Adnan Oktar`ın 29 Nisan 2011 tarihli saat 10:00’daki A9 Tv röportajından
ADNAN OKTAR: Bak Fethullah Hocamız bu sözü söylemiş? Ocak 1980; Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiği yıllar, Hz. Mehdi (a.s.)’ın ilk faaliyetlerini yaptığı yıllar. Bak ne diyor Fethullah Hoca, Hz. Mehdi (a.s.)’a hitaben? Gördüğü, tespit ettiği Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor. “Binlerce sızlanış, alın teri ve kafa sancısından ve neslin derdinin vicdanlarda derinlemesine iniltilerle ürpertiler meydana getirmesinden sonra perdeler açıldı” diyor. “Allah perdeleri açtı” diyor. “Hailler ortadan kalktı” engeller ortadan kalktı, “toprakta gizlenen çekirdekler renk renk çiçek açıp etrafı sardı” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) devrinde tohumlar, sümbüllenecek” diyor değil mi Bediüzzaman? Aynısını söylüyor. “Çevredeki şu cıvıltıya bak!. Artık en yaşlılar bile kendisini ne kadar dinç ve genç buluyor, istikbali ne kadar aydınlık görüyor!.. Nerde o ümitlerin fikrini kıran çileli devirler?” Yani; “ümitsiz; ‘bitmişiz’, ‘batmışız’ dedikleri devirler nerede?” diyor, “artık bunlar bitti” diyor Fethullah Hoca. “İsraf edilen bir servet gibi salıverdiğin sesine soluğuna acıyordun baştan ama hak onları hiç boşa çıkarmadı. Nebatatın tohumlarının sonbaharda sağa sola saçılışı ve bir kış boyu kayboluşu, sonra da nevbaharda yeniden rengarenk ortaya çıkışı gibi çamurlara ekilen hakikat çekirdekleri de bir kışı atlattıktan sonra bahar resmi geçidinde hazır bulunmaktalar!..” Hz. Mehdi (a.s.) 1979’da faaliyete başlıyor, bir yıl sonra alınan neticeyi Fethullah Gülen Hocamız anlatıyor. Bak diyor ki; “çamurları ekilen hakikat çekirdekleri” yani çamurluk bir ortam. Demek ki, Hz. Mehdi (a.s.) batakların, çamurların bulunduğu bir ortama geldi. Yani küfür hakim olan, dalalet hakim olan, hani derler ya “batak” derler, batak, çamur. “Çamurlara ekilen hakikat çekirdekleri de bir kışı atlattıktan sonra”. “Bir sene geçti” diyor, “aradan.” “Bir kışı atlattıktan sonra bahar resmi geçidinde hazır bulunmaktalar.” “Artık talebeleri oluşmaya başladı” diyor, “etrafında.” “Her gayret bir metot öğretti.” “Her çalışmada bir metot öğrendin” diyor. “Hayatın içinde tekniği ve pratiği iyi kavradınız. Önceleri ifadeler, sınıfta hep muallâkta kalıyor, bir temel bulamıyordu.” Yani; “anlatıyordun ama muallakta kalıyordu, etkili olmuyordu” diyor. “Sınıfta” diyor, zaten bir okulda faaliyet yaptığını söylüyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Açık konuşmuş, yani bir üniversite olduğu açık. Çünkü yaşı itibariyle lisede olması mümkün değil. Zaten anlatımdan anlaşılıyor, devamında da anlaşılıyor. Net, bir üniversitede olduğu anlaşılıyor. “Dinleyenlere, sanki bilinmez bir âlemden, esrarlı bir hayattan bahsediyor gibi geliyordu.” “Sanki sen öyle anlatıyorsun ki, dini anlattığında onlara esrarlı bir alemden bahsediyormuşsun gibi, sanki hikaye anlatıyormuşsun gibi geliyordu” diyor, “ilk baştan.” “Sonra sözlere muhatap olanlar, anlatılanların pratik hayatta yerini görünce” bizzat kendinde uygulandığında görünce “yani hakikatleri yaşayan kendi yaşıtları ile karşılaşınca artık hiçbir şey anlatmaya lüzum kalmadı.” Yani, “pratik olarak ekibi görmeye başladılar” diyor. “Yaşayış daha müessirdi. Bilhassa hisli, heyecanlı gençler arasında.” Yani vicdanı çürümemiş, samimi gençler arasında. “İyice anladınız ki, ağaç ağaç içinde yetişirmiş.” Bu da çok manidar. “Vazife veriyordun ama eskisi gibi baştan savma değildi artık. Çünkü kaynaklar ve onların kaynadığı bahçeler çok mühimdi. Esas derslerini o vesile ile alıyorlardı. Çünkü böylece hakikatin kristallerini fiil halinde görüyorlardı. Mukaddes prensiplere hayatları ile ayna olanları gözü ile görenlere edebiyat yapmaya lüzum kalmıyordu.” Yani daha önce birçok Müslüman edebiyat tarzında konuşur. Bilirsiniz, birçok Müslüman gıcık bir üslupla şiir gibi konuşur. “Edebiyat yapmaya lüzum kalmıyor” diyor. “Çok dürüst ve açık konuşuyordun” diyor, “net konuşuyordun” diyor. “Sabrın, müsamahan” Hz. Mehdi (a.s.)’ın sabrı ve müsamahası “ ve yüzünü süsleyen hiç eksik etmediğin samimi tebessümlerin”. Demek ki Hz. Mehdi (a.s.) sürekli güler yüzle geziyormuş o devirde, sabırlıymış ve müsamahalıymış. Onların mesela abuk sabuk konuşmalarına karşı şefkatli, saygılı cevaplar veriyor. “Ve sürekli tebessüm ediyordun” diyor, “güler yüzlüydün” diyor. “Çok hırçın ve haşinleri esir etti.” Marksist, Leninist, terörist olanları “hırçın ve haşinleri esir etti”. “Bayağı mülayim hale geldiler” diyor, Fethullah Hocamız. “Bu asrın şefkate muhtaç, merhamet açlığından vicdanları pekleşmiş, hiddet ve şiddet timsalleri” teröristler “en bağnazlara dahi muhabbet aşılamasını bildin.” Yani; “o teröristlerin liderlerine bile, o komünistlerin liderlerine bile muhabbet aşılamasını bildin” diyor. “Bildiğinden şaşmaya niyet olmayanlara, teoriler” Darwinizm “sinsice ve kasıtlı olarak objektif bir ilim gibi kabul ettirilenlere” yani Darwinizm objektif bir bilimmiş gibi kabul ettirilenlere “gül dağıtır gibi gülümsemeler yağdırarak”. Güler yüzle faaliyet yapmış Hz. Mehdi (a.s.). Bak bu çok önemli bir delil. Onu görenlerden biz bunu soracağız. Fethullah Hoca’nın bizzat tespiti bu; güler yüzlü, “gül dağıtır gibi”. “İlimle teorinin farkını anlattın.” “Darwinizm’e karşı çok etkili bir anlatım yaptın” diyor. “Tecrübe ve tatbikatın birçok nazariyeleri ortadan kaldırdığını” bak “tecrübe ve tatbikatın birçok nazariyeleri ortadan kaldırdığını hayat âleminde kurulanları, gerçek sebep ve illetlerin başka sağlam neticelere götürdüğünü gayet makul şekilde ifade ederek kafalarına çivi gibi çakılan hatalı anlayışlar hakkında, önce irkilmelerine sonra sarsılmalarına zemin hazırladın. Böylece etrafında haklı bir saygı halesini sıcak ve sevimli bakışlar halinde fark eder oldun.” “Önce” diyor, “sana öfkeyle bakanlar, belki öldürmeye niyet edenler, seni artık sevmeye ve muhabbetle sana bakmaya başladılar” diyor. Bak her aşamasını Hz. Mehdi (a.s.)’ ın anlatıyor. “Kin, nefret ve art niyet, senin semtine uğramadığı için, artık rahatlıkla içlerindeki her şeyi, hatta yakınlarına ve kitle psikolojisi havasında hareket ettikleri arkadaşlarına söylemedikleri sırları dahi sana emin olarak açabiliyor, kendilerini rahatsız eden düğümleri çözmek üzere önüne serebiliyorlar.” Bu kadar Hz. Mehdi (a.s.)’a güvenmişler, o kişiye güvenmişler. Komünisti de, dinsizi de, imansızı da o devirde, sırlarını, şahsi sırlarını bile söylemişler. “Ama bu duruma gelebilmek için aylar seneler istedi. Ondan sonra artık acı sabrının tatlı meyvelerini yer gibi arzuladığın pozisyona kavuşmuş oldun. Çoklarının kalbine girdin. Bataklıkta yüzenlerden bazılarına el uzattın. Hatta çamurları misk ü amber gibi yüzüne gözüne süren bazılarını derin gafletten uyarıp kendilerini kontrol etme, tiksinme ve ürperti duyma havasına hazırladın.” Mesela “ahlaksızlığa, vicdansızlığa karşı onları eğitip bu bataklık ve çamurun içinden onları kurtardın” diyor. “(Toplum) haleti rûhiyesi içinde dava arkadaşlarından kopamayan pek çokları da,” yani komünist olup da, dinsiz ateist olup da, Darwinist olup da arkadaşlarının etkisinden dolayı arkadaşlarını bırakamayanlar da “ruh ve vicdan yönü ile artık davalarına yabancı olmuşlardı.” Yani; “tamam, kopmuyorlardı ama” diyor, “sana da gelmiyorlardı ama” diyor, “artık o komünist, terörist, anarşist güçlerini kaybetmişlerdi” diyor. Yani “Darwinizm’i savunma güçlerini kaybetmişlerdi” diyor. “En mütemerridlerinin içinde de söz ve tavırların kendi meselelerine karşı bir burkuntu meydana getirdi.” Yani; “komünist ve Darwinist düşünceye karşı, Marksist düşünceye karşı içlerindeki güven kalmadı” diyor. “Tohum atamadığın çoraklar varsa da çayır söker gibi birinci sürmeyi başardın.” “İlk, birinci senedeki faaliyetin tamam” diyor. “Hakkın başka dertlisi ona, istediğini rahatlıkla ekebilir artık.” Yani; “bundan sonrası kolay” diyor, “ilk vuruşu yaptın” diyor, inşaAllah. “Fikren mağlup olup fakat grubundan kopmayanlar sana bir şey öğretti. İnsanda akıl ve fikirden ayrı bir his; bir başka irtibat var. O zaman, (toplum)un manasını daha iyi anladın. Ve (toplum) şuurunun da ne demek olduğunu daha iyi kavradın. Evet, onun içindir ki, kendi hislerini aşıp bir damlacık benliklerini derya gibi (toplum)ları içinde eritenler; bir Kevser havzı kazanmış olurlar. Bu öyle bir bağ ki, akıl, mantık hatta vicdan ötesinde seyyareleri birbirine bağlayacak kadar kuvvetli bir zincir.” Yani; “ekip halinde çalışmanın önemini gördün” diyor. “Fikri ipler kopsa dahi bu (toplum) zincirinin kırılmasına imkân yok.” Yani; “bu ekibin dağılmasına imkan yok” diyor. “Tecrübelerin, bakir toprakların daha verimli olduğunu gösterdi.” “Tecrübelerin, bakir toprakların daha verimli olduğunu gösterdi.” Yani; “Müslüman’a gidip tebliğ yapmana gerek olmadığını gördün” diyor. Hz. Mehdi (a.s.) demek ki gidip Müslümanlar’ı hedeflemiyor, cami cemaatini hedeflemiyor, Süleymanlı kardeşlerimizi, Nur talebelerini yahut Mahmut Hocamız’ın cemaatini veyahut herhangi bir tarikatın cemaatini hedeflemiyor. Ne yapıyormuş? “Bakir toprakların daha verimli olduğunu gösterdi” diyor. “Direkt onlara yöneldin” diyor. Demek ki Mehdi hareketi daha önce eğitilmiş Müslümanlara yönelik değil; Müslümanlığı hiç bilmeyen insanlığa yönelik, imanı bilmeyen insanlara yönelik bir hareket özellikle, yani birinci derecede. “Başkasının yazıp çizdiği bir sayfayı silip yazmaktansa,” daha önce kişilerin eğittiği anlattığı herhangi bir cemaate mensup bir kişiye oturup dini anlatmaktansa veyahut işte hurafeyle donatılmış insanlar diyelim. Bir kısım Müslümanlar tabii güzel eğitirler, anlatırlar ama bir kısmı da hurafeyle anlatır. Katılaşmıştır kafası. Şimdi ona dikkat çekiyor Fethullah Hocamız. “Kirlenmemiş yapraklarla meşgul olman daha iyi neticeler veriyordu. Bir de sıcak kalplerden çıkan ifadeler daha müessirdi.” Yani “samimi üslup; yapmacık, kasıntı olmayan tavrın daha etkiliydi” diyor. “Tavsiyelerinde bu tarz kitapları tercih etmekle isabet ettiğini anladın.” Yani “direkt özüne ve aslına yönelik eserleri kullanmanın önemini anladın” diyor. “Sonunda; kekre ve iç burkuntusu veren meyvelerin, acı ılgın ve dikenlerin hâkim olduğu çoraklıkların” Kuran’da geçiyor ya bahçe sahipleri, Kehf Suresi’nde. Bu; “kekre”, “acı ılgın ve dikenlerin” Kuran’daki ifade, aynısı. İşte kastedilen o, yani küfür ortamı. “Hâkim olduğu çorakların yavaş yavaş değişmeye, ‘Belde’ artık ‘Tayyibe’ olmaya, daha doğrusu” “Beldetün Tayyibetün” deniliyor ya İstanbul için. “Tayyib” yani temiz ve güzel bir belde olmaya, yani “İstanbul’da artık Darwinizm, materyalizm kalmamaya başladı” diyor. “Daha doğrusu Molla Camii’nin” Molla Camii diye bir camiden bahsediyor ama bir de Molla Camii diye bir alim var; hangisini anlarsanız “istişmamı ve istihracı gibi Konstantin İstanbul’a dönmeye başladı.” “Daha önce Darwinist, materyalist, yani Konstantin olarak değerlendirebileceğimiz İstanbul’un; materyalist, Darwinist ruhu ortadan kalkıp, Konstantin İstanbul’a dönmeye başladı” diyor, “gerçek İstanbul olmaya başladı” diyor. Mehdi (a.s.)’ın faaliyet yeri neredeymiş? İstanbul’daymış.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne zaman başlamış? 1980’de. Bunu kim söylüyor? Fethullah Hoca söylüyor. “Hâristan-mâristan, gülistan halinde arz-ı endama yüz tuttu” diyor. “Artık güllük gülistanlık olmaya doğru gidiyor” diyor. Yer; İstanbul. Kuran’dan da deliller veriyor. 1979-80’de Hz. Mehdi (a.s.) hareketinin başladığını buradan anlıyoruz.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah. Gözüyle görmüş gibi anlatıyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm; gözüyle gördüğünü anlatıyor. Bediüzzaman’da da var o, gözüyle gördüğünü anlatıyor. Güler yüzlü olduğunu nerden bilsin Hz. Mehdi (a.s.)’ın? Yani “sürekli güler yüzlüsün” diyor. Çıkar çıkmaz Darwinizm ve materyalizme karşı faaliyet yaptığını nereden bilsin? Bir okulda faaliyet yaptığını nereden bilsin? Değil mi?
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, evet.
ADNAN OKTAR: Burada açık anlatıyor aslında, anlayanın anlayacağı gibi net.
“Kurumaya yüz tutmuş kalp çekirdeği bir nesime muhtaçtır. İnsanın nefesine benzer bir nesim. Hz. Musa (a.s.)’ın asasına benzer sihirli bir değneğin dokunmasına muhtaçtır gönüldeki Nil. İçindeki Firavun’u boğmak için. Hz. Süleyman (a.s.)’ın sırçalı köşkünde şaşıran Belkıs gibi dünyanın sihrine tutulmuştur O. Artık bir Gül-ü Muhammedi’nin nefis ve mis gibi kokusunu almaktadır ama bu çetin sihirden ah bir kurtulabilse... Koşacak Nebiler Nebisine Ammar bin Yasir gibi; ‘yazık ettim kendime!’ diyecek. ‘Beni affet!’ diyecek. Kucağında bu ra’şe inleyecek Nebiler Nebisi’nin. ‘Ah!’ bir kurtulabilse bu sihirden” diyor, inşaAllah. Bu deccaliyetin sihri ve büyüsünden bahsediyor inşaAllah. “Çok yakın bir zamanda beşaret verenlerin beşaretiyle Rahmet-i Rahman bizi rahmetiyle kucaklayacak. Ağlayan gözlerimizi silecektir.” Bak; “çok yakın bir zamanda” diyor, Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiği için “çok kısa bir zamanda” diyor. “Renk renk böcekler, yeşil yeşil, sarı, kırmızı yapraklarda bu dirilişin nağmesini söyleyecekler. Çünkü ab-ı hayat gelmiştir”. “Hayat suyu gelmiştir” diyor; “Hz. Mehdi (a.s.) gelmiştir” diyor. Bak, ne zaman söylüyor? 1980’de söylüyor. Daha öncesi için söylemiyor. “Yerden, gökten; sulamıştır susuz vadileri, kaskatı toprakları... Ruh vermiştir taşa, toprağa, beşere ve bütün kâinata.” “Rahmet yağmuru yeryüzünü çemen zara ve bu fırtınalı kış günlerini Cennet-asa bir bahara çevirecek, inşaAllah.” Bediüzzaman’ın, Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatırken kullandığı kelimelerin aynısını kullanmış. Bak diyor ki; “bu fırtınalı kış günlerini”. Diyor ki; “büyük bir fırtınada” diyor, “nasıl birdenbire bir bahar mevsimi olur, rahatlık olur” diyor, onu anlatıyor. Birden ortalık sakinleşir. “fırtınalı kış günlerini Cennet-asa bir bahara çevirecek”. Bediüzzaman’ın ifadesinin aynısıdır; Risale-i Nur’da geçen aynı ifade, Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatırken anlattığı ifade.
MaşaAllah. Bak yine ne diyor Fethullah Hocamız; tabii Allah Yolunda, Allah Yolunda “kurban olmayı göze almış binlerce can var. Âleme seninle huzur gelecek, bunalmış gönüller seninle durulacak, seninle aydınlanacak. Herkes seninle mesut olacak. İnsanlık seninle kurtulacak” diyor, inşaAllah.
Bak diyor ki Fethullah Hocamız yine 1980 yılında, yine aynı Sızıntı dergisinde; “Korkunç ahir zaman fitnesi karşısında” yani deccaliyet karşısında, “Mehdilik” inancı “akidesi ferd için de, cemaat için de bir kurtarıcı simittir.” Bak bir daha okuyorum. “Korkunç ahir zaman fitnesi karşısında” yani, “halihazırdaki olan” diyor, “ahir zamandaki deccaliyet fitnesi karşısında”, “Mehdilik inancı” Hz. Mehdi (a.s.)’ın varlığı “ferd için de, cemaat için de bir kurtarıcı simittir” diyor. “İtikadî bağların zaafa uğradığı, amelin terk edildiği, muamelatın tamamen muattal kaldığı bir dönemde, öyle harika bir zat lazımdır ki, bize göre muhal olan bütün bu işler için gerekli ıslahatı bir hamlede, bir nefhada yapsın” diyor. Nerede burada şahs-ı manevi? Net söylüyor işte, açık söylüyor Fethullah Hoca. İsim vererek söylüyor. “Yadırganacak bir husus değildir bu” diyor. Evet, uzun uzun anlatmış. Gayet güzel.
“Bütün bir millet olarak” diyor, “bu ağır vazifeyi yüklenecek talihlileri gönül dolusu saygılarımızla selamlıyoruz” diyor, “bu Hz. Mehdi (a.s.) ordusunu” diyor, inşaAllah, “Hz. Mehdi (a.s.) topluluğunu.” Bu Kaf dağından ağır vazifeleri yüklenecek olduklarını belirtiyor, maşaAllah. Evet, çok detaylı, güzel anlatmış. Fethullah Hocamız’ın şu an konuşamamasını esas saymasınlar. Bu, daha önceki üslubunu esas saysınlar ki hadislerle de çok net, gayet şahane anlatıyor. Bak ne diyor yine? Bir okulda olduğunu bahsediyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın. “Kapıdan boşananlarla / dopdolu koridorlarda yapayalnızsın kendi başına...” Başlangıçta yalnız olduğunu söylüyor, Hz. Mehdi (a.s.)’ın. “Gürültülerin içinde dolaşırken sanki / herkesten perde perde gizlenmişsin de”. Hz. Mehdi (a.s.), biliyorsunuz, birçok perdelerle gizlenecektir. “Sessiz dehlizlerde ve kimsesiz izbelerde dolaşıyorsun…” Demek ki böyle bir okul, yani dar koridorları olan, izbeleri olan bir okul. “İçin gizli bir feryat koparıp inlerken / aşina gönüller arayan gözlerin / kuruyu gözleyen bir kıvılcım gibi parlak...” Yani; “bir dost, bir arkadaş arıyor gözlerin ama” diyor, “hep Marksist, Darwinist, materyalist insanlar var” diyor. “Ama baksana şu kumsala”. Şimdi bu bir detay. Okulun bulunduğu yer deniz kenarında olduğu anlaşılıyor. Kumsal var, değil mi? Bu açık ifadesi. Bak; “ama baksana şu kumsala” diyor. “Sanki yalnız düşen her yağmur tanesi / buhar buhar uçmaya hazırlanıyor! / “Cız!”deyip sönenler de var,” Demek ki Hz. Mehdi (a.s.)’ın ilk talebeleri, anlattıkları çok çabuk vazgeçiyorlar. Dinliyorlar, vazgeçiyorlar. Dinliyorlar, vazgeçiyorlar. Yani bir talebe kazanamıyor, ilk başlangıçta. “Nice dönenler gibi taklidi olarak doğru bildiklerinden”. Yani; “taklid-i imanla olduğu için” diyor, “dönüyorlar” diyor, “birçok kişi döner böyle” diyor. “Öyle ya, damlalar varlıklarını korumak için ya göle düşmeliler veya bir araya gelmeliler”. “Bir cemaat, topluluk olmaları lazım” diyor. “Senin gönlün günde kaç defa döner Hakk’a dönenlerle beraber, sönmeyen hakikat güneşine. Yoksa nice olurdu halin”. Yani; “arkadaş grupların oluşmasaydı, camiye gitmeseydin, Müslümanlar içinde olmasaydın nice olurdu halin?” diyor. “Karanlığa alışık körlerin içinde körele körele”. “Karanlığa alışık körler” dediği, Darwinist, materyalist, karanlığa alışmış kişiler; onları kastediyor. “Evet, burada sadece bir sen varsın, bir de için için andığın”. “Bir Allah, bir de sen” diyor, “hiç kimse yok” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın başlangıcı. “Hem elbet altı cihetten / veya cihetsiz duydukları ile Gar-ı Hira” Hira dağı, “seninle beraber duvarları çınlaya çınlaya inleyen bu mekandan binler defa daha sessizdi”. “Peygamberimiz (s.a.v.) de Hira dağında yalnız değil miydi?” diyor. “Sen de burada yalnızsın” diyor. “Orası bir mağaraysa, burası da bir mağara” diyor. “Ve ondaki Dürr-i Yekta ise elbette daha yalnızdı”. “Peygamberimiz (s.a.v.) daha yalnızdı” diyor, “senden.” “Çünkü o zaman, henüz gönül şerh edeceği başka bir aşina yoktu. Hem seni kim anlasın, siyah gözlüklerden seyredilen kapkara manzaranla?” Siyah giyiniyormuş demek ki. Kıyafeti siyah o devirde Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Bu, kapatma üslupları. Siyah bir kıyafeti var. “Siyah gözlüklerden seyredilen”. Yani; “sana olumsuz bakıyorlar” diyor ama kıyafetini de açıkça söylüyor. “Siyah kıyafetin” diyor. “Ve kim var dinleyen, kör süzgeçlerden geçirilen kısık sesini…” “Dinlemiyorlar şu anda seni” diyor. “Evet şu anda terk edilmiş bir garip gibisin yalnız başına…. / Ne kimse döner gönül kapına, ne kimse açar dost kalbini… / Bad-i saba da yok ki! İçin gibi içini sızlayan sade bir ezan sesi…” “Yakından bir ezan sesi geliyor” diyor. Okulun yakınında bir cami var, bunu görüyoruz. Çok net. Bak; “sade bir ezan sesi”. Kumsal var. Deniz kenarında bir okul. “Çok yakınından” diyor bak, açıklıyor; “çok yakınından, yanık sesli müezzinin namelerinden”. Okula ezan sesi geliyor. Okulun bitişiğinde caminin olduğunu anlıyoruz. “Gönlüne mızrap gibi inen fakat katı kalplere sızamayan...” “Katı kalplere sızmıyor” diyor, “ezanın bu sesi” diyor, “ama senin gönlüne” diyor, “mızrap gibi” diyor, “inen” diyor. “Gönlüne mızrap gibi inen fakat katı kalplere sızamayan... / Ama aldatmasın seni asla çok görünmeleri”. Yani; “sayılarının çok olması seni aldatmasın, etkilemesin” diyor. Mehdiliği şevklendiriyor Fethullah Gülen Hocamız. “Ve kabarmaları Hakk’a ters ve şaşı bakanların…”. Deccaliyet şaşı gözlü ya, ona dikkat çekiyor. “Kabarmaları, enaniyet yapmaları seni” diyor, “hiç olumsuz etkilemesin” diyor. “Zira sel üstündeki köpükler elbet bir dönemeçte silkelenecektir.” 12 Eylül döneminde biliyorsun komünistlerin hepsi vazgeçtiler komünistlikten.
SUNUCU: İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak daha olay olmadan bildiriyor, açıklıyor. Diyor ki; “zira sel üstündeki köpükler elbet bir dönemeçte silkelenecektir.” “Köpük” diyor. Yani; “bu komünistlerin, bu dinsizlerin bu kadar çok olması, teröristlerin bu kadar çok olması seni etkilemesin” diyor. “Zira sel üstündeki köpük gibi bunlar” diyor, “topluma uymuşlar, topluluğa uymuşlar gidiyorlar” diyor. “Elbet bir dönemeçte silkeleneceklerdir.” 12 Eylül’de hepsi birden hakikaten dümdüz oldular ve konu bitti. “Hem ‘nice azlar vardır ki’” diyor, “galip gelir yığın yığın çoklara.” Hz. Mehdi (a.s.) için de böyle hadiste var. Ayrıca, Kuran’da geçen bir konu. “Soruyorum, kim vardı yanında, mağaranın koridorunda?” “Sen okulun koridorundaysan, Peygamber (s.a.v.) de mağaranın koridorundaydı” diyor. “Kaç kişiydi Mekke sokaklarında?” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Musallat edilmemiş miydi Taif’te ayaklarına taş atan / çoluk çocuk ve bir sürü insan?” “Peygamberimiz (s.a.v.)’e de hakaret etmiyorlar mıydı, saldırmıyorlar mıydı?” diyor, “sana da saldırıyorlar, çok normal” diyor. “Sakın moralini bozma, şevkini bozma” diyor Hz. Mehdi (a.s.)’a. “Ayak takımından adamlar yapıyordu” diyor. “Sana da musallat olan ayak takımından, aşağılık, basit insanlar. Sana hakaret edenler, musallat olanlar aşağılık insanlar” diyor. “Hangi ordu ile dalmıştı Yesrib ufuklarına? / Üç yüzle, Bedir’de kaç yüze muzafferdi?” Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebelerinin Ehl-i Bedir sayısınca olduğunu Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste belirtiyor mu?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Belirtiyor. Bak, Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebelerinin kaç kişi olduğunu söylüyor. “Üç yüzle” diyor. “Bedir Ehli gibi” diyor. “Karşı koymadı mı Uhud’da binle, / kinle bilenmiş üç bine?” diyor. Yani; “azınlıkla bunun alakası yok” diyor, “belirli bir sayı oldu mu bu güzelliği sağlarsın” diyor. “Ama artık sen bak berekete, / savaşsız girerken on sene sonra ana yurdu Mekke’ye!... / Hem sana bir Reşha’dan haber verenler de, / önceleri senin hissiyatınla dolup taşmıyorlar mıydı? / Yumurtalarına baka baka yavrularını / elde eden kuluçkadaki kaplumbağa gibi, / samimi ve sıcak göz nurunu, / yetiştirmek istediklerinden ayırma…” “Talebelerine” diyor, “çok titiz devam et, anlat” diyor. “Kaplumbağa ayağı ile dahi yürümüş olsan,” çünkü “üç beş kişiden bir şey olmaz” diye düşünebilir bir insan, “kaplumbağa ayağı ile” yani, “yavaş yürüsen dahi” diyor. “Bir de bakacaksın ki, Aşil’den fazla yol almışsın...” “Muazzam bir yol aldığını yıllar sonra göreceksin” diyor. “Bu bir sırdır ki, / göz görür, kalp tasdik eder akıl sadece hayran kalır!” diyor. “Bu Allah’ın bir sırrı” diyor. “Çünkü Sırlar Muallimimiz: / Hakk’a bir karış gidene Hakk’ın bir arşın; / bir arşın gidene bir kulaç; / yürüyerek gidene koşarak geleceğini, ifade ediyor”. “Allah sana yardım edecek” diyor, “hayret edeceğin şekilde yardım edecek. Sen Allah’a karşı yürüdüğünde Allah sana koşarak gelecek” diyor, inşaAllah. Tabii, bu bir teşbihtir. Yani, “yardım edecek Allah sana” diyor. Öyleyse bir bahçıvan gibi / elindeki testi veya fıskiye ile”. Elinde testi tutan adam İncil’de geçer. Hz. Mehdi (a.s.)’ın vasfıdır. “Elinde testi tutan”. Yani bu, özellikle kova çağının adamıdır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın, kova çağının insanı olduğunu, kova burcunun insanı olduğunu belirtiyor.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Fıskiye ile / bahçede nasibine”. Bak, bir de okulun da bahçesi var. “Bahçede nasibine düşenleri”. Yani; “Allah senin ayağına getirecek onları” diyor. “Ab-ı hayatla doyurmaya çalış.” Yani; “sen İslam’ı, Kuran’ı onlara anlat” diyor. “Göreceksin ki, birini bin edecek… / Tohumlar” Bediüzzaman ne diyor? “Tohumlar.” “Çok bereketli sümbüller verecek.” Risale-i Nur’da aynen böyle demiyor mu? “Tohumlar Hz. Mehdi (a.s.)’ın elinde sümbül verecek” diyor mu?
SUNUCU: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah, evet.
ADNAN OKTAR: Diyor, aynısıyla, evet. “Biraz üzerinde titrediklerinin etrafında yüzlerce çiçekler açtıracak!...” diyor, “Cenab-ı Allah.” Mehdiyet’i bu şekilde anlatmış.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: O yüzden Hz. Mehdi (a.s.)’ın öncüsü olmak o çocukları, o mübarek Fethullah Hoca’nın talebelerini acayip coşturmuştur. Dünyanın dört bucağına gitmişlerdir. Mehdiyet’e cayır cayır zemin hazırlıyorlar, cayır cayır. Ama bir perdeyle kendilerini kapattılar. İşte; “şahs-ı manevidir Hz. Mehdi (a.s.). Hz. Mehdi (a.s.) da gelmiştir, Hz. İsa (a.s.) da gelmiştir. Hz. İsa (a.s.) da şahs-ı manevidir. İttihad-ı İslam diye birşey yoktur. Biz sadece İslam’ı anlatırız. Böyle bir konu yoktur.” Bunlar hep bir perdelemedir. Sakın bundan dolayı bu cemaate karşı bir öfke duymasın Müslümanlar. Yani mecbur oldukları için böyle konuştuklarını ifade ediyorlar. Zaten ben konuştuğumda görüyorum. Üstlerinde bindir türlü yük olduğu için böyle konuşuyorlar. Bu ifadelere sakın olumsuz gözle bakmayın. “Şahs-ı manevi” diyorsa “şahıs” demektir.” İttihad-ı İslam olmayacak, İttihad-ı İslam’a gerek yok” diyorsa “İttihad-ı İslam adım adım geliyor” anlamındadır.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
Kitaplar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler