Adnan Oktar`ın 24 Nisan 2011 tarihli A9 Tv, Kanal Avrupa, Çay Tv ve Tv Kayseri röportajından
ADNAN OKTAR: “Sayın Hocam Selamun Aleykum. Hoca Efendi her yaptığı şeyde, Allah’ın vaadine zarar gelmemesi için azami dikkat gösteriyor. Dediğiniz gibi evet, söylerse saldırılar artar, gündem karışır. Hem Türkiye’de, hem dünyanın her yerinde bu kadar hizmet niçin yapılıyor? Hem altın çağ, hem de sonrası için hazırlanıyor dünya. Hoca efendi Mehdiyet’e zemin hazırlayan en büyük neferdir, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa Mesih (a.s) bu zeminde istediklerini rahatça yerine getirecekler ve görevlerini tamamen yerine getirecekler. Hoca Efendi her şeyi çok iyi biliyor fakat cemaat içinde sağlam olmayanlar, yeniler ve sadece hizmet etmek için orada bulunmayanlar da olabilir.” Doğru bak, bu çok önemli “cemaat içinde sağlam olmayanlar, yeniler ve sadece hizmet etmek için orada bulunmayanlar da olabilir.” Bizden de giden yamuk yumuk adamlar oldu, münafıklardan, üçkağıtçı, dinsiz, imansız, topukçu, parmakçı takımı bir çok adam çıktı. Bunlar gittiler Fethullah Hocamız’ın yanına yanaştılar. Fethullah Hocam dese ki; ‘Hz. Mehdi (a.s) geldi, İstanbul’da’ dese, ‘Aman aman, bize müsaade. Hemen biz gidelim, sana karşı da mücadele edeceğiz’ derler. İşi gücü bırakırlar, Fethullah Hoca’ya karşı mücadele verirler. “Ayrıca ajanlar da olabilir” doğru, her türlü ajan, yabancı ajanlar olabilir. “Hizmetlere hızla ve iştiyakla devam ediliyor. Önemli olan da bu, buna engel olacaksa bir şey, o zaman o şey gündemde tutulmaz. Diyelim ki, İttihad-ı İslam, Mehdiyet ve Mesih yok, bunlar olmasa bile bu hizmetlere zarar vermenin bir anlamı olur mu?” Öyle denir mi? Sen de lafını, sözünü bilmiyorsun. Şöyle de bak; bunlar anlatılmasa da, örtülse bile demen lazım. Bunlar olmasa bile; İttihad-ı İslam yoksa İslam yoktur zaten, Kuran kalkmış olur zaten. İttihad-ı İslam yoksa Müslümanlık diye bir şey yoktur, biter Müslümanlık, inşaAllah. Kuran’ın her yerinde İttihad-ı İslam’dan bahsediyor Allah, hemen hemen her yerinde var. “Önemli olan insanın elinden geleni Allah rızası için yapmasıdır. Gerisi Allah’a aittir. Bu düşünceye hizmet etmek, ne olursa olsun devam etmek gerekir. O yüzden insanları bu konuda atalete düşürecek, rahatlatacak ve endişeye düşürecek şeyleri, gerçek manada o bahsettiğimiz, bildiğimiz hedeflere götüren hizmetlerin önüne koymamalıyız, en azından zamanı gelene kadar. Bunu konuşmak, seslendirmek, görevi olan kişiler zaten bu görevi yapacaklardır.” Yani bizi kastediyor. Bak, “Bunu konuşmak, seslendirmek, görevi olan kişiler zaten bu görevi yapacaklardır.” Biz de yapıyoruz, evet. “Herkesin kendi görevine bakması ve birbirine engel olmayarak birbirlerinin yollarını açması, fitnelerle dolu bu zamanda en akılcı yol olarak gözüküyor. Zamanımızın hak ile batılın bir savaşı olduğunu düşünürsek, bu savaşta hileye başvurmak elbette ki haktır. Allah sizden, Fethullah Gülen Hoca Efendi’den ve hakka hizmet eden herkesten razı olsun. Merak etmeyin herkes yanınızda Hocam. Hayırlı geceler.” Ragıp Günel. Evet, Fethullah Hocamız’ın, Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmemesi, Hz. İsa (a.s)’dan bahsetmemesi, kapatması, “şahs-ı manevidir” demesi sorun değil. Hatta diyor ki; “İttihad-ı İslam diye bir konu yok. Öyle bir hedefimiz yok, amacımız yok” diyorlar. Bunu dediklerinde ne anlayın biliyor musunuz? En büyük hedefimiz bu, diyecekler, bunu anlayacağız. “Hz. Mehdi (a.s) şahs-ı manevidir, Hz. Mehdi (a.s) gelmiş geçmiş” diyorsa, Hz. Mehdi (a.s) hayattadır anlamında alacaksınız. “Hz. İsa Mesih (a.s) gelmeyecek, şahs-ı manevidir” diyorlarsa, Hz. İsa Mesih (a.s) geldi, hayatta, faaliyette anlamında alacaksınız. Budur, olay bu. Kardeşimizin orada bir cümle düşüklüğü olmuş, onu düzelttik. MaazAllah, İttihad-ı İslam önemli değil dersen, kardeşim, din kalmıyor ki, neyi anlatacaksın ondan sonra sen? Yani din kalkar, olmayan bir dini anlatmış olursun o zaman, olur mu? İttihad-ı İslam, Müslümanların birliği ve beraberliği, Kuran’ın hemen hemen her sayfasında hükümdür. Bütün Peygamberler, hep İttihad-ı İslam’la yaşamışlardır. Hiçbir Peygamber İttihad-ı İslam’sız yaşamamıştır. Hz. Musa (a.s); İttihad-ı İslam’ı uygulamıştır. Hz. İbrahim (a.s); İttihad-ı İslam’ı, Hz. Yakup (a.s), Hz. İshak (a.s), Hz. Harun (a.s), Hz. İsmail (a.s) hepsi, İttihad-ı İslam’ı uygulamışlardır. Hiçbir Peygamber, İttihad-ı İslam’a aykırı tavır koymamıştır. Bütün ömürleri İttihad-ı İslam’ı sağlamak içindir. Hz. Musa (a.s), firavunun yanından niçin talebelerini çekti? İttihad-ı İslam’ı sağlamak için. Niçin çöle gitti? ‘Çölde de olsa İttihad-ı İslam’ı yaşayalım’ dedi. Çünkü orada, İttihad-ı İslam’ı yaşayamıyorlardı. İttihad-ı İslam’ı yaşamak için çöle gittiler. Hz. İsa (a.s), İttihad-ı İslam’ı yaşıyordu. Bütün talebelerine tarlalarını, evlerini hepten sattırdı, hep beraber tek bir yerde topladı, oradan harcıyordu onlara, onu kullanıyorlardı, onu yiyip içtiler. İncil’de yazıyor detaylarıyla. “Geldi falanca kişi tarlası vardı, sattı. Götürdü, Hz. İsa (a.s) ile beraber, ihtiyaçları için kullandılar” diyor, “falanca başka bir şeyi vardı sattı” diyor. Hz. İsa (a.s) diyor; “Benim adımı savunurken, beni savunurken” Allah’ı, dini savunurken “başınız belaya girecek. Mahkemeye çıkarılacaksınız, tutuklanacaksınız” diyor. “Mahkemeye çıktığınızda nasıl ifade vereceğim diye telaş etmeyin, Allah’a bırakın, Allah sizi konuşturacak” diyor, İncil’de. Dava adamı böyledir. İttihad-ı İslam’ı savunmayan tek bir Peygamber yoktur, tek bir şeriat yoktur. Bütün şeriatlarda, bütün dinlerde hepsinde, şeriat; yol demektir yani şeriat deyince Cübbeli aklınıza gelmesin; yol, mensek, inşaAllah, yani güzel ahlakın yolu, inşaAllah. Ama şaşar beşer-Faruk Beşer, samimi olarak Hz. Mehdi (a.s)’a karşı adam. İşte bunu ayırt edememe tehlikesi var cemaatin, bu büyük bir tehlike. “İttihad-ı İslam’a gerek yok” diyen bir Fethullah Hoca cemaatinin bir mensubu, bütün şevkini, heyecanını kaybeder, Allah esirgesin. Diyor ki: “Kardeşim, İttihad-ı İslam önemli değil, İslam’ı savunalım” geriye ne kaldı, neyi savunacaksın sen? Korkudan namazını da kılamıyor zaten, oruç tuttuğunu da gizliyorsun, deli misin sen? İttihad-ı İslam ne demek? Kuran’ın bütünü demektir, Kuran’ın bütününün uygulanması demektir. İttihad-ı İslam gittiğinde, din gider. Onun için Hz. Mehdi (a.s)’dan kasıt; İttihad-ı İslam’dır zaten. Hz. Mehdi (a.s)’a karşı olan İttihad-ı İslam’a karşı olduğu için, Hz. Mehdi (a.s)’a karşı oluyor. İttihad-ı İslam olup da, Hz. Mehdi (a.s) olmaması mümkün mü? “Ben İttihad-ı İslam’ı kabul ediyorum ama Hz. Mehdi (a.s)’ı kabul etmiyorum” diyor. Müslümanların başı olmayacak mı? Olacak. Kim o? Hz. Mehdi (a.s) o işte. “Bütün Hıristiyan alemi Müslüman olacak” diyor. Kim yapacak, kim vesile olacak? Senin o gevrek burnun mu, gevrek sesin mi? Dini konuları tenzih ederim. Hz. İsa (a.s) vesile olacak. Bunu kim söylüyor? Allah söylüyor, ayette söylüyor.
Nisa Suresi, 149. Ayette “Sen vefat etmeden önce ehli kitaptan, Hıristiyan ve Musevilerden sana iman etmedik hiç kimse bırakmayacağım” ‘herkese iman ettireceğim’ diyor, Allah. Bütün dünya Hz. İsa (a.s)’a iman edecek, hepsi, istisnasız, bir mucize olarak, herkes. Ayrıca diyor ki Cenab-ı Allah; “Seni sevenleri, sana tabi olanları” kim seviyor? Ben seviyorum. Kim seviyor? Müslüman kardeşlerimiz, herkes seviyor. Kim seviyor? Hıristiyanlar seviyor, değil mi? Onlar da Müslüman olacaklar. “Sizi dünya hakimi edeceğim” diyor Allah, Kuran ayeti var. Ne zamana kadar? “Kıyamete kadar” diyor, kıyametin son vakitlerine kadar. İşte kastedilen vakit bu vakittir, bu 70 yıllık dönem. “Dünya hakimi yapacağım” diyor, açın, bakın Kuran’da açık ayet; “Hz. Mesih İsa (a.s)’ın, Hz. İsa (a.s) İbn-i Meryem gelişi kıyamet için bir alamettir” diyor Allah. “Bundan kuşkuya kapılmayın” diyor Allah, ayet, Kuran ayeti. Net olarak söylüyor Allah. Hz. İsa Mesih (a.s) geldiğinde, kıyamet kapıda. Gelişi, kıyamet alametidir. Sen Hz. İsa Mesih (a.s)’a tavır alacaksın, Hz. Mehdi (a.s)’a tavır alacaksın, İttihad-ı İslam’a tavır alacaksın, Müslümanlığı savunacaksın; o, Müslümanlık değil, dinsiz Müslümanlığı savunuyorsun sen. Kuran’sız Müslümanlık anlayışı, var ya yeni çıkarttılar. İyimserlik, hoşgörü. Neyini hoş göreceksin? Suç yapıyorsa uyarırsın, hoşgörü olur mu, ne demek hoşgörü? Adam ahlaksızlık yapacak sen de diyeceksin ki; “hoş görüyorum”. Olur mu öyle şey? Hata yaparsa açıklarsın, neyi hoş göreceksin? Buğz edersin yanlış bir şey varsa, hoşgörü diye bir şey olmaz. Diyalog, miyolog ne diyalogu? Bakın, benim güzelim Hıristiyan, benim canımın içi, benim bir tanem, her zaman da çağırıyorum, o benim kuzum. Sevgi de duyuyorum, şefkat de duyuyorum. Allah’ın kulu ama Hıristiyan ama seviyorum ben onu, şefkat duyuyorum, iyi olması için gayret ediyorum, okuması için kitap veriyorum, gönlünü alıyorum, iltifat ediyorum, içimden geldiği için söylüyorum. Diyalog mu bu? Bu zaten olması gereken bir şey. Kuran’da diyalog kurun demiyor ki Allah. “Onlara şefkat gösterin” diyor Allah bize, “Musevilere şefkat gösterin” diyor, bu diyalog mu?
ALTUĞ BERKER: Peygamberimiz (s.a.v.) de böyle yapıyormuş.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaptığı bir şey. Yeni keşfetmiş gibi “Ben bir şey keşfettim yeni, üç şey keşfettik” diyorlar, büyük allame takımı “Bir; şahs-ı manevi” diyerek, gevrek gevrek, burnundan konuşarak. Ne şahs-ı manevisi? Her zaman bir Peygamber vardır yahut bir Mehdi vardır, talebeleri vardır ve ondan oluşan bir fikir sistemi vardır. Zaten mecburen şahs-ı manevisi olur bunun. Hükümet vardır, başbakanı vardır, bakanları vardır, şahs-ı manevisi vardır. Başbakan olmadan, hükümet olmadan hükümetin şahs-ı manevisi var denir mi? Adamlar diyor ki; “Hükümet yok ama şahs-ı manevisi var hükümetin” diyorlar, Hz. Mehdi (a.s) konusu için böyle anlatıyorlar. Hz. Mehdi (a.s) yokmuş, talebeleri de yokmuş ama şahs-ı manevisi var, diyorlar. Böyle şey olmaz, yalan söylüyorlar, samimiyetsiz bir üslup. Taktik olarak yapanları tenzih ediyorum zaten her zaman söylüyorum. Fethullah Hocamız’ı mesela tenzih ediyorum, taktik olarak yapıyor. Açık belli çünkü Hz. Mehdi (a.s) aşığı, konuşmalarını açıkça görüyorsunuz. Sahabelerin coşkuyla Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsettiklerini ve “fıkhi konularda dahi bu kadar kapsamlı, Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki kadar bilgi yoktur” diyor.
Ragıp Günel’in yazısını hızlı okuduk. Onu biraz daha detaylandırarak okumamız gerekiyor. Çünkü burada özellikle yazının orta kısmında mahsurlu olan kısımlar var. Kardeşimizin, yanlış düşündüğü yerler var. Doğru olan kısımlarını anlattım. “Diyelim ki; İttihad-ı İslam ve Mehdiyet ve Mesih yok. Bunlar olmasa bile bu hizmete zarar veren bir anlamı olur mu?” Bakın şimdi bu, çok vahim bir ifade. Cümle düşüklüğü olduğunu düşünüyoruz ama düz anlamı olarak söylediğini düşünelim, kardeşimizin. İttihad-ı İslam olmazsa Müslümanlık olmaz. Yani hiçbir Peygamberin döneminde böyle bir olay olmamıştır. Kuran’ın da neresini açarsak açalım, din zaten topluca Müslümanların birlikte yaşamasına göre anlatılmıştır, Kuran. Bölünmelerine göre anlatılan bir yer yoktur, Kuran’da. Bütün sistem, Müslümanlar bir ve tek olmasına göre anlatılmıştır. Bölünmelerine göre anlatılan bir yer yoktur. Pratikte o zaman uygulama alanı kalmıyor, Kuran’ın, İttihad-ı İslam olmazsa. Onun için kardeşimiz sakın öyle bir üslup kullanmasın. İkinci riskli açıklaması da, Nur talebelerini kandırdıkları yer oluyor. Bu kardeşimiz burada da aynı hataya düşmüş kardeşimiz. Tabii o kandığından, kandırıldığından, kandırmak amacıyla yapmıyordur. Fakat o imajı verebilir. Bak, diyor ki; “o yüzden insanları bu konuda atalete düşürecek”. Mehdiyet atalete mi düşürür? Şevk ve heyecanı mı artırır, heyecanı mı artırır? Hz. Musa (a.s.) geldiğinde atalete mi düştü, Müslümanlar? Hz. Mehdi (a.s.) gelmişti. Peygamberimiz (s.a.v.) geldiğinde atalete mi, düştü? Devrin Hz. Mehdi (a.s.)’ı idi. Alabildiğine heyecan ve alabildiğine bir coşku meydana getirir, Hz.Mehdi (a.s.). Berekettir, nurdur; Mehdiyet. Dolayısıyla atalete düşürecek, bir durum olmaz. Rahatlatacak, Müslüman gevşekliğe düşmez, Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde. Hz. Mehdi (a.s.) geldi, dendiğinde dünyadan geçmek vardır. Bilakis; ataklığı, heyecanı, fedakârlığı, azmi ve gayreti kat kat artar. Peygamberimiz (s.a.v.) gelince insanlar rahatlayıp, yan gelip yattılar mı? Ne yaptılar? Hayatlarını ortaya koydular. Canlarını verdiler, şehit oldular, gazi oldular, malını mülkünü harcadılar; rahatlık olmadı. Bilakis dava heyecanı, dava şevki oldu. “Veya endişeye düşürecek”. Şimdi bu çok vahim. İttihad-ı İslam endişeye düşürür, söyleme. Hz. Mehdi (a.s.) endişeye düşürür, söyleme. Deccal endişeye düşürür, söyleme. Darvinizm’e karşı çıkma, endişeye düşerler. Komünistlere dokunma, eleştiri yapma, endişeye düşerler. PKK ile iyi geçinmek lazım, de. Endişeye düşer millet de. Onlarla uzlaşma yollarını ara. Bu olmadı! Mehdiyet endişeye düşürmez. Mehdiyet heyecan ve azim getirir. Peygamberimiz (s.a.v.) geldiğinde endişeye mi düştü, Müslümanlar? Korkaklar endişeye düştü. Münafıklar endişeye düştü. Müslüman endişeye düşmez. Dava adamı endişeye düşmez. Mehdiyet nurdur ve müjdedir. Peygamberimiz (s.a.v.) endişeye düşelim diye mi, Mehdi’yi müjdeledi, bize? “Mehdi (a.s.) ile müjdelenin” diyor. Emrediyor, Peygamber (s.a.v.) emrediyor. Allah’ın Peygamberi emrediyor. Müjdelenin, diye. Öyle olsa derdi Peygamberimiz (s.a.v.) endişeye düşersiniz, Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenmeyin derdi. “Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenin. Endişeniz gitsin” diyor, Allah. Peygamber kanalıyla. Vesile ediyor Cenab-ı Allah, Peygamberi. Endişeyi kaldıran bir güzelliktir. Ataleti kıran bir güzelliktir. Asıl atalet Hz. Mehdi (a.s.) olmadığında; atalet oluyor işte. Mehdiyet olmadığında, İttihad-ı İslam savunulmadığında; atalet oluyor. Kardeşimiz tam tersini yazmış. Atalet ve rahatlık şu an var. Adamlar kelebek bıyıklarını badem yağıyla boyuyorlar, yan gelip yatıyorlar, adamlar. Ve akıl almaz gevrek ve ferah. Ben filmlerini göstereyim, konuşuyorlar. Şahs-ı manevi, diyerek. Adam rehavetten uyuyor, ayakta duramıyor. O kadar rehavet var. Şangır şangır çayını içiyor. Höpürtederek, geğirerek; yan gelip yatıyor ve öyle bir konu yok. Yani bütün risklerden azade olmuş durumda adamlar. Rahatlıktan, ferahlıktan artık slot diye bir canlı var, onun gibi. Mayışmışlar, adamlar, uyuyorlar. Atalete düşme ve rahatlatma İttihad-ı İslam’ı savunmayanlarda olur. Mehdiyeti savunmayanlarda olur. Hz. Mehdi (a.s.)’ı savunanlarda atalet ve rahatlama olmaz. İştiyak, heyecan, şevk ve coşku olur.
ALTUĞ BERKER: Sıkılıp, bulanıyor cemaatte. Geri çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Müslümanın ne zaman teyakkuz ne zaman olur? İttihad-ı İslam olmadığında teyakkuz olur. Mehdiyet olmadığında teyakkuz olur. Lidersiz, başsız kaldığında teyakkuz olur ve o zaman endişeden belki bahsedilebilir hissedilebilir. Müslüman endişeli olmaz da. Zayıf olan insanlarda o zaman endişe olur. Yoksa Mehdiyet Müslümanların başta olması demektir. Bu bir disiplin ve düzgünlük demektir ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine uyuluyor, vahye uyulmuş oluyor. Peygamberin sözüne göre hareket ediyorsun. Uğurlu, bereketli doğru yolda olmuş oluyorsun. Niye endişeye kapılasın? Neden endişe olsun? Öbür türlü bilakis, endişe oluyor. Müslümanlar başsız olduğunda, Müslümanlara saldırdıklarında, Müslümanlar perişan olduğunda endişe oluyor. İttihad-ı İslam olmadığında. “Birlik ve beraberliğimiz yok” diyor, endişeye düşüyor. “Müslümanların gücü yok” diyor, endişeye düşüyor. “Müslümanların başı yok” diyor, endişeye düşüyor. “Müslümanların bir ülküsü, ideali yok, amacı yok” diyor, endişeye düşüyor. Gevrek gevrek adamlar; “hizmet” diyor. Neyin hizmetini yapıyorsun? Hizmetten Kuran’ı kastetmiyorsan, neyin hizmetini yapıyorsun, sen. Adamlara çalgı çengi öğretmek, bu hizmet olmaz ki. Böyle hizmet olmaz. Kuran’ın yaşanmasını amaçlıyorsan, Kuran ahlakının yaşanmasını amaçlıyorsan, hizmet olur. Onun için bu konuşmanın içinde çok hasta noktalar var. Kardeşimiz iyi niyetle yazdığı anlaşılıyor. Fakat çok büyük anormal yönler de var. Bu aldatmacayla Müslümanları boğuyorlar, zaten. O da farkında olmadan bu aldatmacanın üslubunu almış, kardeşimiz. Fakat iyi niyeti alenen görülüyor. Fakat hastalığın da içine girmiş gibi görünüyor. Buna çok dikkatli olması lazım. Bu duruma. Bediüzzaman, sizin aklınız kadar aklı yok muydu? Derdi; Mehdiyet diye bir konu yok. Hz. İsa (a.s.) da inmeyecek. İttihad-ı İslam diye de bir konu yok. Bunlar Müslümanları atalete düşürür, rahatlatır, endişeye düşürür. Hizmetinize engel olur. Sakın, böyle konuları anlatmayın, derdi Bediüzzaman. Ne yapmış? Hz. Mehdi (a.s.)’ın vaktini vermiş. Çıkacağı yeri bildiriyor. “Benden yüz yıl sonra çıkacak. 1400’de, İstanbul’da çıkacak” diyor. Net söylüyor; “İttihad-ı İslam en büyük farzdır” diyor, Bediüzzaman. Açıkça anlatıyor. Siz de çıkıyor, diyorsunuz ki; “Bediüzzaman çok büyük hata yaptı. Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsedersen, atalete düşerler, rahatlarlar, gevşerler. İttihad-ı İslam’dan bahsedersen, endişeye düşerler, yanlış olur” diyorsun. Bediüzzaman boşuna mı çile çekti? Hapislerde boşa mı yattı? Sungur Ağabeyler, Abdullah Yeğin Ağabeyler bu çektikleri çile boşuna mıydı? Onları sizin kadar aklı yok muydu? Onlar da öyle, sizin gibi badem bıyık bırakırlardı. Bademli boyayla boyar, rahat rahat gezerdi. Gevrek gevrek. Grant tuvalet gezerdiler. Ama bak, ne çileler, ne ızdıraplar çekmişler. Ve köşeye bırakıldılar. Muhatap bile olunmuyor. Sungur Ağabey’i de bıraktılar, bir köşeye. Abdullah Yeğin Ağabey’i de bıraktılar, bir köşeye. Seyit Salih Özcan Hocamız’ın evine dahi uğramıyorlar. Kapısının önünden bile yanaşmıyorlar, muhatap olmuyorlar. Sadece telefon açıp; “niye Hz. Mehdi (a.s.) geldi, dedin?” diye, eleştiriyorlar ancak. O kadar. “Niye İstanbul’da çıkacak, dedin?” diyorlar, sapkın görüyorlar, anormal görüyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini uyguladığı için, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine güvendiği ve inandığı için, Bediüzzman’a sadık olduğu için, Bediüzzaman’ın sözlerine birebir uyduğu için, sapkın ve yanlış görülüyor şu an. Sapkın gördükleri için de birçok cemaat, muhatap dahi olmuyor, Seyit Salih Özcan Hocamız’la. Sungur Ağabey’in de evine bile yanaşmıyorlar. Hatta bir ara bunadığını falan iddia ediyorlardı. Hâşâ. “Bunadı, aklını kaybetti” falan diyorlardı. Evini elinden almaya kalktılar. Araya girdik, zor engelledik. Onun için yani Moon dini gibi, Masonların böyle bir kısmının savunduğu insanlık dini. “İnsanlık anlayışı; barış, kardeşlik içinde mutluca yaşayalım” diyor. Yaşayacaksın da, hangi dine, hangi inanca göre yaşayacaksın? Komünizme göre mi? Faşizme göre mi? Materyalizme göre mi? İslam ahlakının olmadığı yerde, dehşetli bir acı, dehşetli bir ızdırap, anarşi ve terör olduğunu gördünüz. Yüz yıldan beri tadına bakıyorsunuz. Demek ki, olmuyormuş, dinsiz. İslam dini olmadan olmuyormuş. Allah size bunu gösterdi, onun için böyle “hizmet ediyoruz. Fethullah Hocamız’ın cemaatine mensubuz” tamam, güzel. “İttihad-ı İslama karşıyız” başka. “ Hz. Mehdi (a.s.)’a da karşıyız. Hz. İsa (a.s.)’ın inişine de karşıyız. Bunlar da hizmeti engelleyen şeyler”. Peki; neyi anlatıyorsun sen. O zaman geride ne var? İttihad-ı İslam yoksa neyi anlatıyorsun? Değil mi? Namaz kılmaktan da utanıyorsun. Ne kalıyor o zaman geriye? “Barışı, kardeşliği işte dostluğu anlatıyoruz” Barış, kardeşlik, dostluk falan iflahını keserler, senin. Ve adım adım ilerliyor, küfür dünyada bu yüzden. Onun için buradaki üslubun, düzeltilmesi lazım. Diyecekler ki; kardeşim biz İttihad-ı İslam’ın farz olduğunu biliyoruz. Hz. Mehdi (a.s.)’ın da geldiğini biliyoruz. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın da geldiğini biliyoruz. Ama güvenlik kastıyla, şu an onu söyleyemiyoruz. Hz. Mehdi (a.s.) cemaati bunu savunsun. Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri bunları savunsun. Ama biz Hz. Mehdi (a.s.)’a zemin hazırladığımız için, yani tehlikeli gördüğümüz için, etrafımızdaki insanları bize saldırganlığını engellemek için, biz usulen, hükmen bunlardan şu an bahsetmeyeceğiz, dersin. Ama böyle, felsefi, sapkın açıklamalar olmaz. Atalete düşürmek, rahatlatmak, endişeye düşürmek iddiaları, bunlar küfrü izahlardır. Bunlar çok şeytani izahlar olur. Yani iyi niyetli gibi görünür. Fakat şeytani izahlardır. Tabii burada kardeşimizin, bak iyi niyetinden eminim. Ragıp Gülen’in, üslubundan anlıyorum. Ama zehri almış, farkında değil. Üslubuna yansımış. Mesela başından sonuna çok güzel geliyor. Onun için bu mektubu, gerçekten Nur talebesi anladığım kadarıyla. Herhangi bir insanın yazısı değil, bu. Onun için bu yazıyı bir daha teknik bir daha değerlendirelim.
“Sayın Hocam Selamün Aleyküm” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Bereketihü. “Hoca Efendi her yaptığı şeyde Allah’ın vaadine zarar gelmemesi için, azami dikkat gösteriyor”. Tamam, bu çok güzel. “Dediğiniz gibi eğer söylese saldırılar artar”. Bu da çok güzel. “Gündem karışır. Ainesi iştir kişinin, lafa bakılmaz. Hem Türkiye’de hem dünyanın her yerinde bu kadar hizmet niçin yapılıyor? Hem altınçağ hem de sonrası için hazırlanıyor.” Yani Mehdiyete hazırlıyoruz, dünyayı İttihad-ı İslam’a hazırlıyor diyor, güzel. “Hoca Efendi Mehdiyet’e zemin hazırlayan en büyük neferdir”. Bu da çok güzel, giriş muntazam, güzel gidiyor. “İnşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. Mesih (a.s.) da bu zeminde istediklerini rahatça yerine getirecekler”. Bunu zaten Fethullah Hoca söylüyordu. Ben bu konuşmasını biliyorum. Hatta diyor; “Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde. Bazı cemaatlerde tereddüt hasıl olursa, biz devreye gireceğiz. Böyle bir cemaate ihtiyaç var. Güçlü bir cemaate ihtiyaç var. Yani bu olayda tedirginliği ortadan kaldıracak bir cemaate ihtiyaç var. Biz bu cemaatiz. Ama Hz. Mehdi (a.s.)’ın cemaati seçkin gençleri hedefleyecek. Seçkin ailelerin çocuklarına yönelecekler. Kimi müdürün oğlu olacak. Kimi bir şirketin oğlu olacak. Kimi işte bilmem nerenin, kimi bakan oğlu olacak. Bu cemaatin üzerine muazzam gelecekler. Muazzam baskı olacak. Muazzam saldırı görecekler” diyordu, Fethullah Hoca ilk üslubunda. Hatta Hz. Mehdi (a.s.)’ın sakalından da bahsediyordu, Fethullah Hoca. Hâkim’in Mustedreki’ne gönderme yaparak. O zamanki, Cd’lerde çok iyi biliyorum. “Ve görevlerini tastamam yerine getirecekler”, güzel. “Hoca Efendi her şeyi çok iyi biliyor. Fakat cemaat içinde, sağlam olmayanlar, yeniler ve sadece hizmet için orada bulunmayanlar da olabilir.” Olabilir değil var, yani doğru. “Ayrıca ajanlar da olabilir”, olabilir değil, var. Ajan olduğunu biliyoruz, içlerinde. “Hizmetlere hızla ve iştiyakla devam ediliyor”, bu da çok güzel. “Önemli olan da bu. Buna engel olacaksa bir şey o zaman o şey gündemde tutulmaz”, bunu de. Biz gündemde tutmayacağız da diyebilirsin. Ama bak, buradan sonra ifade bozuluyor. “Diyelim ki; İttihad-ı İslam, Mehdiyet ve Mesih yok”, din yoktur, o zaman. O zaman dava kalktı ortadan. Diyelim ki; olmaz. Buradan itibaren bozulmuş, üslup. “Bunlar olmasa bile, bu hizmetlere zarar vermenin bir anlamı olur mu?” Neyin hizmetini yapıyorsunuz? Din kalkmış. İttihad-ı İslam gittiğinde, din yok, zaten. Neyin hizmetini yapıyorsun? “Hizmetlere zarar”, zaten hizmete zarar verilmiş oluyor, orada zaten. Sen bunu demekle, hizmeti ortadan kaldırıyorsun, zaten. Zarar değil kökünden yok ediyorsun, sen. “Önemli olan insanların, elinden geleni Allah rızası için yapmasıdır”, doğru. “Gerisi Allah’a aittir”, bu da doğru. “Bu düşünce ile haraket etmek, ne olursa olsun, devam etmek gerekir”, doğru. “O yüzden insanlara bu konuda atalete düşürecek, rahatlatacak ve endişeye düşürecek şeyleri gerçek manada o bahsettiğiniz, bildiğimiz hedeflere götüren hizmetlerin önüne koymamalıyız”, kardeşim sen, hedefi yok etmişsin. Hedef kalmamış ki. Nerenin hedefi. Dava kalmamış senin, o demenle. Sen diyorsun ki ataletten bahsediyorsun. Hz. Mehdi (a.s.) atalete Bedüzzaman’ın anlattığı Peygamberimiz (s.a.v.)’in anlattığı, bütün konuları sen reddetmiş oluyorsun zaten. Müslümanların lideri olmasını atalet olarak görüyorsun. Müslümanların davası olmasını atalet olarak görüyorsun. Hz. İsa Mesih’in inişini atalet olarak görüyorsun ve İttihad-ı İslam için gayret etmeyi de endişeye düşülecek bir şey olarak görüyorsun, endişe verici olarak görüyorsun. Senin endişeye düşüyor olman Müslümanların şevkini kırmaz ki. İslam hakim olurken on binlerce şehit verildi, bu endişe miydi? Hayır. Binlerce insan sakat kaldı, bu endişe miydi? Hayır. Evleri yakıldı bu endişe miydi? Yok. Niye endişe duyalım? Ayrıca Mehdiyet devrinde zaten kan yok, damla kan akmayacak, uyuyan kişi uyandırılmayacak, endişeyle bunun ne alakası var? Peygamberimiz (s.a.v.) zaten çok mükemmel anlatmış ahir zamanı. Endişe duyacakları ne var? Huzur, ferah, barış, bereket, bolluk, güzellik, sanat ve estetik var. Sosyal adalet var, demokrasi var, laik anlayış var. Olabilecek en güzel şeyler var. Dolayısıyla bak bu atalete düşürme iddiası yanlış, rahatlatma ve endişe duyma, bunlar da çok yanlış. Bir daha vurguladım.
ALTUĞ BERKER: Bir ayete bakacaktım Hocam uygun görürseniz. Her zaman okuduğunuz Nur Suresi, 55. ayette “Onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir” diyor, Hocam. Yani endişe Mehdi (as) olmadığı zaman, hâkimiyet olmadığı zaman, siz daha iyi bilirsiniz, oluyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Oku ayeti, baştan sona oku.
ALTUĞ BERKER: Nur suresi 55. ayet; şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysak, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir”.
ADNAN OKTAR: Bak, işte anlatılan Mehdiyet bu. “İttihad-ı İslam olduğunda korkularının ardından güvenlik bulacaksınız” diyor, Allah. Şu an korkuyu yaşıyorsun sen, endişeyi yaşıyorsun. İttihad-ı İslam olduğunda, Türk-İslam Birliği oluştuğunda, barış ve kardeşlik çağı geldiğinde, damla kan akmadığında sen endişe niye duyasın. Bu durumda da Müslüman endişe duymaz tevekkül eder de, hasta olduğunu düşünelim adamın ona da şifadır.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler