Adnan Oktar`ın 29 Mart 2011 tarihli A9 Tv ve Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR: Ama bence en büyük delil nedir biliyor musunuz? Bu benim şahsi kanaatim, Allah’ın varlığında en büyük delil; bu görüntünün beyinde oluşması olayıdır. Ben bunun üzerine başka bir harika şey bilemiyorum. Kardeşim şu kadarcık yerde bütün alem oluşuyor, bütün kainat oluşuyor ve tam renkli, üç boyutlu. Ses, en kaliteli müzik aletinde yok. En gelişmiş müzik sistemi bu dediler aldım, yine üç boyutlu değil. Bir kere üç boyutlu bir ses sistemi var ve üç boyutlu ses sistemini duyan biri var içimizde. Bu kim, yani nasıl oluyor bu? Çok acayip bir şey, Allah’ın hikmeti. Ruhu Allah çok acayip yaratmış; görüyor, duyuyor, kokluyor, dokunuyor. Eli olmadan dokunuyor, burnu olmadan kokluyor, gözü olmadan görüyor, kulağı olmadan duyuyor. Mesela kulağı uzun uzun anlatıyorlar, kardeşim kulağın hiçbir işlevi yok ki. Kulağın yaptığı, ses dalgalarını elektriğe çevirmesi, başka bir şey yok. Kulağın duyduğu falan yok; bütün kulaklar sağırdır. Kulak sadece bir alet, makine. Yani ses dalgalarını topluyor, sonra içerde elektrik akımına çeviriyor o kadar, duyan muyan bir şey yok. Beyine götürüyor, duyma merkezinde idrake geliyor. İdrakte de bir şey yok, orada da bir et parçası var, şu kadarcık bir et parçası. İdrak ne yapsın o gelen elektriği? Elektrik gelir oraya, o kadar. Onu orada duyan biri var, hem de çok net. Bu çok acayip bir şey. Mesela görüntüde de öyle; bütün gözler görmez, hiçbir göz görmez, sadece makinedir gözler. Sadece görüntüyü alıp beyne götüren bir makine; elektrik akımına çevirir idraka getirir, idrakta da şu kadarcık yerde görüntü elektrik akımı olarak verilir beyine. Onu orada üç boyutlu, derinlikli, bu kadar kaliteli kim görüyor? Ruh görüyor. Ama bu çok acayip bir şey ve bilim adamlarının da en üzerinde durmadığı konu da bu. Kardeşim konu bu zaten. Ondan gerisi makine, makinesinden bahsediyorsun sen, makine önemli değil ki. Asıl önemli olan onu gören, duyan. Biz şimdi görme deyince, bu görmeden bahsetmiyor muyuz? Biz görme deyince makine sisteminden bahsediyoruz ki, kulaktaki sistemden de bahsetmiyoruz. Yani kulağın sistemi elektronik aletlerle elde edilebilir. Sesi alır, titreşimi alır, elektriğe çevirir. Böyle bir makine yapmak mümkün. Tamam da, o elektrik akımını kim duyacak? Sorun o, konu o. Çünkü ruhu laboratuvara götüremiyorsun, tüpün içine girmez, yani insanın kendi vücudunun dışına çıkamıyor bir kere. Her insan kendi beyninin içinde yaşıyor, şu kadarcık yerde yaşıyor beynin içerisinde. Mesela dışarıya o kadarcık yerin içerisinden bakıyor. Bizim beynimizin içerisinde küçük bir odamız var, bir büromuz var ve önümüzde bir monitör var, o monitörden dünyayı seyrediyoruz. Sesleri de oradan duyuyoruz, görüntüleri de oradan görüyoruz. Beden altımızda, yani koskoca dev bir makine düşünün, dev bir cisim düşünün, o dev cisim içerisinde bizim bir büromuz var, küçük, 1 mm kadar, o büronun içerisinde yaşıyoruz. Orada kavgalar oluyor, olaylar oluyor, savaşlar oluyor; kader denen olay işte, kaderde olan görüntülerin hepsini orada görüyoruz. Asıl konu budur, çok hayatidir bu. Darwinizm, materyalizm şu bu; bu bütün konuların üzerindedir. Şimdi bizim arkadaşlar iman hakikatlerini anlatıyorlar, tamam, harika, güzel, diyeceklerdir. Mesela kuşlar acayip güzel yuvalar yapıyorlar, örümcekler çok mükemmel ağ kuruyorlar, peki bu olay? Bu hepsinin üzerinde, yani çok büyük bir olaydır bu. Mesela atomun yapısı, hakikaten harika, mühendislik harikası. İnsan mühendis gözüyle baktığında, müthiş bir matematik oran ve müthiş bir teknoloji kullanıldığı görülüyor, ama ruh? İncelenemiyor ki, vücudunun dışına çıkamıyor ki insan ruhunu incelesin. Hiç bir insan bedeninin dışına çıkamıyor. Şimdi biz diyoruz ki görüntü; mesela şimdi ben sana bakıyorum, pırıl pırıl, çok tatlı, sevimli bir varlık diyorum. Şimdi biz onu beynimizin içerisinde görüyoruz ama, bilimsel açıdan dışarıdaki görüntüsüne bir bakıyoruz, simsiyah karanlık. Çünkü ışık denen şey dalga, aydınlık değil, dalga veriyor. O zaman dalgayı, simsiyah ortamda meydana gelen dalgayı beyin, aydınlık ve pırıl pırıl olarak görüyor ve renkli olarak görüyor. Dışarıda renk de yok, dalga boylarının farklılığını renk olarak yorumluyor beyin. Dalga boylarının farklılığını renk olarak algılıyor beyin, o, konu bu. Mesela ses de öyle, çıt yoktur dışarıda, dalgalar vardır. Radyo dalgaları, televizyon dalgaları ve ses dalgaları var. Belirli bir dalga boyundaki sesleri bizim vücudumuz alıyor, radyo gibi; onun üzerindekileri almıyor. Mesela eğer televizyona göre yaratılmış olsaydık, bütün televizyon kanallarını görebilirdik biz beynimizde. Bütün kanalları seyredebilirdik, bütün radyoları dinleyebilirdik, yani radyo haline gelirdik biz, mükemmel bir radyo tesisi haline gelebilirdik. Ama bizim radyomuz, çok küçük boyuttaki, belirli frekanstaki, belirli dalga boyundaki sesleri alabiliyor. Onları yorumluyor sadece beynimiz, sadece onları yorumlayacak şekilde. Hepsini yorumlayacak şekilde olsaydı, bütün kanalları seyrederdik, tamamını; tabii eğer beyinin çapı genişletilmiş olsa. Böyle bir sistem vardır. İşte cennette bütün kanalları alacak güçte oluyor insan beyni. Mesela onu da görüyor, başkasını da görüyor, başka arkadaşını da görüyor, yemekteki arkadaşını da görüyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i de görüyor, sahabeleri de görüyor, bir başka yerde arkadaşını, eşini görüyor, hepsini alıyor, bütün dalgaların tamamını alıyor, yani beyin yayımın tamamını alıyor, hepsini görüyor. Mesela bütün sesleri duyuyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in sohbetini de duyuyor, eşiyle konuşmasını da duyuyor, oradaki kuşların ötmesini duyuyor, ağaçların şarkı söylemesini duyuyor, hepsini ayrı ayrı duyar. Ama biz sadece bulunduğumuz yerdeki bilgileri alacak şekilde dizayn edilmişiz, Allah bizi öyle yaratmış. Dizayn derken, anlaşılması için söylüyorum. O yüzden de ana konu, yani asıl etkileyici konu budur, çok hayatidir bu. Simsiyah bir dünyayı renkli ve aydınlık olarak görmek; mesela güneş diyorlar ki pırıl pırıl, bakmayın gözünüz kamaşır. Güneş simsiyah karanlıktır, güneşin göz kamaştırıcı bir özelliği yok. Beyin öyle algıladığı için göz kamaşıyor. Güneş sadece dalga üretir, o kadar, dalga üreten bir sistemdir. Mesela sıcaklık; onu biz öyle algıladığımız için sıcaktır. Bir başkası için o buz gibi soğuk olur. Bir başka varlık için de, hiçbir şey yoktur. Mesela cehennem melekleri var, hiçbir şekilde ısıyı hissetmezler ve gayet de mutlular cehennemin içinde. Onlara ortam bayağı hoş geliyor, rahatsız olmuyorlar. Onları rahatsız edecek, huzursuz edecek bir görüntü olmuyor, maşaAllah. Ne diyorsun Berker’im bu anlattıklarıma?
ALTUĞ BERKER: Hocam anlattıklarınızla ilgili bir Kuran ayeti okumak istiyorum. Enfal Suresi, 17. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım. “Onları siz öldürmediniz ama onları Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın ama Allah attı. Müminleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.”
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Her şeyi yaratan Allah’tır.
Web siteleri
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler