Adnan Oktar`ın 25 Nisan 2011 tarihli A9 Tv ve Adıyaman Asu Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Hocam özür dileyerek, sorum şu: bazı forumlarda, güzel kızlarla program yaptığınız için eleştiri alıyorsunuz. Bayanların programda olması şart mıdır? Uğur Özer” diyor. Peki Uğur, şimdi bizim çocuklar, yakışıklı delikanlılarla da program yapıyorlar gündüzleri. Bayağı yakışıklı hepsi yani. Bence Türkiye’nin en yakışıklı delikanlıları, bizim çocuklar öyledir. Benim hanım arkadaşlarım da öyledir. Türkiye’nin en güzel kızlarıdır, hanımlarıdır. Delikanlıları da en yakışıklılarıdır. İspatı açık, ortada. O bakışa bağlı. Ben onlara baktığımda, içim açılıyor. Çok hoşuma gidiyor. Şevkim artıyor. Allah’ın güzel yüzü olarak, dünyanın en güzel manzarasına değişmem ben onların güzelliğini. En güzel şeye değişmem. İnsan güzelliği, en güzel nimettir. Şimdi deseler ki; “ne malum şehvetle bakmadığın?” Peki, ne malum, sizin o delikanlılara şehvetle bakmadığınız? Mesela, hanımlara hitap ediyorum, bir kısım hanımlar isteseler, o delikanlılara şehvetle bakabilirler. Bana da şehvetle bakabilir bir hanım, isterse. Bakar yani. Hayal de edebilir. Şehvetle de bakabilir. Tamamen onun vicdanına bırakılmıştır. O Allah ile kul arasında bir şeydir. Onun için, hanımlarla muhatap olunmaz, konuşulmaz diyerek, hanımlar ihmal edildi, kenara bırakıldı. Ben bu fitneyi ortadan kaldırıyorum. Başı açık hanımlarla görüşmüyorlar, konuşmuyorlar, muhatap olmuyorlar. Kim anlatacak onlara? “Deccal anlatsın” diyorlar. Ben de diyorum ki; “Hz. Mehdi (a.s) anlatsın.” Biz tabii onun talebeleriyiz. Onları Mehdiyet’le tanıştıracağım diyorum. Ve onları küfrün ve deccalin eline bırakmıyorum. Size kalırsa başörtülü hanımlarla da muhatap olmuyorsunuz. Onları da dalalet içinde görüyorsunuz, çarşaf giymiyorlar diye. Çarşaf giyeni de dalalet içerisinde görüyorsunuz, dışarıya çıktı diye. Onu da dalalette görüyorsunuz. Kaynaklarını göstereyim isterseniz. Dolayısıyla tamamen niyete bağlıdır. “Hz. Musa (a.s), Peygamber kızlarıyla karşılaştı” diyor Allah, Kuran’da. Peygamber kızları Hz. Musa (a.s)’a bakıyorlar, Hz. Musa (a.s) da onlara bakıyor. Peygamber kızları diyor ki; “baba, görünüşü güçlü ve güvenilir bir insan” diyorlar. Görmeden mi söylüyorlar? Görmüşler. Nasıl hissedilir bu? Bakmış, görmüş işte. “Güçlü ve güvenilir” diyorlar. Hz. Musa (a.s) da ağaçların altına uzanıyor, “Ya Rabbi, vereceğin her hayra muhtacım” diyor. Belli ki gönlü düşmüş. Dünya tatlısı, maşaAllah. Peygamber de anlamış zaten, “iki kızımdan birini sana vereceğim” diyor. “Ama” diyor; nezakete, güzelliğe bak, Peygamber nezaketi; “sekiz veya on yıl yanımda çalışacaksın” diyor. Ona sekiz yıl yanında kalma garantisi veriyor. Zaten, onun aradığı o değil mi? Bir insan bir yere gitmiş, yalnız ve kimsesizse, bir insan sanki ona mecburmuş gibi sekiz yıl kal derse, dünyalar onun olur. Çok hoşuna gider. “Kalabilir miyim?” demesine gerek kalmıyor. Bak, sekiz yıl, sekiz gün de değil, sekiz ay da demiyor, sekiz yıl. “On yıl yaparsan, o da senden” diyor ve onun hayatını garanti altına alıyor, Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah. “O zaman kızlarımdan birini sana vereceğim” diyor. Nitekim de evleniyor. Ta o zamanlar gönlü düşmüş Hz. Musa (a.s)’ın, beğenmiş.
Peygamber kızları nasıl görmüşler? Söylüyorlar zaten, “güçlü” diyorlar. Hz. Süleyman (a.s), Sebe Melikesi’ni niçin çağırdı? Hidayet bulsun diye çağırdı. Ama bak kadın o çağırdığı insan. Gayet süslü ve güzel bir kadındı Sebe Melikesi. Geldi sarayda Hz. Süleyman (a.s) ile beraber, yüz yüze bakıyorlar Hz. Süleyman (a.s) ile. Hz. Süleyman (a.s) ona şaka yapıyor, kadınla şakalaşıyor. Zemini kristalden özel olarak yaptırmış, şaka yapmak için zaten hazırlamış onu. Su dolu bir havuz görünümünde zemin. “Hadi gir” diyor Hz. Süleyman (a.s), şaka yapıyor. Kadın bacaklarını açıyor, suya girmek için hamle yapıyor, gidince üstüne bir bakıyor kristalden bir zemin, su değil. Hz. Süleyman (a.s)’ın şakası ona. Allah’a hamd ediyor kadın ve Hz. Süleyman (a.s)’a hayran oluyor. “Biz zaten iman etmiştik, elhamdülillah” diyor sonraki safhada. Tahtının görüntüsünü getirtiyor. Ama Allahualem cinler tahtın kendini getirmiş benim anladığım. Yani o zamanda öyle bir sistem. Yani bu parmakta görünen görüntü, dediğim gibi öyle geniş ekran olarak da oluşabiliyor o. Bir ilim, Hz. Süleyman (a.s)’dan kalma bir ilimdir bu. Zaten bu parmakta görüntü oluşturulurken, “açılsın Süleyman’ın tahtı” açılsın deniliyor. O şekilde açılıyor görüntü. “Açılsın Süleyman’ın kapısı açılsın” deyince kapı açılıyor. Ondan sonra görüntü görülüyor. İstediğin herhangi bir cismin görüntüsü oluşuyor. Ama görüntü aynı zamanda üç boyutlu da oluşabiliyor. Hz. Süleyman (a.s)’ın getirdiği o üç boyutlu görüntü veya direkt cismin kendisi. Kadın hayretler içinde kalıyor görünce. Hayretler içinde kalıyor. “Biz zaten Müslüman olmuştuk” diyor, “gelmeden önce Müslüman olmuştuk” diyor. Hz. Süleyman (a.s) sürekli o kadınla muhatap ve bakın daha da münafıkların canını yakacak bir şey söyleyeyim; üç yüz tane hanımı var, yedi yüz tane de kendini hibe eden Hz. Süleyman (a.s) aşığı hanım var. Bin tane toplam, bin hanım, Hz. Süleyman (a.s)’ın. MaşaAllah dedeme. Cennette Allah kat kat fazlasını nasip etsin. Allah aşığıydı. Bu Allah aşkının bir tecellisidir. Bin kadının açıklaması budur. Allah ona bin çeşit tecelli ediyor. Bin ayrı görünümde tecelli ediyor. Bin ayrı kadın görüntüsünde tecellisidir Allah’ın. Hz. Süleyman (a.s)’ın, Allah aşkının doyurulması için Allah ona bir nimet olarak veriyor. Kuran ayetleri söylüyorum ben, değil mi? Bak, Peygamberimiz (s.a.v)’e diyor ki Cenab-ı Allah, ayette hitap ediyor; “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de, sana bundan sonra kadınlarla evlenmek yasak” diyor. Çünkü sürekli evleniyor Peygamberimiz (s.a.v); aşık, kadın aşığı. Gördü mü dedem, maşaAllah; o güzeller güzeli, dünyalar güzeli, zaten müthiş çekici Peygamberimiz (s.a.v), acayip güzeldi. Bakan kadının içi eriyordu güzelliğinden. O da gördü mü alıyordu, “aldım gitti” diyordu, maşaAllah. Aynı bu hitap, aldım gitti, maşaAllah. Cenab-ı Allah, evlenmeler çoğalınca; “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de bundan sonra sana evlilik yasak” diyor. “Ama” diyor Cenab-ı Allah, ayet devam ediyor; “elinin altındakiler müstesna, kendini hibe eden kadınları alabilirsin” diyor Allah. Belki ekonomik yönden zora girmemesi için Peygamber (s.a.v)’i şey yapmış olabilir. Çünkü her evliliğinde mehir vermesi gerekiyor. Mehirlerden dolayı zora girmesin diye Allah böyle bir şey meydana getirmiş olabilir. Çünkü eğer kadın yasaklamak olsa, kadınların kendini hibe etmesini de yasaklardı. Hibeyi serbest bırakıyor Allah. Cariyeler ve hibeyi serbest bırakıyor. Hibe edenler azatlı cariye oluyor. Onları serbest bırakıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v) çok fazla kadınla evlendi ve geçti hanımları. Doğruyu söylemiyorlar. Coşkunca seviyordu Peygamberimiz (s.a.v) kadınları ve açıkça söylüyor Peygamberimiz (s.a.v); “bana üç şeyi sevdirirdi: Bir, saliha güzel kadınlar; iki, gözümün nuru namaz; üç, güzel koku” diyor. Niye sahtekarlık yapar, ört bas etmeye kalkarsınız? Kavruk tipler, kavruklar, içi dışı kavrulmuş iğdiş tipler, hayatı kaymış tipler. Peygamberimiz (s.a.v) muhteşem insandı, sevgi doluydu ve ehl-i kudretti. Helal olsun benim dedeme, helal olsun. Allah cennette milyonlarca hanım nasip etsin. Pis kıytırıklar, size yakışıyor. Kız alacağı vakit en güzelini almaya kalkıyorlar. Peygamberimiz (s.a.v) evlenirken, “en yaşlı, en sakat kimse onu aldı” diyor. Nasıl oluyor bu? En güzellerini alıyordu. Kavmin en güzelleriydi annelerimiz. Hz. Aişe (r.a) müthiş güzeldi annemiz, Maria (r.a) müthiş güzeldi. Annelerim son derece güzeldi. Helal olsun Peygamberim (s.a.v)’e, çok güzel yaptı. Allah’ın ona lütfu. Münafıkların zaten ciğerine oturttu, Allah acayip ızdırap verdi. Münafıklarla ilgili ayet devam ediyor; onların sahtekarlıklarını, alçaklıklarını, iftiralarını, alçaklıklarını, pisliklerini anlattıktan sonra şimdi Peygamberimiz (s.a.v)’e geçiyor. Diyor ki; “sana halanın kızlarını, teyzenin kızlarını, amcanın kızlarını, hepsini helal ettim” diyor. “Nikahladıklarını da helal ettim. Kendini hibe eden kadınları da sana helal ettim” diyor. “Ama teyzenin, halanın kızlarını sırf sana mahsus olarak helal ediyorum” diyor Allah. Çünkü teyze kızının bir tanesini alabilir. İki tanesini alamaz. Nikahlayamaz. “Hepsini nikahlamayı sana helal ettim” diyor. Münafıklar morarıyor, morarıyor. Şu an morarmalarının devamı var; yani şu an gördünüz, morardılar. Resulullah (s.a.v) de aldı, nikahladı. Kıytırık herifler, böyle badem kıyıklarıyla falan, station arabayla; bilmem Kastamonu’da bir hanımları oluyor, bilmem nerede bir hanımları oluyor. Sarımsak kokan kıl tipler, şimdi beni konuşturmasınlar, illet oluyorum. Bunlara yakışıyor, bu gıcıklara yakışıyor. Peygambere oldu mu olmuyormuş. Çok güzel yaptı dedem, Allah’ın ikramı ona, helal olsun dedeme ve annelerimin de hepsi çok güzeldi. Peygamberimiz (s.a.v) de, bak çatlatırcasına söylüyorum, çok güçlüydü. Sahtekarlık yapmayın. Beni zorla konuşturuyorlar. Gıcık oluyorum bu tiplere, acayip illet tipler yani. Peygamber (s.a.v)’e niye yakışmasın güzel hanım? Niye annemiz güzel olmasın? Niye? Tabii ki çok güzeldi annelerimiz. Hz. Hatice (r.a) annem de çok güzeldi. Yaşlı annelerim de benim çok güzeldiler. Gayet de sağlıklıydılar. Bunlar böyle eğlenecek. Ev bunların olacak, araba bunların olacak, kadın bunların olacak. Peygamberimiz (s.a.v) yerlerde oturacak, karnına taş bağlıyormuş da kıvranıyormuş Peygamber (s.a.v), bak sahtekarlığa. Sahabeler de seyrediyormuş. Sahabeler et yiyorlarmış, pirzolalar, artık kebaplar yiyorlarmış, Peygamberimiz (s.a.v) de Medine sokaklarında açlık sancısından karnına taş bağlayıp öyle geziyormuş. Terbiyesizliğe bak sen. Sahabe öyle bir şeye tahammül eder mi? Can pareleri; onun için, Allah rızası için ölüme gidiyorlar, ölüme. Canından çok seviyor. “Anam, babam sana feda olsun Allah rızası için” diyorlar. Peygamber (s.a.v)’i öyle aç bırakırlar mı? Öyle bir duruma sokarlar mı? İşte “bilmem ne kadar borçla vefat etti” diyor. Peygamber (s.a.v)’e iftira atıyorlar. Allah ayette; “seni fakir bulup zengin etmedim mi?” diyor. Peygamberimiz (s.a.v) zengindi, yalan söylemeyin. Bizans işi çok değerli cübbeler giyiyordu. Muhteşemdi evi, tertemizdi. Cübbeli de çıkıyor, o da ayrı bir kafa; Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a) ipekli giyiniyorlardı, saf ipek. Pırıl pırıl parlıyordu kıyafetleri. Şimdi hazmedemeyince, Cübbeli ne diyor? “Bite karşı tedbir olarak ipek giyiyorlardı” diyor. Nerede görülmüş ipeğin biti engellediği? Bit ilacı mı ipek? Nerede görülmüş bu? Bir de Peygamber (s.a.v)’in torunlarına yaptığı hakarete bak sen. Resulullah (s.a.v)’in evinde, onun hanesinde kalıyorlar torunları. Peygamber (s.a.v)’in evinde bitin işi ne? Ne biçim konuşuyorsun sen? Ne kadar ağır hakaret bu? Haşa, bitlenmişler de bitten kurtulmak için ipek giyiyorlarmış. Peygamber (s.a.v)’in evinde bit varmış. Söze bak. Ne konuştuğundan haberi yok adamın. Peygamberimiz (s.a.v) her gün yıkanan bir insan, mübarek. Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a) defalarca yıkanan insanlar, pırıl pırıl parlıyorlardı. Nur gibi üstleri başları. Kadınlar gördüğünde nefesleri kesiliyorlardı. Hz. Hasan (r.a) üç yüz hanımla evlenmiştir, üç yüz. Koyuyor adamlara, ızdırap veriyor. Allah’ın onlara nimet vermesi ağırlarına gidiyor. Bir acayipler, anlayamıyorum ben, ne demek istiyorlar? Bir de ağzı açık bunları dinliyorlar. “Ne güzel konuştu” diyor. Hakaret ediyor adam. Ağzını topla diyeceksin.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler