Adnan Oktar`ın 12 Nisan 2011 tarihli A9 Tv ve Gaziantep Olay Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ... Kuran’da Cennet var, Cehennem var, güzel ahlaklı olmamız isteniyor, Peygamberler var, kader var, kadere iman var, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman etmek var; melekler, cinler, şeytanların varlığından bahsedilir Kuran’da; helaller, haramlar anlatılır. Zaten çok azdır helaller ve haramlar ile ilgili ayetler. Haramlar çok azdır, helaller çok fazladır. Ama dışarıdaki ayetler çok fazladır. Cübbeli “düşünmeyin” diyor, bilakis çok düşünülecek şeyler var. Mesela bak, benim sevimlime dikkat ettim, ufacık bir şeyde çok detaylı düşünüyor. Biz burada baktık, küçük bir kurabiye parçası var, en az yüz tane buğday orada görev almıştır; küçük küçük buğday tanecikleri. Kim bilir beki Konya’dan geldi, belki Erzurum’un bir dağından geldi ama buraya gelmiş tabakta kurabiye olmuş. Bir araştırsak, buğdayın bir kısmı Trakya’dan gelmiştir, bir kısmı Adana’dan gelmiştir, bir kısmı yurt dışından gelmiştir. Ama burada karışmışlar, hepsi kurabiye olmuş. O unların kökenine bir gitsek, buğdaylara gideceğiz; mesela tarlanın 3 kilometre ilerisinde sağ tarafta bir buğday başağının içindeki iki taneden bir tanesindeki buğday bunun içerisinde şu an. Ama kaderde öyle. Ta oradan buraya kadar gelmiş, tabağın içine gelmiş. Oradaki atomlar toprağın içinden buğdayın başağına çıkmış, buğdayın başağında oturmuş. Milyonlarca seneden beri duran atom oraya geçmiş, oradan kamyonla değirmene taşımışlar buğdayı, değirmenden başka ilgili yerlere, en sonunda pastaneye geliyor; orada emekler geçiyor, olaylar geçiyor; geliyor gidiyor falan, en sonunda burada tabağa geliyor. Atomun içinde olan canlıları düşün, muazzam bir seyahat yapıyorlar. Sorsak şimdi biz bu kurabiyelere; “bizi aslınıza bir döndürün, ta ilk geldiğiniz yere kadar bizi bir götürün” desek, kim bilir nerelere gideceğiz. Kayseri’ye ayrı gideceğiz, Konya’ya ayrı gideceğiz. O atomların yapısına varıncaya kadar tek tek incelediğimizde çok girift bir yapı olduğunu görüyoruz. Böyle derin düşünmek beyni geliştirir. Mesela melekleri düşünmek...
ADNAN OKTAR: ... İnsan işte, Allah “nisyan ile mani olur” diyor, Allah öyle bir şey yaratmıştır. Özellikle yeni öğrenilen şeyler çok çabuk unutulur, yeni söylenmiş bir şey çok çabuk unutulur. İnsan biraz dikkat verip, özen göstermezse hemen dikkatten kaçar. En son ne anlattım?
ALTUĞ BERKER: Örneğin melekleri düşünmek dediniz Hocam. Derin düşünmenin beyni geliştirdiğini söylediniz, sonra melekleri düşünmek dediniz, orada kaldınız.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela bak, unutturan da Allah’tır, hatırlatan da Allah’tır. Unutturursa hiçbir şekilde hatırlayamazsın. İstediğin kadar uğraş. Hatırlatan da Allah’tır. Mesela bak, bu bir tefekkürdür. Unutmaya Kuran’da çok dikkat çekilmiştir. Ayet vardır; “Unuttuğunda Allah’ı an” diyor Allah ayette. Mesela melekler var, melekleri insanlar o kadar çok düşünmezler, meleklerle iç içe yaşadığımız halde. Çok yoğun bağlantıdayız, mesela şu an bizi dinliyorlar, burada melekler var, bu odanın içinde varlar. Her yönden bizi dinliyorlar; sağımda, solumda da şu an varlar, her yönde. Sizin de etrafınızda melekler var. Hepsine selam ediyoruz, inşaAllah. Fakat insanlar meleklerle görsel bağlantı içinde olmadıkları için o kadar üzerinde durmazlar. Halbuki melekler çok pozitif, Allah’ı çok seven ve o şekilde yaratılmış varlıklar. Meleklerin sevilmesi çok hayati bir konudur, üzerinde çok durulması gereken bir konudur. Eskiden Peygamberler, mesela Hz. Meryem (a.s) olsun, diğer büyük insanlar sık sık meleklerle bağlantıya geçmişlerdir. Gerek onlara ilham vermişlerdir, ilhamla bağlantıları olmuştur, bazen de direkt insan olarak görmüşlerdir, insan şeklinde tecelli ederek. Ama aklın ihtiyarını almayacak şekilde olur, fark edemezler yani; insan mı, melek mi karar veremeyecekleri şekilde olur. Mesela cinler de öyle, insanlar pek cinlerle o kadar ilgilenmezler, halbuki çok yoğun olarak cinlerle iç içe yaşanıyor. Her evde vardır aşağı yukarı cin, her evde. Evlerin üst köşe katlarında falan genellikle ailece yaşarlar onlar. İnsanlar onlarla da ilgilenmezler. Bağlantıya da geçilebilen varlıklar;, melekler gibi değildir, melekler öyle istenme ile bağlantıya geçmezler. Allah’ın isteği dışında cinlerle de bağlantıya geçilmez ama cinlerle bağlantı kolaydır. Doğru bilgi vermeleri mevzu bahistir. Kuran’da geçen bir konu cinler ama bunu fiilen dünyada görmek mümkün oluyor. İmani bir konu. Ama birçok insan cin görmemiştir, cinlerle de bağlantıya geçmemiştir; bilmezler de. Merak da etmezler; nasıl acaba, nasıl bağlantıya geçiliyor, ne oluyor demezler. Onları Allah bizim düşünmemize, idrakimize bırakıyor; eğer biz istersek, talep edersek cinlerle bağlantı olabiliyor. Mesela ben geçenlerde, yine bir cin çağırın da bir şeyler soralım dedim ama öylesine söyledim. Baktım pek gelmeye niyetleri yok. Ama ehemmiyetli olursa, “çok önemli” dediğimde hemen geliyorlar, arkadaşlarımıza geliyorlar. Soru sorduğumda da çok doğru cevap veriyorlar, net cevap veriyorlar. Ama laf olsun diye, sohbet için denilse, çok nazlı geliyorlar, gelseler de konuya pek giremiyorlar; yorgun olduklarını, bağlantı kuramadıklarını söylüyorlar. Allah müsaade etmiyor. İllaki böyle bir samimi, şevkli ihtiyaç olması gerekiyor.
Mehdiyet de öyle; Hz. Mehdi (a.s) çok hayati bir konu, çok şaşırtıcı. Binlerce yıldan beri, dünya tarihinden beri, bütün insanlığın beklediği bir insan şu an dünyada. 2000 yıldan beri Hristiyanlar Hz. İsa Mesih (a.s)’ı bekliyorlar, o da dünyada. Hz. Hızır (a.s) da dünyada. Ama bağlantıya geçmek için, ciddi konsantrasyon olduğunda Allah bağlantıya geçmeyi sağlıyor. Israrlı, kararlı talep durumunda oluşuyor, yoksa olmuyor. Israrlı, kararlı talep durumunda Hz. Mehdi (a.s) ile bağlantı olur. Israrlı, kararlı talep durumunda Hz. İsa (a.s) ile de bağlantı olur. Israrlı, kararlı talep konumunda Hz. Hızır (a.s) ile bağlantı da olur. Çok çok ısrarlı olunursa meleklerle de bağlantı olur. Hz. Meryem (a.s)’da olduğu gibi, Hz. İbrahim (a.s)’da olduğu gibi, inşaAllah; Allah’ın dilemesiyle. Cinlerle bağlantı çok çok rahat olur, talep edildiği durumda. Kuran’da Allah’ın neyi kastettiği samimi olarak talep edildiğinde, Kuran insana açılır. Kafanın, aklın bu yönde samimi işletilmesi çok önemlidir. Ama Cübbeli, “kafamızı işletmeye gerek yok, düşünmeyelim derin derin, koca karı imanıyla iman edelim” diyor. O da ne demekse? O olmaz, Allah’ın kabul etmediği bir iman şeklidir o. Takdir Allah’ın. Çünkü Allah bizim tahkiki, araştırarak iman etmemizi istiyor. Aklı olduğu halde bir insanın düşünmemesi haramdır. Aklı olduğu halde derin düşünmemesi, tefekkür etmemesi haramdır. Mesela bir bitki yaprağı tam tefekkürlüktür, bir böcek tefekkürlüktür, bir insan tefekkürlüktür, bizzat kendisi tefekkür edilecek bir varlıktır. Mesela biz dışarıdaki hayatın görüntü olduğunu, tefekkürle elde ettik bu bilgiyi ve ondan sonra insanlara aktardık, tefekkürle. Maddenin hakikatini anlattık. Duyanın nefesi kesiliyor, bilinen bir bilgi değil ki bu, gizli bir bilgi. Bakın, anlattığımız her insan sarsılıyor, bir gidip geliyor şöyle, bayağı bir sarsılıyor. Hatta korkuyorlar. Çünkü çok acayip bir şey. “Beyninin içinde oluyor görüntü” diyoruz, “hiç düşünmemiştim ben” diyor. “Senin karşında değilim ben, beyninin içindeyim” diyorum, yeminle söylüyorum; “doğru, beynimin içindesin hakikaten” diyor. “Hani karşındaydım?” diyorum, doğru karşısındayım ama o benim maddi cismimle bağlantıda değil ki o an, görüntümle bağlantıda. Bu neyle elde ediliyor? Tefekkürle, düşünceyle elde ediliyor. Biz Hz. Mehdi (a.s)’ın alametlerini nasıl bulduk? Düşünceyle, tefekkürle bulduk, araştırarak bulduk. İki uçlu kuyruklu yıldızın çıktığını tevafuken fark ettim ben. Bir arkadaşım geldi, “Hocam böyle acayip bir kuyruklu yıldız çıkmış, yabancı bir dergide çıkmış” dedi. “Nasıl oluyor o?” dedim. “İki tane ucu varmış, kuyruklu yıldızmış” dedi. “Bu İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ındaki kuyruklu yıldız mı acaba?” dedim. Baktım o, bizzat kendisi; hem parlak, çok parlak ve diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamette gidiyor. Neyle geldi bu bilgi? Tefekkürle geldi, araştırmayla geldi. On beş gün arayla Ay ve Güneş tutulmasını nasıl tespit ettik? Tefekkürle. Hacda baskın oldu, kan aktı; adama anlattığımız halde tefekkür etmediği için anlayamıyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in dediği olay oldu, hadislerle belirtilen tarihi büyük bir olay oldu, hadis tahakkuk etti. Tefekkür etmediği için farkına varamıyor, o olayın o olay olduğunu fark edemiyor, anlayamıyor. Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları oldu, olay tahakkuk etti; adamın o olay olduğunu fark etmesi mümkün olmuyor, tefekkür etmediği için. Mesela Halley kuyruklu yıldızı çıktı, “tamam, bu o” dedik, hemen anladık. Bunlar hep tefekkürle anlaşılıyor. Mesela, ben Mehdiyet’le ilgili hadisleri hep tefekkürle anladım; Allah ilham etti, Allah vesile etti beni, inşaAllah. Mesela çok istedik televizyon kanalı olsun diye, olacak iş değil televizyon kanalı, hakikaten arkadaşlarımızın zannedildiği gibi maddi gücümüz de yok, o da oldu. Mesela Avrupa’da Darwinizmi yerle bir etmek; deccaliyet öyle azgın, öyle güçlü, öyle yaman ki, bir kere muazzam bir maddi güç gerekiyor, muazzam bir eser gerekiyor, muazzam bir dağıtım gerekiyor ve muazzam bir sürat, refleks gerekiyor. Allah hepsini verdi. Paraya ihtiyacımız vardı, çok paraya ihtiyacımız vardı; hakikaten o dönemde elimize Allah çok büyük bir para geçirdi, nasip oldu. Hepsini Yaratılış Atlası’na verdik. Dağıtma; mükemmel bir dağıtma ağı meydana getirmiş Cenab-ı Allah. Olacak iş değil, bir gecenin içerisinde adamın evine götürüp, eline teslim ediyorlar; “al bu kitap senin” diyorlar. Herkes teşekkür etti, Fransızlar. Çok mutlu oldular. Dediler ki, “ne iyi insanlar var, ne güzel hediyeler gönderiyorlar.” Hep teşekkür yazıları geldi bize, yıldırım telgraf şeklinde, internetten; teşekkür ederiz diye, Fransızca. Üçüncü gün bağırmaya başladılar; “bu kitap bizim tahmin ettiğimiz gibi değil, Darwinizmi yerle bir ediyormuş, bizim haberimiz yokmuş” dediler. “Biz paleontoloji ile ilgili bilimsel bir kitapla karşı karşıya olduğumuzu düşündük” dediler, yani Darwinizmi savunan bir kitap. “Bu Darwinizmi yıkıyor, yıktı, siz ne yaptınız, ocağımıza incir ağacı diktiniz, mahvettiniz bizi” dediler. Adam, “Fransız tarihinin en büyük felaketi” diyor. Kardeşim, bir şiir olsa bu kadar mükemmel olmaz. Şu sözdeki güzelliğe bak; “Fransız tarihinin” diyor, kaç bin yıllık tarihiyse artık düşünün, “en büyük felaketi bu kitabın dağıtılması” diyor. Hay atana rahmet, ne kadar güzel anlatıyorsun, olayın dehşetini, olayın gücünü, olayın ihtişamını ve vuruş gücünü bu kadar nefis hiçbir şair anlatamaz, Allah-u alem anlatamaz, şahane. Mesela “atom bombası etkisi yaptı” diyor; mükemmel, insan düşünse aklına gelmez. Fransızlar hakikaten şair adammış. İstenince, gayret edince oluyor, hakikaten biz çok güzel neticeler alıyoruz ve aldık.
Mesela şahs-ı manevi diye bizi kandırıyorlardı güya, kendi kafalarınca bazı tipler, onu tepetaklak ters çevirdik böyle tipleri, etkisiz hale getirdik. Bir de en korktukları şey bunun alenen duyulmasıydı; biz de televizyonlardan, radyodan, internetten bağıra bağıra anlattık. Dedik ki; “arkadaşlar size yalan söylüyor bu adamlar. Doğrusu, Hz. Mehdi (a.s) şahs-ı manevi değil, şahıs olarak var, talebeleri de var, tarihini de bildirmiş Bediüzzaman” dedik, “"benden yüz sene sonra gelecek" diyor” dedik. Ayrıca net olarak 1400 sene sonra gelecek dediğini de belirttik, harf harf gösterdim. Bediüzzaman “1400 sene sonra” diyor. Onlar tabii yobaz bir Hz. Mehdi (a.s) bekliyorlardı, baktılar ki aydınlık bir Hz. Mehdi (a.s) geldi. Neşe Mehdisi, sevinç Mehdisi, güzellik Mehdisi, demokrasi Mehdisi; aydınlığın, sanatın, bilimin, hürriyetin, gücün, iktidarın Mehdisi, inşaAllah; manevi iktidarın Mehdisi. Adamlar allak bullak oldu... İşte o zaman hemen yakama yapıştılar, dediler ki; “sen Mehdilik iddia ediyorsun.” Bırakın bana böyle oyunları, ben bayağı aklı başında bir adamım, işim gücüm yok da Mehdilik mi iddia edeceğim? Niye öyle bir akılsızlığa gireyim, ne zorum, niçin yapayım? Gece-gündüz Allah’tan korkuyorum, acayip tedirginim cehenneme gideceğim diye, Allah esirgesin. Ne haddime Mehdilik iddia etmek, değil mi? “Peki” diyorlar, “sen bu kadar üzerinde durduğuna göre…” Üzerinde duracağız, tabii ki anlatacağız. Bir tek ben değil, Mehmet Şevket Eygi Hocam da, herkes coştu, maşaAllah...
Kitaplar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Belgeseller