Adnan Oktar`ın 13 Mayıs 2011 tarihli saat 11:00’daki A9 Tv röportajından
ALTUĞ BERKER:... Yeni Asya Gazetesi’nden, Ali Ferşadoğlu bugünkü yazısında; “Nemruda karşı Hz. İbrahim (a.s), firavuna karşı Hz. Musa (a.s) nasıl mücadele ettiyse, günümüzdeki deccalizme karşı nasıl mücadele edileceğini de, çağımızın müceddidinin belirleyeceğini” söylemiş. “Bediüzzaman’ın çağımızın müceddidi olduğunu, dolayısıyla Kuran ve Sünneti Seniyyenin bu zamanki içtimai ve siyasi ölçülerini belirleme vazifesinin de onun olduğunu, öyleyse müceddidin siyaset stratejisini belirleyip, vaktimizi, enerjimizi, gücümüzü, paramızı, imkanlarımızı iman hakikatlerini anlamaya, müzakereye, mütalaya, yaşamaya, uygulamaya, anlatmaya, tebliğe ayırmalıyız” demiş.
ADNAN OKTAR:Yazısında, “İttihad-ı İslam için gayret etmeliyiz” diyor mu?
ALTUĞ BERKER:Bu yazısında geçirmemiş galiba Hocam.
ADNAN OKTAR: Olmadı, Bediüzzaman’ın hayatta en önem verdiği konu o; İttihad-ı İslam. Bediüzzaman diyor ki: “Ben, Hz. Mehdi (a.s)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim. Ona ortam hazırlıyorum” diyor. Bediüzzaman’ın bu sözünü hiç yerine koyan bir üslup kullanmış. İttihad-ı İslam’ı hiç ağzına almamış, iman hakikatlerinden bahsediyor. İman hakikatlerinin sonucunda ne olur? İnsan Allah’a iman eder. Allah’a iman edince de, Kuran’a sarılır. Kuran ne diyor? İttihad-ı İslam’ı savunuyor. İttihad-ı İslam’a gelince, ona müsaade yok. Hz. Mehdi (a.s); Hz. Mehdi (a.s)’ı da kabul yok. Peki Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini kabul etmiyorsan, Müslümanların başında bir lider olmasını kabul edin, onu kabul edin. “Müslümanların bir lideri olacak” diyorsan, işte, Hz. Mehdi (a.s) o. 1400 sene sonra, bütün dünyaya İslam hakim olduğunda, bütün İslam aleminin bir lideri varsa, Hz. Mehdi (a.s) odur işte. Hz. İsa (a.s)’dan bahsetmiş mi? Bediüzzaman; Hz. İsa (a.s)’dan bahsediyor, Hz. İsa (a.s)’ın inişinden bahsediyor. Niye bahsetmiyorsun Hz. İsa (a.s)’dan? “Bütün Hıristiyan alemi, Müslüman olacak” diyor. Niye bahsetmiyorsun ondan? Yani bu çok samimiyetsiz bir durum. Bediüzzaman; “Benim görevim, Hz. Mehdi (a.s)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim. Benim görevim bu” diyor. Bediüzzaman vasfını söylüyor; “İttihad-ı İslam için, bütün ömrümü buna verdim, İttihad-ı İslam’ı yaymaya verdim, Allah rızası için” diyor. Görevin ne dediğinde; diyor ki: “Hz. Mehdi (a.s)’ın öncü bir askeriyim, pişdar bir neferiyim. Ona zemin izhar ediyorum, ortam hazırlıyorum” diyor. Arkadaşımız ne diyor? Bunlardan bahsetmiyor. Gerçek Nur Talebesiyse, dürüstçe bunlardan bahsetmesi lazım. Burada, canının istediği yeri kabul edip, canının istemediği yeri kabul etmezse, olmaz. Yeni Asya’nın güzel bir özelliği vardır, Bediüzzaman’dan, Risale-i Nur’dan hiç taviz vermez,. Ama yanlış olan bir özelliği vardır; Mehdiyet’i ve İttihad-ı İslam’ı örtbas etme özelliği. Nur talebesiyse onlar, geceli, gündüzlü, İttihad-ı İslam ana konudur, İttihad-ı İslam’ı ön plana almayan bir insan, Nur talebesi olamaz. Bakın, mesela ben Risale-i Nur’dan okuyorum, anlatıyorum. “100 sene sonra gelenlerden” bahsediyor Bediüzzaman. Bakın, eğer Nur talebesiyse kardeşimiz, Bediüzzaman nasıl açık anlatıyor. “…keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri”sahabe; Peygamberimiz (s.a.v.)’in talebeleri. “niçin bin sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, istikbal-i dünyevide bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişler?” Bediüzzaman ne zaman geldi? Hicri 1300’de. Burada ne diyor? “1400” diyor. Hz. Mehdi (a.s) 1400’de gelecek, net, rakam vermiş. Bakın, bir daha söylüyorum; b-i-n d-ö-r-t y-ü-z, “bindörtyüz” diyor. Niye ağzınıza almıyorsunuz bunu, niye söylemiyorsunuz? Bu nasıl Nur talebeliği? Bunu söylemediğiniz için, bereketsizlik oluyor. Bunu söylemediğiniz için, şevkiniz olmuyor. O yüzden başarılı olamıyorsunuz. O yüzden hakimiyet olmuyor, çoktan olurdu İttihad-ı İslam. Bediüzzaman’ın en önem verdiği konu İttihad-ı İslam. Allah’ın hükmüdür. “İttihad-ı İslam, en büyük farz vazifedir” diyor, en büyük farz vazife. Siz ne diyorsunuz? “İman hakikati.” İman hakikati anlatmak, tabii ki ona bir zarar getirmez. “Gülün yaprağı ne kadar güzel” diyor, tamam, güzel. Onu Allah yaratıyor. Peki, Allah ne istiyor? Allah, bize Kuran’ı göndermiş. Kuran ne diyor? “İttihad-ı İslam’ı yapın” diyor ama sen bahsetmiyorsun. Gülün yaprağının güzelliğini Budist de anlatıyor, herkes anlatır, komünist de anlatır, bir mason da anlatır; “bir total güç yapıyor” diyor. Ama sen dini savunuyorsun. Kuran’a göre İttihad-ı İslam, en büyük farz vazife, Bediüzzaman’ın kendisi söylüyor.
“Aziz kardeşlerim” diyor Bediüzzaman 27. Mektup’ta,“Sadakatınızdan tereşşuh eden ve haddimin pek çok fevkinde hüsn-ü zannınıza karşı” yani ‘bana Hz. Mehdi (a.s) diyorsunuz, haddimin çok üstünde, hüsn-ü zan ediyorsunuz’ diyor, “bundan evvel verdiğim cevabın bir tetimmesi olarak, bu gelecek fıkrayı iki gün evvel yazmıştık. Sizin fevkalâde sadâkat ve ulüvv-ü himmetinizden tereşşuh eden bir hafta evvelki mektubunuza karşı hüsn-ü zannınızı bir derece cerheden benim cevabımın hikmeti şudur ki:Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki,” kendi zamanında, “herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakikî beklenilen ve bir asır sonra gelecek (Hâşiye) zât dahi bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” ‘Siyasete girmeyecek Hz. Mehdi (a.s)’ diyor. Ama bakın, “hakiki beklenilen o zat” diyor. Bediüzzaman, gelmiş olan bir insana, hakiki beklenilen zat der mi?
ALTUĞ BERKER:Ve “bir asır sonra gelecek, o zat” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Bakın, diyor ki; “Fakat, efkar-i ammede, hayatperest insanların nazarında zahiren geniş ve hakimiyet noktasında cazibedar olan hayat-i içtimaiye-i İslamiye ve siyaset-i diniye cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için, o adese ile, o nokta-i nazardan bakıyorlar, mana veriyorlar. Hem bu üç vezaifi birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor.” ‘Kendi zamanında, Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesinin imkansız olduğunu’ söylüyor, yalan mı söylüyor? Yalan söylüyorsa, yalan söylüyor, deyin. Doğru söylüyor işte, söylüyorum. İnanacaksınız, dürüstseniz, Bediüzzaman’ın dürüstlüğüne inanıyorsanız, doğru söylüyor. Ya yalancılıkla itham ediyorsanız delilinizi verin, ya doğruysa uyun. Bakın, diyor ki; “Hem bu üç vezaifi birden” Hz. Mehdi (a.s)’ın üç vazifesi birden “bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması” yani kendi zamanında bulunması, “mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor.” ‘Ne şahıs yapabilir, ne cemaat, ne şahsı manevi, hiç biri yapamaz şu anda bunu’ diyor, Bediüzzaman. ‘Bir topluluk olarak da yapılamaz, şahıs olarak da yapılamaz. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkması, bu devirde, mümkün değil’ diyor, Bediüzzaman zamanında. “Ta Ahir zamanda, Al-i Beyt-i Nebevi'nin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir.” ‘Ancak Hz. Mehdi (a.s) zamanında olabilir’ diyor. Kardeşim, hem sen “Nur talebesiyim” diyorsun, hem de Bediüzzaman’ı yalancılıkla itham ediyorsun. Kendinde olmayan bir bilgiyi ortaya koyuyorsun. Delilin yok, hayali, hayali bilgi. Bak, Bediüzzaman burada, hayali bilgiyle anlatmıyor, net anlatıyor. “Ta Ahir zamanda” vaktini belirtiyor, ahir zamanda, kendisinden sonra “Al-i Beyt-i Nebevi'nin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini” yani Ehl-i Beyt’i, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyunun, seyyidler cemaatinin “cemaat-i nuraniyesini temsil eden” Temsilci ne demektir? Hükümeti kim temsil eder? Başbakan. Sınıf temsilcisi vardır, değil mi? Temsil eden kişiye denir, temsil eden. “temsil eden Hz. Mehdi (a.s)’da” demek ki, Hz. Mehdi (a.s) denen bir insan var. “ve cemaatindeki şahs-ı manevide” Hz. Mehdi (a.s)’da var, cemaati var ve cemaatinden oluşan bir şahsı manevi de var. “ancak içtima edebilir.” Demek ki, ahir zamanda kim geliyormuş? Hz. Mehdi (a.s) geliyormuş. Hz. Mehdi (a.s) varmış, cemaati varmış ve onlardan oluşan şahs-ı manevi varmış. “ancak içtima edebilir.” ‘Benim zamanımda olamaz Mehdiyet, mümkün değil’ diyor. “Bu asırda, Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki, Risale-i Nur’un hakikatına ve şakirdlerinin şahs-ı manevîsine, hakaik-ı imaniye muhafazasında tecdid vazifesini yaptırmış. Yirmi seneden beri o vazife-i kudsiyede te’sirli ve fatihane neşriyle gayet dehşetli ve kuvvetli zendeka ve dalâlet hücumuna karşı tam mukabele edip, yüz binler ehl-i imanın imanlarını kurtardığını kırk binler adam şehadet eder. Amma benim gibi âciz ve zaîf bir bîçarenin, böyle binler derece haddimden fazla bir yükü yüklemek tarzında, şahsımı medar-ı nazar etmemeli diyor ve size selâm ediyor. Biz de zâtınıza ve oradaki Risale-i Nur'la alâkadar olanlara selâm ediyoruz.” diyor. Yani neden Hz. Mehdi (a.s) olmadığını açıkça anlatıyor ve gelecek Hz. Mehdi (a.s)’ın da vasfını gerekçeleriyle anlatıyor. Siz, Risale-i Nur’u örtbas ederseniz bereketsizlik olur, gücünüzü kaybedersiniz. Ne ayetten, ne hadisten ne Risale-i Nur’dan kaynak veriyorlar. Bakın, ben kaynak veriyorum. Ayetle de konuşuyorum, hadisle de konuşuyorum, kaynak da veriyorum. Ne diyor? “Ahir zamanda” kendi zamanında değil, ahir zamanda “Al-i Beyt-i Nebevi'nin (a.s.m.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden” Peygamberimiz (s.a.v.)’in cemaat-i nuraniyesi ne? Seyyidler cemaati, seyyidler topluluğu yani seyyid olan, “temsil eden”; bir kişi cemaati temsil eder. “Hz. Mehdi (a.s)” şahs-ı manevi demiyor bakın, Hz. Mehdi (a.s). Ayrıca ona, üstüne saygı üslubu da ekliyor, direkt Mehdi demiyor, “Hazreti Mehdi, Mehdi Hazretleri” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’ın cemaatindeki şahs-ı manevide” bakın, Hz. Mehdi (a.s) var. “ve cemaatindeki şahsı manevide” Hz. Mehdi (a.s) var bir de. Hz. Mehdi (a.s) var ve şahs-ı manevisi var. “ancak iştima edebilir” ‘bu üç görevi birden onlar yapabilirler’ diyor. “ Bu üç vazayeti birden” bu üç vazifeyi birden, ayrı ayrı değil. Bunlar ne diyor? “Ayrı ayrı yapılacak” diyor. Bediüzzaman ne diyor? “Birden.” Mesela biz desek ki; sana üç vazife verdim, bunları yapacaksın. “Tamam, ayrı ayrı bunları yapayım” derse adam, sen ona dersin; hayır, hepsini birden yapacaksın, değil mi? Birden yapacak. Bediüzzaman ne diyor? “Hem bu üç vezaifi birden” bir arada, birden “bir şahısta, yahut cemaatte, bu zamanda bulunması” kendi zamanında, “ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi” birbirini bozmaması “pek uzak, âdeta kabil görülmüyor.” ‘Mümkün değil’ diyor, Bediüzzaman. “Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (a.s.m.) cemaat-ı nuraniyesini temsil eden Hazret-İ Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevîde ancak içtima edebilir.”Ancak onlar yapabilir.İçtima ne demek? Birleşme. Birleşen ne? Üç görev. Üç görev ayrı ayrı olduğunda, içtima olur mu? Olmaz. “İçtima edecek” diyor. Yani diyanet, siyaset, saltanat, bu üç görevini birden, içtima edecek. İçtima; birleştirmek, tek parça haline getirmek. Bunda da ayrıca ne diyor? “Hem bu üç vazife birden” diyor. Burada da, bu üç vazifeyi birleştirmeden bahsediyor. “Hz. Mehdi (a.s)’da birleşecek” diyor ve ismini de veriyor; “Hz. Mehdi (a.s)” diyor. Daha nasıl desin? Biz bunu Yeni Asya’da duyuyor muyuz biz? Duymuyoruz, fakat iyi yönleri; Bediüzzaman’a ihanet etmemişlerdir. Sonradan entel, dantel, asortik takılıp, Bediüzzaman’dan utanan bazı tipler var. Fethullah Hocamız’ın cemaatinde de var öyle tipler. Bediüzzaman’ın vefat yıldönümü oluyor, adamlar gazetede haberi yayınlamıyor. O gün söyledim, gece yarısı utançlarından, benim konuşmamdan 2 saat sonra yayınladılar, Bediüzzaman’la ilgili yazıyı, gece yarısı yayınladılar. Ölüm yıldönümünde yayınlamadılar. Ben konuştum, yayın oldu, utandılar 2 saat sonra yayınladılar. İnternette yayınlandı, ondan sonra da gazetede çıktı. Bediüzzaman’dan utanıyorlar, ağzına dahi almak istemiyorlar. Çünkü “Hz. Mehdi (a.s) gelecek” diyor Bediüzzaman. Adam şahs-ı manevici, nasıl desin? Diyemiyor. Yahut Avrupa’daki monşerlerden utanıyorlar Allahualem. “Bu mu Hocanız?” diyecekler, çünkü üst, baş, her yeri yama. Mübareğin sergisine gittim, cübbesinin tamamı yamadan oluşuyor. Helal olsun benim canıma, helal olsun benim aslanıma, helal olsun benim üstadıma. Acayip muhabbetim arttı, helal olsun ona. Bütün elbiseleri hep yama, maşaAllah. İftihar ediyoruz. İsrail heyeti geliyor, ben söylüyorum; “Nur talebesiyim” diyorum, Bediüzzaman’dan açık açık örnek veriyorum. Fransa’da açık açık örnek veriyoruz. Fransa’daki adamların birçoğu, Bediüzzaman’ın ayağının tozu etmez...
ADNAN OKTAR:... “Hocam, Said Nursi Hazretleri’nin en önemli farz olarak belirttiği” bak; “Said Nursi Hazretleri’nin en önemli farz olarak belirttiği İttihad-ı İslam’ı bir kenara bırakarak, çay sohbetlerinde birkaç sayfa Risale okuyup, bu sohbetleri ticaretlerini geliştirme aracı olarak kullanan, günümüzdeki bazı Nur talebesi arkadaşlar, acaba Hz. İsa (a.s)’ı karşılarında görünce kendisinin, haşa, “daha önce dünyaya indiğini ve ağabeylerin de kendisini gömdüğünü” dediklerini, kendisine nasıl izah edecekler, inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz” diyor. Kardeşim, tabii, Kuran’ın hükümlerine karşı mücadele verince, Allah bir bereketsizlik, bir uğursuzluk meydana getiriyor, bir kavrukluk meydana getiriyor. Kardeşim, de ki; “Ben bu konuyu açmak istemiyorum” de. “Hz. İsa (a.s) geldi, gömdük” demek, ne demek? Ne kadar anormal bir laf bu, ne kadar yanlış bir laf. “Pencereden çıktığını gördük” diyorlar. “Pencereden girdi, Bediüzzaman’ın yanında namaz kıldı, uzun boyluydu” diyorlar. Bir kere niye yalan söylüyorsunuz? Hz. İsa (a.s) uzun boylu değil, orta boyludur. Hz. İsa (a.s)’ın pencereden girmeye ne ihtiyacı var? Hz. İsa (a.s) kapıyı bilmiyor mu? “Gömmüşler.” Yani bunlar çok samimiyetsiz izahlar ve çok ürkütücü izahlar. Cenab-ı Allah, Kuran’da ne diyor? “İnecek ve Hz. İsa (a.s) indiğinde, bütün dünya Müslüman olacak” diyor. Sen; “Gömdüm” diyorsun. Allah; “vazife başında olacağını” söylüyor. “Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur.” (Nisa Suresi, 159). Ehl-i Kitap’tan herkes onu görecek ve iman edecek” diyor, Allah, Kuran ayetinde. “Herkes; bütün Hıristiyanlar, bütün Museviler, Hz. İsa (a.s)’a iman edecekler” diyor. Sen; “Gömdüm” diyorsun. Bir Hz. Mehdi (a.s) korkusu, bir Hz. İsa (a.s) korkusu, halbuki Bediüzzaman’ın iftiharla anlattığı konular. Kuran’ın bize iftiharla belirttiği nimetleri, örtbas etmeye çalışıyorlar.
Bediüzzaman ne diyor, bakın Emirdağ Lahikası’nda, 247; “gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş” ‘her zaman müceddidler ve Mehdiler gelmişlerdir, her asırda’ diyor. “fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette (açıdan) yapması itibariyle, ahir zamanın büyük Mehdi'si ünvanını almamışlar.” ‘Ya iman hakikatlerini anlatmışlardır, ya siyaset, ya saltanatta görev yapmışladır. Ben mesela iman hakikatlerini anlattım’ diyor. ‘İmam-ı Rabbani iman hakikatleri üstüne, Abdülkadir Geylani iman hakikatleri üstüne, Mehdi-i Abbasi siyasette, saltanatta gelenler olmuştur’ diyor ama şu ana kadar, üç görevi birden, bir arada yerine getiren hiçbir Mehdi olmamış. Ben de yapmadım’ diyor. ‘Ben sadece iman hakikatleri yönünde yaptım. Bu yönde yapan çok alim geldi’ diyor, Bediüzzaman, “fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette (açıdan) yapması itibariyle, ahir zamanın büyük Mehdi'si ünvanını almamışlar” diyor. Büyük Mehdi’nin özelliği ne? Üç görevi birden, birleştirmesi. “Birden” diyor zaten Bediüzzaman, “birden” diyor ve birleştireceğini söylüyor. Bediüzzaman’ın ne zoru var, yalan mı söyleyecek? “Tevazu etti, kendini örtbas etti” diyor. Kardeşim, yüzlerce sayfa yalan söylemeye gerek var mı böyle bir şey için? “Ben Hz. Mehdi (a.s) değilim” der, biter. Bediüzzaman, ayetle, hadisle yalan söyler mi? “Yüzlerce sayfa yalan söyledi” diyorlar. Hayır, ne zoru, ne olur, niçin böyle bir şey olsun? Sorulduğunda; “Ben Hz. Mehdi (a.s) değilim ama Hz. Mehdi (a.s)’ın alametlerini budur” der, bu kadar. Ne mahsuru olur? Hiçbir mahsuru da olmaz. Ben Mehdiyet’i anlatıyorum. Adamlar diyor ki; “Sen Hz. Mehdi (a.s) misin?” diyorlar. Yok değilim, diyorum. Bana ne engeli var? Benim kolumu mu koparacak adam, ne diyecek? En fazla “Mehdilik iddia ediyor” der. Ben Hz. Mehdi (a.s) değilim, diyorum, yemin ediyorum, bu kadar ama anlatıyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:... Berker’im sen Nur talebesisin, şuradan başla ve oku, devam et.
ALTUĞ BERKER: Emirdağ Lahikası, 245. sayfa. “Aziz, sıddık kardeşlerim, evvela: Nurun ehemmiyetli ve çok hayırlı bir şakirdi, çokların namına benden sordu ki: ‘Nurun halis ve ehemmiyetli bir kısım şakirtleri, pek musırrane olarak, ahir zamanda gelen Al-i Beytin büyük bir mürşidi seni zannediyorlar ve o kadar çekindiğin halde onlar ısrar ediyorlar. Sen de bu kadar musırrane onların fikirlerini kabul etmiyorsun, çekiniyorsun. Elbette onların elinde bir hakikat ve kat’ i bir hüccet var ve sen de bir hikmet ve hakikate binaen onlara muvafakat etmiyorsun. Bu ise bir tezattır, herhalde hallini istiyoruz.’” Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah, Üstat’a hüsnü zan ediyorlar. ‘Sen kabul etmiyorsun Üstadım’ diyorlar. ‘Onlar neye dayanıyorlar, siz niye bunun uygun olmadığını söylüyorsunuz?’ diyorlar. “Ben de bu zatın temsil ettiği çok mesaillere cevaben derim ki: O has Nurcuların ellerinde bir hakikat var. Fakat iki cihette bir tabir ve tevil lazım. Birincisi:çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi-i Al-i Resulün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i ilahiyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak” ‘Hz. Mehdi (a.s)’ın üç vazifesi olacak’ diyor, Üstat Hazretleri. “Birincisi: fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle, herşeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır, ehli imanı dalaletten muhafaza etmektir.”
ADNAN OKTAR:Yani ‘Darwinizmi ve materyalizmi tam anlamıyla yerle bir edecektir’ diyor, birinci hedefi bu olacaktır’ diyor Bediüzzaman. Bediüzzaman biliyorsunuz, Darwinizme karşı hiçbir çalışması olmamıştır, tamamen Hz. Mehdi (a.s)’a bırakmıştır. Darwin’den tek bir kelime bahsetmemiştir. Darwinizmi ve materyalizm dünya çapında, tam anlamayla Hz. Mehdi (a.s)’ın çökerteceğini söylüyor, Bediüzzaman, inşaAllah. Özetle kardeşlerimizin tabii, her cemaatin mutlaka faydası oluyor, hiç yoktan bir faydası oluyordur, mutlaka bir iyilik, güzellik yönleri var ama Mehdiyet’i gündeme getirmemek, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı gündeme getirmemek, Hz. İsa (a.s)’nın inişini gündeme getirmemek; bereketsizlik ve uğursuzluk meydana getirir. Mutlaka İttihad-ı İslam’ı savunmak lazım, Türk İslam Birliği’ni savunmak lazım, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişini müjdelemek lazım, Hz. Mehdi (a.s)’ın varlığını müjdelemek lazım, bu Müslümanlar için, çok çok önemli, Peygamberimiz (s.a.v.)’in özel talimatıdır, özel açıklamalarıdır. Yüzlerce hadis vardır. Şii inancında da, ehl-i sünnet inancında da bu net gerçektir. Kimse aksini iddia edemez.
Makaleler
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...İlanlar
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler