabiliyorlar. Yese bile, mesela 20 yaşındaysa iki on sene sonra 40 yaşında oluyor. Bir, iki on sene sonra da 60 yaşında oluyor. Yani, hayat süratle gidiyor. Yemek yemeye bir vakit ayırıyor, dişlerini yıkıyor onunla uğraşıyor, ertesi gün bir daha yemek yemeye vakit ayırıyor, bir daha vakit ayırıyor ama günler anında geçiyor, bütün yediği içtiği burada kalıyor, toprağın altına giriyor adam. Ve toprağın altında da paramparça oluyor etleri. Yani emek emek geliştirdiği etleri paramparça olmuş oluyor. Mesela vücut yapıyor, bodycilik yapıyor, toprak, o gelişmiş vücudu daha iyi parçalıyor, daha geniş imkanı olmuş oluyor. Mesela kadın olağanüstü güzel oluyor ama toprak güzel dinlemez, toprak paramparça eder. En güzel delikanlıları, en güzel kadınları içine aldığında toprak, lime lime ediyor, dümdüz eder. Bu ortamda biz de imtihan olmuş oluyoruz. Kişiliğimizi, karakterimizi; mesela mülayim miyiz, insancıl mıyız, affedici miyiz, şefkatli miyiz, yardımsever miyiz, kendi kendimizi görüyoruz. Allah bizi zaten biliyor. Kişiliğimizi görmüş oluyoruz. Aslında akılcı bakılırsa, dünya bu kadar çılgınlık yapılacak bir yer değil. Bu kadar hırs yapılacak bir şey de yok. İnsan, baştan sona acz içinde. Yüzünü yıkamasa ne hale geldiğini görüyorsunuz. Mesela kadınlar makyaj yapıyor, saçını tarıyor, bakım yapıyor, yemek yiyor ancak kendine geliyor, ancak yüzüne bakılacak hale geliyor. Ama bu her gün oluyor aşağı yukarı. Aczi insanlar gizlediği için, insanlar birbirlerini çelik gibi görüyorlar. Halbuki herkes aczi yaşıyor fakat acz gizleniyor. Mesela her gün burnunu yıkar, her gün ağzını yıkar, her gün kulağını yıkar, temizlemek durumunda kulağını, saçlarını yıkamak durumunda, mesela saçında acz oluşuyor, vücudunda acz oluşuyor. Koltuk altlarına her gün deodorant tarzı bir şeyler kullanıyor. Yoksa çok rahatsız edici hale gelebiliyor. Ama vücudunun bütün bölgeleri öyle, tek tek rahatsız edici özel olarak öyle yaratılmıştır. Yani her bölgesi ayrı olarak rahatsız edici yaratılmıştır. Doğal ihtiyaçları her gün insanların karşısına gelir. O bütün aczine rağmen mesela, kanser, ülser, baş ağrıları, bel ağrıları, sırt ağrıları insanın üzerinde o kadar yoğun oldukları halde, insanlar bunları birbirlerine sezdirmedikleri için, bütün insanlar kendilerini çelik gibi yaşayan bir görünümde sunuyorlar etrafa. Halbuki öyle değil. İnsanların hemen hemen tamamına yakını ilaç kullanıyor, bin bir türlü ilaç kullanıyor; baş ağrısı için, diş ağrısı için, enfeksiyonlar için, birçok rahatsızlıklar için ilaç kullanıyorlar. Fakat birbirlerine sezdirmedikleri için bunun farkına varamıyorlar ve aczini de o kadar göremiyorlar. Allah bunların hepsini kendisini düşündürtmek için yapıyor. Yani dünyaya bağlanmasınlar diye yapıyor. Ama buna rağmen bir rekabet ortamı olduğu için, insanlar dünyaya deliler gibi bağlanıyorlar. Ama akılcı bakıldığında da hiç bir şey olmadığını görüyoruz. O şekilde çılgınca bağlanılacak maddi bir şeyin olmadığını görüyoruz. En sevilen şeye baktığımızda, Allah’ı sevmenin en güzel olduğunu görüyoruz. En zevkli olanın, en tükenmez olanın, O olduğunu görüyoruz. O’nun dışında hepsi boş. Yani yemek yesen de boş, insan da, mesela bir süre sonra ölüp, parçalanıp gidiyor. Araba da çürüyor, parçalanıp gidiyor, modası geçiyor, geçersiz hale geliyor. Makam mevki hemen insanın elinden gidiyor. Mesela şöhretli oluyor ama şöhreti kısa süre sonra gidiyor. En ünlü insanlar bakın, bugün ortada yoklar. Her ünlü insan unutulur bir süre sonra. Sakıp Sabancı’yı herkes severdi eskiden, her gün gündemdi, şu an ortada yok. Sosyetenin birçok tanınmış ismi yok, birçok başbakan yok, birçok siyasetçi ortada yok, sanatçı yok, birçok yazar yok, çok ünlüydü çok tanınmışlardı ama hepsi yok. Teker teker, sıradan insanlar çıkıyor, bir yandan da sıradan yerin altına giriyorlar. Bir kısmı topraktan çıkıyor, bir kısmı toprağa giriyor, sürekli, bu devam ediyor. Bunun düşünülmesi için tabii kısa kısa da olsa anlatımlar gerekiyor. Yani uzun anlatım şart değil. Ara ara insanların birbirlerine bunu hatırlatması çok hayati. Hatırlatılmazsa; insan rahatça gaflete düşebilir. Mesela alkışlar arasında Marilyn Monroe çıkardı zamanında, yer gök birbirine karışırdı. Kadının cesedinin resmini çekmişler, eli yüzü şişmiş perişan şekilde. Kennedy çok ünlüydü, hemen gitti. Amerikan Cumhurbaşkanları o devrin yenilmez, yıkılmaz adamları olarak görünüyorlardı, teker teker hepsi gittiler. En ünlü paşalar, en ünlü askerler, insanlar, sanatçılar falan teker teker gidiyorlar. Fakat ölüm hatırlatılmadığı için, insanlar sadece diri ve zinde insanları gördükleri için, ölümü düşünmek istemiyorlar, ahreti de düşünmek istemiyorlar. Fakat kısa anlatımlar, halkın arasında yapılan kısa anlatımlar çok önemli, çok büyük faydası olur. Yani derli toplu düşünmeye sebep olur. Hiç kimse anlatmadığında çok az insan düşünecek halde oluyor ama bu şekilde kısa da olsa anlatılması tefekküre neden olur...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Belgeseller