Adnan Oktar`ın 7 Mayıs 2011 ve 8 Mayıs 2011 tarihli saat 10:00’daki A9 Tv röportajından
ADNAN OKTAR:Hz. İsa (a.s)’ın inişi, doğru. İmanı zayıf insanlar, aklı zayıf insanlar bunu reddediyorlar. Büyük kitleleri de bu yönde yanlış yönlendiriyorlar. Bir kısmı; “aklın ihtiyarını alır, adetullaha aykırı” diyorlar. Bu adamların bir kısmı, samimiyetsiz ve sahtekar, tehlikeli bunlar. Müslümanlar, bunlara karşı dikkatli olsun. Üçkağıtçılık yapıyorlar, bunların akli dengesi yerinde değil. Yani haşa huzurdan, manyak bunlar, açıkça söyleyeyim. Bir de bunların peşinden gitmeye inanamıyorum yani. Bir kısmını kastediyorum, bir kısmı taktik olarak yapıyor, ayrı. Cahilliğinden yapanlar var, onlar da ayrı ama, sahtekarlığından yapanları şimdi açıklıyorum. Bakın diyor ki Bediüzzaman; “Evet her vakit semavattan Melaikeleri yere gönderen” Melaikeler gökten yere geliyor muymuş? Geliyor. Geliyorsa, geliyor işte, Melaikeler geldiğine göre, Hz. İsa (a.s) da gelir, niye gelmesin? Diyor ki; “Adetullaha aykırı.” Nasıl adetullaha aykırı? Allah indiriyor işte, Melek indiriyor, insan suretinde geliyor, değil mi? Adetullaha aykırıymış, “cari olan, adetullahın kanunlarına aykırıymış.” Çatır çatır yalan söylüyorlar, sahtekarlık yapıyorlar, inanmasınlar. “Bazı vakitte, insan suretinde vaz eden” Hz. Cibril (a.s)’ın; Dıhye suretine girmesi gibi”, bakın Hz. Cibril (a.s), Dıhye suretinde geliyor, normal insan suretinde geliyor. Hani olmuyordu? Hani adetullaha aykırıydı? Demek ki oluyormuş. Kardeşlerimiz, böyle sahtekarlara sakın inanmasın. Bakın; “ruhanileri alem-i ervahtan gönderip, beşer suretine temessül ettiren, hatta ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını (ruhlarını) cesed-i misaliyle dünyaya gönderen Hakim-i Zül Celal”, mesela bazen Abdul Kadir-i Geylani’nin ruhaniyeti olarak tecelli ediyor ama asıl olan budur; Meleklerin gelmesi ve Hz. Dıhye suretinde, Hz. Cibril (a.s)’ın gelmesi Allah’ın kudret dahilinde miymiş gördük, değil mi? Bediüzzaman, Hz. İsa (a.s)’ın inişini reddeden sahtekarlara karşı delil olarak sunuyor. “Hz. İsa (a.s)’ın, İsa (a.s) dinine ait en mühim bir hüsnü hatimesi için”, mühim en büyük güzel neticesi için, çünkü şu an netice şey değil yani, teslis inancı var. “Değil sema-i dünyada cesediyle bulunuyor.” ‘Dünya semasında cesediyle bulunuyor’ diyor şu an, dünyevi cesediyle bulunan, “hayatta olan”, ‘ölü değil’ diyor, “hayatta olan, Hz. İsa (a.s)” şahs-ı manevisi değil, kendinden bahsediyor, cesedinden bahsediyor, “cesediyle gökte” diyor Bediüzzaman, Allah’tan, ayetten alarak söylüyor tabii, “değil semay-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hz. İsa (a.s) belki alem-i ahiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi”, bakın o sahtekar iyi dinlesin; “yine şöyle bir netice-i azime için ona, yeniden cesed giydirip, dünyaya göndermek o Hakim’in hikmetinden uzak değil.” Diyor ki artık, taş kafa adama söylüyorum o biliyor kendini; “hakikaten ölse bile, Allah gönderecek” diyor, yani ‘gerçekten ölse dahi, ceset giydirip gönderir’ diyor. Ki; ‘ölmedi duruyor, cesediyle, orijinal cesediyle duruyor gökte’ diyor, ‘sema-i dünyada’. Bakın diyor ki; “sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hz. İsa (a.s), ahiretin en uzak köşesine gitseydi, hakikaten ölseydi yine Allah gönderecek” diyor. Onun için böyle sahtekarlara, alim malim diye inanmaya kalkmasınlar, böyle bir şey yok. Bunlar alim değil, malim olur. Alim değil bunlar. Ve Müslüman gençleri felç ediyorlar yani, imansızlığa sürüklüyorlar. Çünkü adam, Hz. İsa (a.s)’ın inişine inanamıyorsa, Cebrail (a.s)’ın inişine de inanmaz, değil mi? O, adetullaha aykırı görüyorsa onu, onu da adetullaha aykırı görür. “Aklın ihtiyarını alır, olmaz öyle şey” diyecektir. O zaman Meleklerin inişine de inanmayacak, değil mi? Cibril (a.s.) suretinde gelmiş.
Mesela bakın, Bakara Suresi 259. ayette; “Yüz yıl ölü kalıp, Allah’ın sonra dirilttiği insan var. Yüz yıl. Kuran ayeti. Aklın ihtiyarını alıyor mu bu? Almıyor. Adetullaha aykırı mı? Aykırı değil. Kuran söylüyor, Allah söylüyor. Yüz yıl sonra, yüz yıl sonra bir adam, yeniden dirilip geliyor, yeniden diriliyor. Hz. İsa (a.s) zaten ölmemiş cesediyle duruyor. Sadece dünya boyutundan alınmış, dünya boyutuna geri bırakıldı, o kadar, inşaAllah. Mesela Ashab-ı Kehf mağarada 300 yıldan fazla kalıyorlar, bu adetullaha aykırı mı? Kuran ayeti. Öyle bir din anlayışı getiriyorlar ki, aklının almadığı bir şeyi hemen kaldırıyor, aklının almadığı bir şeyi kaldırıyor. O zaman sen Meleklere de inanmazsın, kadere de inanmazsın, ahirete de, en sonunda Allah’a da inanmayacaksın. Nitekim gidişat öyle, bakıyoruz adamlara namaz yok, oruç yok, zekat yok, gidişat oraya doğru gidiyor. Adamın birisi diyor, söylüyor; “bunlar dinden, imandan tamamen kopmuşlar” diyor, “sosyal grup haline gelmişler” diyor, “dinden hiç bahsetmiyorlar” diyor adam. Haham bunu söylüyor. Onun için sahtekarlık yapmayacaklar, samimi olacaklar. Ben bir kişiyi kastediyorum, o kendini biliyor. Düzeltme imkanı var, düzeltirse elini de öperim, ayağını da öperim. Ama öbür türlü, o it üslubu, samimiyetsizlik, Kuran ile çelişen bir üslup. Ama diyorum; taktik olarak yapanlar ayrıdır, cahilliğinden yapanlar, onlar ayrıdır. Bir kısım gençleri böyle felç edip, imanını yavaş yavaş, yavaş alıp, adamı bambaşka bir hale sokacaklar. Kardeşlerimiz, çok akıllı olsunlar, uyanık olsunlar, bu adamlara inanmasınlar. “Bediüzzaman’a tabiyiz” diyor, ne sahtekarlık yapıyorsun? Bediüzzaman’ın adını ağzına alma. Deki; “benim alakam yok” dersin, “orijinal bir tipim, Moon tarikatı gibi bir şeyim” de, sapkın bir ekolüm, sadece bir yaratıcıya inanıyorum”, hani var ya, masonlar diyor ya “total enerji.” Bir kısmı böyle, kıloyit tipler; “ben öyleyim” de bari, diyorsan da, doğrusunu söyle, biz hakikaten senin ne olduğunu bilelim. Hem Müslüman’ım diyorsun, hem Nur talebesiyim diyorsun, hem de Bediüzzaman’a savaş açıyorsun. Hz. İsa (a.s), bizzat şahsıyla geleceğini Bediüzzaman açık açık söylüyor. Nereden çıkarttın kardeşim, yok şahs-ı manevi bilmem ne, şudur budur. Şahıs var, talebeleri var, tabii ki şahs-ı manevi olur. Şimdi ben burada varım, siz de kardeşlerimsiniz, ne oluyor burada? Televizyonda da yayınlanıyor, şahs-ı manevi oluyor. Ama ben varım, siz de varsınız
...
Bir de kardeşim ne zorun, de ki, madem korkuyorsun; “ben Hz. İsa (a.s) konusuna girmek istemiyorum” de, değil mi? “Çekiniyorum, başımda gaileler var, bana sormayın, ben bilmiyorum” de. Meğer adam en başından beri bu şekilde böyle savunuyormuş. Bu olmadı yani, çok acayip. Bir de bize bir kaynak göstermesi lazım; ayetten olabilir, hadisten olabilir, Bediüzzaman’ın açıklamalarından olabilir, herhangi bir alimin açıklamasından olabilir. Nereden çıkarttın bu kafayı, nereden aklına geldi? Şeytan kulaklarını dürtüyor. Yani nereden çıkarıyor? İnanılır gibi değil. Bu yüzden de Allah, üzerlerine bir bereketsizlik, bir uğursuzluk damgası vuruyor ve bir nevi lanetlenmiş oluyorlar. Lanetlendikçe, lanetleniyorlar. Her an dönmek mümkün, her an dönsünler. Bunlar, üç beş kişi bir takım, kendilerini biliyorlar. Başlarında da bir adam var, o da aklını başına alırsa, diyorum bakın; elini ayağını öper, karşısında hürmetle, hazır olda dururum. Ama öbür türlü bu, çok gıcık hareket, çok samimiyetsiz ve ahlaksızca yani, başka açıklaması yok.
Mesela bakın; “kat-i ve sahih rivayette var ki; İsa (a.s) büyük deccali öldürür. Allahualem bunun iki veçhi var; birinci veçhi şudur ki: sihr ve manyetizma”, sihir nasıl yapılıyor? Bunun özel yöntemleri vardır, yani sihrin özel ilmi vardır. Manyetizma; daha ayrı. Ve ispirtizma; yani, ruhlarla bağlantı, yani cinni ruhlarla bağlantı. Sihirde de öyle, şeytanlar kullanılır, ispirtizmada; cinler kullanılır. Bakın sihirde; şeytan, ispirtizmada; cin kullanılır, manyetizmada da; hipnotize edersin şahsı, hipnoz eder. Hani var ya saat sallarlar, ona gerek olmaz. Mesela, bazen adam televizyon programında seyrederken haberi bile olmaz, hipnoza girer. Televizyon programının içine adam, özel bir program koyar yani o karelerin içerisine, o programın içerisine küçük küçük böyle, hipnozu sağlayacak görüntüler vardır, ufak ufak. Adam seyrederken haberi bile olmaz, şiddetli bir hipnoz değil de mesela, orta dereceli bir hipnozun içine sokabilir, haberi bile olmaz. Adeta büyülenir, ondan sonrada telkinle ikna etmeye başlar, telkini altına alır. “Gibi istidraci harikalarıyla” Yani istidraç; evliyada olursa keramet, kafirde olursa istidraç. Harika olan şeyler. “İstidraci harikalarıyla kendini muhafaza eden” koruyan “ ve herkesi teshir eden”, herkesi etki altına alıyor. Nasıl yapıyor? Genellikle televizyonu kullanıyor şu an deccal. “Teshir eden, o dehşetli deccali öldürebilecek, mesleğini değiştirecek”, bakın; “öldürebilecek, mesleğini değiştirecek”, başka mesleğe çevirecek, “ancak harika ve mucizatlı” mucize gösteren, Peygamber olduğu için, mucize gösteriyor. Mucize göstermesi, Hz İsa (a.s)’ın özelliğidir. “Mucizatlı ve umumun makbulü” herkesin sevdiği...
ADNAN OKTAR: ... Ne diyor; “umumun makbulü” herkesin sevdiği, “bir zat olabilir ki” ,bak bir, bir. O beyni uyuşmuş amcaya bir rakamının ne olduğunu söylüyorum bak; “bir zat olabilir ki”, olabilir ki, “o zat” şahs-ı manevi değil bak; “o zat en ziyade alakadar” herkesle alakadar, “ve ekser insanların Peygamberi olan”, bizim de Peygamberimiz, Hıristiyanların da Peygamberidir, “Peygamberi olan Hz İsa (a.s)’dır. İkinci veçhi şudur ki; şahs-ı İsa (a.s)’ın kılıcıyla maktül olan” yani Hz. İsa (a.s)’ın kılıcıyla ölen, “ve şahs-ı deccalin teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizliğin azameti”, yani dünya hükümetinin gücü işte Darwinist, materyalist sistem, “azametli heykeli, şahs-ı manevisini öldürecek”, bakın, azametli heykeli ve şahs-ı manevisini öldürecek, yani onun o fikir sistemini ortadan kaldıracak, “inkâr-ı ulûhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek ancak İsevîruhânileridir ki, o ruhâniler din-i İsevînin hakikatini hakikat-i İslâmiye ile mezc ederek”, yani ‘Hıristiyanlık, İslamiyete benzeyecek’ diyor, ilk başlangıcı böyle. Allah bir diyorlar, namazı kabul ediyorlar, oruç tutuyorlar, yani bayağı benzeyecek hale gelecekler. “İslâmiye ile mezc ederek o kuvvetle onu dağıtacak”, ilk önce onu bir dağıtacak. “mânen öldürecek. Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir, Hazret-i Mehdîye namazda iktida eder, tâbi olur" diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-i Kur’âniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder.” Kimin liderliğinde yapılıyormuş? Hz. İsa (a.s)’ın. Bakın; “deccali öldürecek ve mesleğini değiştirecek harika ve mucizatlı umumun makbulü bir zat olabilir” diyor, “bir zat”, 10 kişi, 100 kişi, 1000 kişi demiyor, bir zat. Zat kelimesinin ne anlama geldiğini sözlükte bakıp, anlasınlar. “Bir zat olabilir ki;” zat; bir kişi için denir, “o zat, en ziyade alâkadar ve ekser insanların peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselâmdır." Şahs-ı maneviye, Hz. İsa (a.s) denmez. Böyle diyerek insanların kafasını bomboş hale getiriyorlar. Adam; Hz. İsa (a.s)’ın inişine inanmayacak, Hz. Cebrail (a.s)’ın Dıhye suretinde geldiğine inanmayacak, kadere inanmayacak, cinlere inanmayacak, meleklere inanmayacak. Din kaldı mı? Ne bıraktın geriye ondan sonra daha? Allah’a da, “total enerji” diyorsun, tüm kainatı kaplayan enerji diyorsun. Masonlar bile yapmaz, masonlar dürüst adamlar, açıkça söylüyorlar; “bizim bakış açımız bu” diyorlar, “nur talebesiyim” diyorsun, “oradan da tasaffi ettim” diyorsun, “istifa ettim”, ne oldun? “İşte cins bir şey oldum” diyor. Ne olduğunu söylesene kardeşim. Saygı duyarız, bir şey olmaz “masonum” de, saygı duyalım, bir şey yok. Ben masonları getirip, burada ağırlıyorum. Adamlar dürüst, açıkça söylüyorlar. İslam’ı anlatıyoruz, İslamiyet’i anlatıyoruz, adam namaz kılıyor. Diğeri “Müslüman’ım” diyor, biz buna nasıl anlatalım dini? Yani onda varacağımız bir nokta yok ki adamda. Adam “ben zaten Müslüman’ım” diyor, Müslüman’a benzemiyor. Yani kardeşim çok acayip olaylar var, hayret ediyorum ben.
Bak Bediüzzaman diyor ki; 16. mesele; “Rivayette var ki: -İsa Aleyhisselâm Deccal'ı öldürdüğü münasebetiyle- "Deccal'ın fevkalâde büyük ve minareden” yani kuleden, “daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazret-i İsa Aleyhisselâm ona nisbeten çok küçük bulunduğunu" gösterir. Allah-u alem bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâm'ı nur-u iman ile tanıyan” , bakın ‘İsa (a.s)’ı nuru iman ile tanıyan’ diyor, burada nerede şahs-ı manevi diyor? “Tanıyan ve taabi olan”, Hz. İsa (a.s)’ı önce tanıyor, ama nuru imanıyla tanıyor yani, herkesin tanıyacağı bir şey değil. Nuru imanla tanıyor ve tabi oluyor. Yani diyor ki; “efendim ben size tabi olmak istiyorum” diyor, O da “tamam tabi olabilirsin” diyor. Böyle tabi olunur. “cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin”, Yani Müslüman Hıristiyan topluluğunun kemmiyeti, sayısı, “deccalin mektepçe ve askerce”, demek ki nerelerde faaliyet yapacakmış Hz. İsa (a.s)? Okullarda ve asker, ordu içinde, dünya orduları içinde faaliyet yapıyor. “Mektepçe ve askerce. “İlmi ve maddi ordularına nisbeten, çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir” diyor. Kimi tanıyorlarmış? Bediüzzaman’dan soruyoruz Hz. İsa (a.s)’ı, ne ile tanıyoruz diyoruz? “Nuru imanıyla tanıyan.” Kim tabi olanlar? “Cemaati ruhani mücahidin.” Ne kadar sayıları? “Sayıları az” diyor, “küçük” diyor. Kardeşim bunlar dini, materyalist hale getirmeye çalışıyorlar. Din olmaz o zaman. Dünya metafiziktir. Mesela, ilk baktığında, ben de mesela çocukken madde var zannediyordum. Yani, bu şekliyle, uzakta var zannediyordum. Mesela, televizyon uzakta zannediyordum. Bir de baktım, televizyon beynimin içinde. Ben bilmiyordum bunu, bu metafizik bir şey. Ben Ay’a baktığımda, Ay uzakta zannediyordum. Bir de baktım Ay, kafamın içinde. Ay ile ben aynı yerdeyim. Ay uzakta, fakat benim muhatap olduğum, görüntüsü. Ay’ın kendiyle muhatap olmam mümkün mü? Mümkün değil. Zaten dışarıda görüntüsü, parlak ve ışıklı değil. Işık yok ki, göreyim. Işığı, benim beynim yorumluyor. Işığı, Ay’ı göremem ben. Güneşi de öyle. Mesela gözümü kamaştırıyor, Güneşe bakamıyorum. Güneş, simsiyah karanlıktır. Güneş, sadece dalga gönderir. Beynim onu o kadar parlak yorumluyor. Onu yaratan Allah’tır. Ben bunu bilmiyordum. Metafizik işte. Bu dindir, aynı zamanda. Metafizik. Hz. İsa (a.s)’ı, aklın almıyor olabilir ama geliyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesi makul görünmüyor ama geliyor. Makul görünmeyebilir. Sen görmeyebilirsin, ben görüyorum da. Görmeyebilirsin ama oluyor. Kuyruklu yıldız için adam diyor ki: “Kuyruklu yıldız ters istikamete gider mi? Bilime aykırı” diyor. Ama gidiyor. “İki uçlu kuyruklu yıldız olur mu?” diyor. Oluyor. Fırat’ın suyu, Fırat yaratıldı, yaratılalı ilk defa kesildi. Fırat Nehri’nin tarihinde yok. Bir kere oldu. On beş gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları hiç olmamıştı, ilk defa oldu. Kâbe baskını, Kâbe’nin tarihinde yok. Haccın engellenmesi hiç yoktur. Sel bassa da yine yapılmıştır. Savaş olmuştur, yine hac yapılmıştır. Hac, hiç engellenmemiştir. Hacılar, yüzerek hac yapmıştır. Sel basıyor. İlk defa hac engellendi, sel gibi kan aktı, acayip çatışma oldu. Bediüzzaman’ın eserlerini direkt doğrudan okuyan, bu yeni yorumcu ekibin, yani bu adamların nereden çıktığını da ben bilmiyorum. Yani nereden çıktılar. Bu kafayı nereden oluşturdular. Bunu anlayabilmek mümkün değil. Bediüzzaman’ın zamanında da Bediüzzaman’a da musallat olmuş böyle bir kısmı. Soruyor, Bediüzzaman anlatıyor, yine anlamıyor. Yine anlatıyor, anlamıyor. Takmış kafayı yani. Bir daha söylüyor, yine anlamıyor. Anlaşılmayacak ne var? Çok sarih. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözü de çok açık, sarih. Birde makul olmayacak ne var? Şu ana kadar, 14 asır boyunca müceddidler gelmiş. Bu yüzyılda da bir müceddid geliyor. Ne var bunda şaşıracak? Şaşıracak ne var? İslam’ın dünyaya hâkim olmasına, niye bu kadar şaşırıyorsun ki? Küfür hâkim olunca, normal karşılıyorsun, İslam hâkim olunca niye acayip oluyor? Ahlaksızlığın hâkim olması, çok normal diyor. Ahlak niye hâkim olmasın, güzel ahlak niye hâkim olmasın.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Allah razı olsun. Her zaman, Bediüzzaman Hazretleri’nin sözünü hatırlatıyorsunuz; “İmanı zayıf, enaniyeti kavi hocalar” diyor ve “ilişmeyin” diyor, bir yerde hatırladığım kadarıyla.
ADNAN OKTAR:Bakın “Hem şu sırdandır ki; diyor. Mehdî, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları,” eşahısları, yani şahısları. Bakın “Mehdî, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları, çok zaman evvel, hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler,” Bakın “Tâbiîn”, sahabeden sonra beklenmiş. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in hemen vefatından sonra, Hz. Mehdi (a.s), beklenmiş. Sahabeler her gün, Hz. Mehdi (a.s)’ı soruyor. Çıktı, çıkacak. Çıktı, çıkacak, “yetişmek emelinde bulunmuşlar.” ‘Keşke yetişsek’ diyorlar. ‘İnşaAllah yetişmişizdir’ diyorlar. “Hattâ bazı ehl-i velâyet “Onlar geçmiş” demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlâhiye iktiza eder ki, vakitleri taayyün etmesin. Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i mâneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak Mehdî mânâsına muhtaçtır. Bu mânâda her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır” diyor. “Şimdi, Mehdî gibi eşhasın hakkındaki rivâyâtın ihtilâfâtı ve sırrı şudur ki:” Mehdiyle ilgili rivayetlerde ihtilaf ve ihtilafın sırrı şudur ki; “ehâdisi tefsir edenler, metn-i ehâdisi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Meselâ, merkez-i saltanat o vakit Şam’da veya Medine’de olduğundan, vukuat-ı Mehdiye veya Süfyâniyeyi, merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler.” Kardeşim çok keskin olarak yerini de söylüyor. Onun için Seyyid Salih Özcan Hocam; “İnşaAllah, İstanbul’da Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğiz” diyor. Bediüzzaman söylüyor da onun için. Net konuşuyor. O mübareği de kendilerince köşeye sıkıştırmaya çalıştılar. Allah, acayip bir canlılık, güzellik verdi. Bakın bunca zaman, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili tek kelime sormamışlar. Biz hepsine sorduk. Elhamdülillah. Çok da güzel hocalarımıza sordular. Adam düşünmüyor. Kardeşim bendeki bu Mehdi alerjisi nedir? Yani Mehdi’ye karşı neden böyle zıttım. Şeytan mı beni bu hale getiriyor demiyor. Hz. İsa (a.s)’a karşı neden bu tavır içindeyim. Neden görmek istemiyorum? Bunu bana şeytan mı ilka ediyor? demiyor...
...
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Cenab-ı Allah’ın Hz. İsa (a.s.)’a yeniden ceset giydirip, dünyaya göndermesini onun hikmetinden uzak olmadığını şu şekilde ifade etmektedir. “Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden (Hazret-i Cibril'in "Dıhye" suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan (ruhlar aleminden) gönderip beşer suretine temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını (ruhlarını) cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i İsa aleyhisselâm'ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi (güzel netice) için, değil sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak değil...” İnşaAllah. (Mektubat, sayfa 56.)
ADNAN OKTAR: Evet, ne anladın oradan Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Hocam Cenab-ı Allah’ın her zaman yeryüzüne melekleri gönderdiğini söylüyor Bediüzzaman Hazretleri. Kimi zaman Hazreti Dıhye (a.s.) suretinde, hatta ölmüş evliyaların ruhlarını temsilen insan suretinde gönderip; bu gönderen Allah, Hz. İsa (a.s.)’ı dünyanın sonundaki dünya hakimiyeti için değil, cesedi ile gökte bulunan Hz. İsa (a.s.) gerçekten ölmüş olsa bile, ahiretin en uzak köşesinden getirmesi Allah’ın kudretindedir ve yapacaktır, diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir dangalak diyor ki; bu Allah’ın Adetullah’ına aykırı bir şeydir, diyor benim tanıdığım bir dangalak. Adetullah kanunlarına göre aykırıdır, diyor. Bediüzzaman da Adetullaha uygundur diyor, hangisine inanalım? Kuran, Adetullah’a uygun, diyor. Hadis, Adetullah’a uygun, diyor. Bediüzzaman, Adetullah’a uygun, diyor. Bir dangalak da çıkıyor; benim bildiğim bir dangalak, o da “uygun değil” diyor. “Adetullah’a uygun değil, o yüzden Hz. İsa (a.s.) gelmeyecek” diyor. Biz Kuran’a, hadise ve Bediüzzaman’a inanıyoruz. Bir daha oku da, o kemik kafa anlasın.
ALTUĞ BERKER: “Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden (Hazret-i Cibril'in "Dıhye" suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan (ruhlar aleminden) gönderip beşer suretine temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını (ruhlarını) cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i İsa aleyhisselâm'ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi (güzel netice) için, değil sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak değil...” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi o dangalağın anlaması için şu ayeti de oku.
ALTUĞ BERKER: 100 yıl sonra dirilen insan için ayette örnek veriyor, Bakara Suresi, 259’uncu ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “ Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: ‘Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?’ Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: ‘Ne kadar kaldın?’ O: ‘Bir gün veya bir günden az kaldım’ dedi. (Allah ona:) ‘Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?’ dedi.”
ADNAN OKTAR: O dangalağa bu ayeti sorsan, Adetullah’a uygun mu desen, ne der sence?
ALTUĞ BERKER: Değil, der.
ADNAN OKTAR: O ahmak kafasına göre değil diyecektir. Devam et.
ALTUĞ BERKER: “O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: ‘(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, her şeye güç yetirendir.’"Kehf Ehli’nin yıllar sonra uyandırılmaları var. Kehf Suresi, 10-11’inci ayetler, şeytandan Allah’a sığınırım. “O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: ‘Rabbimiz, Katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl). Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik).”
ADNAN OKTAR: Evet, açıkla bunu.
ALTUĞ BERKER: Ayetin devamını da okuyabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Kehf Suresi, 25-26. “Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar. De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur.”
ADNAN OKTAR: O konuyu açıkla biraz.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Allah, Kehf Ehli’ni mağarada 300 yıl kadar uyutuyor ve 9 yıl da arttırdık diyor, inşaAllah. 300 yıl sonra da uyandırıyor.
ADNAN OKTAR: Bu Adetullah’a uygun mu?
ALTUĞ BERKER: Ona göre değildir.
ADNAN OKTAR: Bize göre uygun. Kuran’a göre uygun, ama o zevata göre uygun değil. Evet, konuya devam edelim.
ALTUĞ BERKER: İneğin bir parçası ile vurulduğunda dirilen bir kişiyi örnek veriyor Allah, Bakara Suresi, 73’üçüncü ayete. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bunun için de: "Ona (cesede, kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla vurun" demiştik. Böylece, Allah ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir; ki akıllanasınız.”Allah ölü bir cesede ineğin bir parçası ile vurdurtuyor ve diriltiyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu, o şahsın kafasına göre Adetullah’a uygun mu?
ALTUĞ BERKER: Ona göre değil.
ADNAN OKTAR: Kuran’a göre, Allah’a göre uygun. Evet.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Hz. İsa (a.s.)’ın kör olanı, alaca hastalığı olanı iyileştirmesi ve ölüyü diriltmesi ile ilgili ayet, Al-i İmran Suresi, 49. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İsrailoğulları’na elçi kılacak. (O, İsrailoğulları’na şöyle diyecek:) "Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah'ın izniyle kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır." İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. O adamın kafasına göre bu Adetullah’a uygun mu?
ALTUĞ BERKER: Ona göre değildir.
ADNAN OKTAR: Ölünün dirilmesi? O da Adetullah’a uygun değil ona göre, ama Kuran’a göre oluyor.
ALTUĞ BERKER: Hz. Musa (a.s.)’ın kavminden, Allah’ın yıldırımla öldürüp, yeniden dirilttiği topluluğa ait ayet. Bakara Suresi, 55-56’ıncı ayetler, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve demiştiniz ki: ‘Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız.’ Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz. Sonra şükredesiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik.”
ADNAN OKTAR: Bu o adama göre makul mü?
ALTUĞ BERKER: Allahualem değildir, ama Kuran’da, Adetullah’ta uygun, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Adetullah’a uygun, evet. Demek ki adamın aklının yatmaması önemli değil. Allah’ın bunu kastetmesi ve bunu belirtmesi bizim için yeterli. Mesela Kuran’da Allah Hz. İsa (a.s.) için; “o, Kıyamet için bir alamettir” diyor. Bize göre bu net. “Ehl-i Kitap’tan sana iman etmedik hiçbir kimse kalmayacak” diyor, ölümünden evvel. Bu da bize göre net. Hz. İsa (a.s.)’ın yeniden geleceğini Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerde belirtiyor; Buhari’de, Tırmızi’de, Müslim’de, İbni Mace’de, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davud’ta ve Kuran ayetlerini tasdik eder mahiyette. Bu da çok net. Demek ki oluyormuş, yani acayip bir şey değilmiş, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler