Adnan Oktar`ın 14 Mayıs 2011 tarihli saat 12:00’daki A9 Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ...Hz. İsa (a.s) konusu doğru, Hz. İsa (a.s)’ın inişi doğru, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkması da doğru. Bazı imanı zayıf olanlar inanamadıkları için “300 yıl sonra” diyorlar. Bediüzzaman’ın 100’den, 300’den diye bir ifadesi var ya; halbuki Bediüzzaman 1300’lerdeydi, 1300’den itibaren 100 seneyi kastediyor. Zaten ikinci açıklamada o 100 seneyi net olarak açıklıyor, yani 100 senelik vakti. “1300’den sonraki 100” diyor. Onlar da almışlar 300’ü oradan, Cübbeli gibi onlar da 300 sene daha ilave ediyorlar. “Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışına 300 sene var, Hz. İsa (a.s)’ın inişine 300 sene var.” Bir şekilde Mehdiyet’i ve Hz. İsa (a.s)’ın inişini kapatmaya çalışıyorlar. Kapatmaya çalışınca başarılı olurlar mı? Yok. Yine çıkar, yine çıkar Hz. Mehdi (a.s). Allah’ın takdiri böyle, Allah’ın takdirini hiç kimse engelleyemez.
ADNAN OKTAR:... “Ey yüzden tâ üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş, sâkitâne benim sözümü dinleyen ve bir nazar-ı hafiyy-i gaybî ile beni temâşâ eden Said, Hamza, Ömer, Osman, Yusuf, Ahmed, v.s… Size hitap ediyorum” diyor Bediüzzaman. Bak, “Ey yüzden tâ üç yüz seneden sonraki,” yani 1300 senesinden sonraki 100; 1400. Zaten 1400’ü başta çok net olarak söylüyor Bediüzzaman. “1400 sene sonra çıkacak bir hakikati asırlarında karib zannetmişler” diyor. “Bundan 100 sene sonra çıkacak Hz. Mehdi (a.s)” diyor. Her yerde söylüyor 100 seneyi, nereden 300 seneyi çıkarıyorsunuz? Zaten konuşmanın devamında iyice açıklıyor. “Azametli mezara azametli Van Kalesi mezartaşı olmuş. Ey yüz sene sonra gelenler! Şu kalenin başında bir medrese-i Nuriye çiçeğini yapınız.” Bak, işte 100 sene. Nereden 300 seneyi çıkarıyorsunuz? Yolda gelirken bizim çocuklardan birisi söyledi; “Hocam, yine bir arkadaş 300 seneden bahsediyor” dedi. Var mı o sende?
ALTUĞ BERKER: Şöyle diyor Hocam o, Yeni Asya’dan Süleyman Kösmene; o da farklı, Bediüzzaman Hazretleri’ne yormak için; “1700’den başlamıştır bu 300 sene” diyor. “Bu 300 yıllık süreç 1700’lü yıllardan başlamıştır” diyor. “Tasaffi etmesinden bahsetmiştir Üstad Hazretleri; önce Protestanlık çıkmıştır, şimdi de tevhide yaklaşmıştır” diyor ve Bediüzzaman Hazretleri vesilesiyle o geçişin olduğunu söyleyip, “Hz. İsa (a.s) zaten geldiğinde tanınamayacaktır” deyip, Allahualem Üstad’a yönelik bir izahta bulunuyor.
ADNAN OKTAR: Ama çok aciz bir üslup bu, çok aciz bir üslup. Hz. İsa (a.s) geliyor ama kimsenin haberi yok, Müslümanların haberi yok.
ALTUĞ BERKER: Üstad; “Şaşaalı, dünya çapında olacak” diyor.
ADNAN OKTAR: “Müslümanlık bütün dünyaya hakim olacaktır” diyor. Kuran’da Cenab-ı Allah; “Sana inanmadık hiçbir fert kalmayacak” diyor. Bu nasıl Nur talebeliği? “İlk geldiğinde bidayeten tanınmaz. Deccal de tanınmaz, Hz. Mehdi (a.s) da tanınmaz, Hz. İsa (a.s) da tanınmaz” diyor; bidayeten, başlangıcında. Şu an biz deccali tanımıyor muyuz? Bayağı iyi tanıyoruz, herkes tanıyor. Hz. Mehdi (a.s)’ı şu an tanımıyoruz ama alenen bilinecek Hz. Mehdi (a.s). Hz. İsa (a.s) şu an bilinmiyor ama alenen bilenecek. İmam Rabbani bilinmiyor mu? Abdülkadir Geylani bilinmiyor mu? Onlar Mehdi’dir işte; onlar da Mehdi, biliniyorlar. İman zafiyeti insanları perişan ediyor işte böyle. Nasıl tevil edeceklerini, ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Bediüzzaman,“Ey yüz sene sonra gelenler!” diyor. Sen bu açıklamaya nereye koyacaksın? Bak, “Ey yüz sene sonra gelenler!” “Geldiler” demiyor ki, “gelenler.”“Sonra,” bak; “ey yüz sene sonra,” ‘sonra’ kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyor mu bunlar? Ben adama desem ki; “bu şey ne zamana olur?” “100 sene sonra olur” veyahut “5 saat sonra” desek, “6 saat sonra desek,”“şu an” anlamına mı gelir o, 6 saat sonra? 6 saat sonra anlamına gelir, 6 saat sonra, bu kadar açıktır. “Ey yüz sene sonra gelenler”i Bediüzzaman’ın kendi vakti olarak açıklıyor. Bir de Bediüzzaman o kadar net açıklamış ki bu konuları, bir tane, iki tane değil.
Hz. Mehdi (a.s) çıktığında tabii ki ilk başta tanınmaz. Bediüzzaman diyor;“O eşhas-ı hârika çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler. Halbuki demiştik: Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas (şahıslar), hattâ o müthiş deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de başlangıçta deccal olduğunu bilmez.” Sonra bilmedik mi kim olduğunu? Bildik, değil mi? Faaliyet yaparken bilinmiyor muydu? Faaliyet yaparken de biliniyordu. İlk başlangıcında, daha yeni başladığında bilinmiyor. Ortalarına geldiğinde anlaşılıyor, anlaşılmaz olur mu?
Bak, Bediüzzaman diyor ki; “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve (mimler) ikişer sayılsa bundan bir asır sonra,” en odun kafalı adam olsa anlar; “bundan bir asır sonra” deyince, ne demek? Bu bulunduğu tarihten itibaren, 100 sene sonra. Açın bakın sözlükten, 100 senedir. “Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin talebeleri olabilir” diyor. 100 sene sonra.
“Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki, herşeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakikî beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât,” ne sahtekarlık yapıyorsunuz? Süleyman Kösmene’yi tenzih ederim de, sahtekarlık yapanları kast ediyorum; “hakikî beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât,” “bir asır sonra gelecek” diyor Bediüzzaman, daha ne desin? Bakın, bir tane, iki tane, üç tane delil vermiyorum; say say bitmiyor deliller. Miladi 1936 yılında söylüyor; “zulümatı dağıtacak zatlar,”“bundan bir asır sonra” dediği, 1936. Biz 1432’deyiz. “Birkaç yıla kadar bitirecekler” diyor; 3-4 yıla kadar, 2-3 yıla kadar, inşaAllah.
Milleti kandırmaları mümkün değil. Bir de yakalarını bırakmam, boş yere sahtekarlık yapmasınlar. Bediüzzaman ne diyor; “Yetmiş birde fecr-i sâdık başladı veya başlayacak.” 1371. “Eğer bu fecr-i kâzip de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sâdık çıkacak.” Hz. Mehdi (a.s) çıkacak, 30-40 sene sonra.“Şimdi olmasa da 30-40 sene sonra.” “Üstad bu sözünü hicri 1327, yani miladi 1911 yılında Şam’daki Emevi Camii’nde verdiği hutbede söylemiştir. Burada Üstad İslam alemini hicri 1371’den, yani 1951’den sonraki geleceğine yönelik izahlar yapmıştır.” 1951’den sonra 30 seneyi ekle, kaç yapar?
SUNUCU: 81.
ADNAN OKTAR: 40 sene?
ALTUĞ BERKER: 91.
ADNAN OKTAR: “Yetmiş birde fecr-i sâdık başladı veya başlayacak. Eğer bu fecr-i kâzip de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sâdık çıkacak. Evet, şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet;” fen, biyoloji, fizik, hepsi; say da say, astronomi de içine dahil, hepsi; “fen ve hakiki marifet;” çok akıllı, yaman, becerikli anlamında. Marifetli ne demek? “Ve medeniyetin mehasini(güzelliklerini),” yani modernliğin, kalitenin güzelliklerini, o devrin imkanlarını; internet, radyo, televizyon, hepsini; “ve o üç kuvveti tam teçhiz edip,” yani bir araya getirip, toplayıp, “maddi ve manevi aletlerini oluşturup, o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için doğruyu araştırma eğilimini ve insaf ve insan sevgisini,” yani insaflı olan, merhametli olan, insan sevgisiyle dolu olan Hz. Mehdi (a.s)’ı, “o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek.” 1371, yani 1981, 30 yıl sonra 1981 yapıyor. 1981, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış yılını veriyor. “40 yıl sonra” diyor, 1991 yılını veriyor. “Yarım asır sonra onları darmadağın edecek" diyor, 2001 tarihini veriyor. Ne oldu sizin 300 sene? Boş yere niye yalan söylüyorsunuz, milleti kandırmaya çalışıyorsunuz? Nereden kurtulacaksınız? Hangi birini örteceksiniz, Bediüzzaman’ın hangi sözünü örteceksiniz? Nereden baksanız açmazdasınız. Bunlar Nur talebesi olduklarına olacaklarına pişman oldular. Bilemediler, Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi (a.s)’ın öncüsü olduğunu tahmin edemedi onlar. Bilseler Bediüzzaman’ın peşinden hiç gitmezlerdi bir kısmı, hiç gitmezlerdi. Onlar zannettiler ki, sadece iman hakikatlerini anlatır Bediüzzaman, yaşlı bir insandır. Onların evlenmesini sağlar, yiyip içerler, tesisler kurarlar, işine gücüne bakarlar. 300 yıl da bol bol vakit vermiştir onlara Bediüzzaman. Hz. İsa (a.s) da ya çıkar, ya çıkmaz; çıksa da zaten kimse görmez. Bunlar yine böyle çay içip, sohbete devam ederler. Hz. Mehdi (a.s) da zaten görünmez, o da imanın nuruyla birkaç tane ağabey görür. Görürse görür, görmezse görmez. Zaten o da Bediüzzaman’dır, bu konu da bitmiştir. Onun dışında otur evlerde, Risale-i Nur’dan iki-üç sayfa okursun, çayını içersin, evine gidersin; bir kısmının kafası bu. Onun için 300 seneye sıkı sıkıya sarılıyorlar. Peki, tosunlar, hangi birini örteceksiniz bunların, bu açıklamaların? Hepsi açık bu açıklamaların; bak, sayıyorum, sayıyorum bitmiyor. Hangisini örteceksiniz?
“Ve öyle kökleşmiş ki (Risale-i Nur); inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sînesinden onu (Risale-i Nur’u) çıkaramaz.” Yani “Risale-i Nur yayılacak” diyor. “Ta ahir zamanda,” uzak bir zamanı kastediyor, “hayatın geniş dairesinde,” yani internetin, radyonun, televizyonların yayıldığı, uydu yayınlarının olduğu devirde, “Risale-i Nur’un asıl sâhibleri, yani” öküzün bile anlayacağı gibi söylüyor bak; “yani Hz. Mehdi (a.s),” istediğiniz kadar çırpının, “yani Hz. Mehdi (a.s) ve şâkirdleri Cenâb-ı Hakk’ın izniyle gelir.” Ne sahtekarlık yapıyorsunuz? Badem bıyıklarını tarayarak falan ne sahtekarlık yapıyorsunuz? Burada diyor; “Yani Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri Cenâb-ı Hakk’ın izniyle gelir.” Hayır, “aklım almıyor” diyebilirsin kardeşim, “inanmıyorum” diyebilirsin; saygı duyarım, bir şey demiyorum. Bediüzzaman adına sahtekarlık yapmayın, yalan söylemeyin, onu söylüyorum ben. “Bediüzzaman dedi” diye yalan söylemeyin. İmanın zayıftır, Allah hidayet versin, dua ederiz. İnanmıyor olabilirsin, ‘nasıl olacak’ aklın da sarmıyor olabilir ama Bediüzzaman “olacak” diyor. “Yani Mehdi ve talebeleri Cenâb-ı Hakk’ın izniyle gelir, o dâireyi genişlettirir,” yani mevcut daireyi genişlettirir. “Ve o tohumlar sünbüllenir.” “Açarlar” diyor. “Bizler de kabrimizde seyredip, Allah’a şükrederiz.” Kastamonu Lahikası, Sayfa 72. Şimdi, bak; “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi (a.s),” şahs-ı manevi demiyor, “yani Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir.” “Gelmiş” demiyor, “gelir.” Ne zaman gelirmiş? “Ahir zamanda gelecek” diyor, “hayatın geniş dairesinde.” “O dâireyi genişlettirir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip, Allah’a şükrederiz.” Kart, Nur talebesi takımından sahtekarlar var. Bunu meslek edinmişler, Risale-i Nur’dan geçiniyorlar. Yani her türlü geçimleri ona bağlı adamların; milletten para toplamayı ona bağlamışlar, başka şeyi ona bağlamışlar. Bediüzzaman’ın ismini kullanıyorlar. Ruhunu, temsil ettiği düşünceyi kabul etmiyor. Bediüzzaman’a sorduğunda ne diyor? “Ben Hz. Mehdi (a.s)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona ortam hazırlıyorum” diyor. Bu herifler, bunların ortaya çıkacağını bilseler, bana inanın, Bediüzzaman’ın hiçbir şekilde peşinden gitmezdi bir kısmı. Tabii, hepsini tenzih ederim çünkü Zübeyir Ağabey, Sungur Ağabey, bunlar büyük insanlar. Ben sahtekar takımını kastediyorum.
Bediüzzaman diyor ki; “Fakat o, ileride gelecek,” ben bu taş kafalara nasıl anlatamıyorum, “ileride gelecek” deyince, “ileride gelecek” anlamı çıkmıyor mu buradan? Sen “ileride gelecek” deyince ne anlarsın?
SUNUCU: Şimdi olmadığını, ileriki zamanda geleceğini.
ADNAN OKTAR: “Yok, ileride gelecek falan, öyle bir şey yok. Yanlış anlıyorsun sen” diyor adam, “geldi anlamında söylüyor” diyor. “İleride gelecek” diyor işte. “Fakat o ileride gelecek acip (şaşılan ve hayret uyandıran) şahsın (Hz. Mehdi (a.s)’ın) bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı,” ordunun geriden gelen emniyet kuvvetine denir, dümdar. “Ona yer hazıreden bir dümdar,” yardımcı, yardımcı anlamında, “ve o büyük kumandanın,” şahs-ı manevi değil,“o büyük kumandanın pîşdâr (öncü) bir neferi (bir askeri) olduğumu zannediyorum” diyor. Neymiş görevi Bediüzzaman’ın? Bak, açıklıyor, bir daha söylüyorum, taş kafalar anlasınlar; “fakat o ileride gelecek acip (şaşılan ve hayret uyandıran) şahsın bir hizmetkârıyım” diyor. “Hz. Mehdi (a.s)’ın bir hizmetkarıyım ben” diyor. Bunların ağırlarına gidiyor, Hz. Mehdi (a.s)’a hizmetkar olmak ama Bediüzzaman’ın ağrına gitmiyor, bunların ağrına gidiyor, bu taş kafaların. “Ve ona yer hazır edecek bir dümdârı,” yani öncü asker; ona zemin hazırlayan, hizmet eden öncü asker; “ona yer hazır edecek;” “ben Hz. Mehdi (a.s)’a yer hazırlıyorum” diyor. “Ona yer hazır edecek bir dümdârıve o büyük kumandanın,” küçük demiyor, orta demiyor,“büyük kumandanın,”bütün İslam aleminin kumandanı; “o büyük kumandanın,” şahs-ı manevinin demiyor, “o büyük kumandanın pîşdâr (öncü) bir askeri olduğumu zannediyorum.” “Hz. Mehdi (a.s)’ın öncü bir askeriyim” diyor. Siz nesiniz? “Biz, çay içip, geğirerek sarımsağın kokusunu yatıştırmaya çalışan tipleriz” diyor. Bu olmaz, çok samimiyetsizlik bu. Nur talebelerinin, yüzde 99,99’u kaliteli, halis insanlardır ama böyle bir aralarına sızmış ayak takımı var, onlara ben hitap ediyorum, inşaAllah.
“Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.” Kardeşim, burada bu adamların geri zekalılığı sizin çok dikkatinizi çeksin, çok olağanüstü bir durum var. Adam ahmak, bunu anlamıyor, bu kadar açık bir şeyi. Bak, ne diyor; “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat,” “sonra gelecek” diyor, daha neyini anlamıyorsun? “Sonra gelecek mübarek zat,”şahs-ı manevi falan demiyor; “sonra gelecek mübarek zat” diyor. Ne yapacakmış? “Risale-i Nur'u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.” Yani Risale-i Nur’u radyolardan, televizyonlardan okuyacak, anlatacak. Hz. Mehdi (a.s) delil olarak Bediüzzaman’ın ifadelerini kullanacak. Sahtekarlık yapanların yüzüne, yüzüne vuracak. Onların oyun oynamasını, sahtekarlık yapmasını durduracak. Risale-i Nur, Mehdiyet’in ispatında mühim bir delil olduğu için Cenab-ı Allah Bediüzzaman’aaynı zamanda Risale-i Nur’u nasip etmiştir. “Ben Hz. Mehdi (a.s) öncüsüyüm, Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlıyorum. Ana vasfım bu benim” diyor Bediüzzaman ve bütün ömrünü İttihad-ı İslam için harcamıştır Bediüzzaman. Adamlar ne İttihad-ı İslam’dan bahsetmek istiyorlar, ne Hz. Mehdi (a.s)’dan, ne Hz. İsa (a.s)’ıninişinden. Çünkü iman hakikatinin ona bir zararı yok; çiçeklerin güzelliğinden, kelebeğin güzelliğinden bahsediyor; ondan sonra karısının hazırladığı sarımsaklı köfteyi yiyor geğirerek, üstüne de çayını içiyor, bıyıklarını badem yağıyla yağlayıp düz ense evine gidiyor, işine gidiyor. Garip bir sistem kurmuş bir kısmı. Yüzde 99,99’u iyi olmakla beraber, ben o 0,01’lik kitleyi de uyarmak zorundayım. O taş kafalara bir daha söylüyorum; “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat,” sonra gelecek mübarek bir zat var. Sonra geliyor, gelmiş değil, sonra; “Risale-i Nur'u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.” Risale-i Nur’u neşir ve tatbik etmesinin sebebi ne? Demek ki bir kısım Nur talebeleri Risale-i Nur’u gizleyecekler, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili kısımları gizleyecekler, Hz. İsa (a.s) ile ilgili kısımları gizleyecekler, İttihad-ı İslam ile ilgili kısımları gizleyecekler ki en hayati, en can alıcı noktalardır bunlar. İttihad-ı İslam en hayati konudur bir Müslüman için. Çünkü en büyük farzdır. Bunu gizleyecekler demek ki. Hz. Mehdi (a.s) da Bediüzzaman’ın bu mükemmel açıklamalarını, bu kapsamlı açıklamalarını radyolardan, televizyondan, internetten, söyleyip bu sahtekarları rezil, rüsva edecek demek ki, bunu anlıyorum ben. Yanlışsa bana yazsınlar, haber versinler, ben anlayayım. Ben talebeyim çünkü; öğrenmek istiyorum, yeni yeni araştıran bir insanım. Yanlış okuyorsam, yanlış biliyorsam bana söylesinler.
Bizim Süleyman Kösmene Ağabey’e bir sözümüz yok. Bizim Yeni Asya’dakilere karşı sevgimiz, saygımız çok büyük. Ben görsem, hepsinin elini ayağını öperim. Onlar benim ağabeyim, ben talebe olan bir insanım ama ben kendi anladığımı anlatıyorum, yanlış anladığım yer varsa bana söylesinler. Yoksa ben Kutlular Ağabey, bunlar dava adamları, ben tırnağı etmem onların, mübarek insanlar, hepsini de çok seviyorum. Ama göz göre göre sahtekarlık yapıldığında da susamam. Süleyman Kösmene böyle bir şey yaptı demiyorum, “ben onu tenzih ediyorum” dedim, Yeni Asya yapıyor da demedim. Öyle bir şey demiyorum.
“Ümmetin beklediği, âhir zamanda gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimi,” “ümmet bekliyor” diyor. Gelse, müceddid, alim insan niye Müslümanları kandırsın? “Geldi” der; “geldi ama bilmiyorum, fark etmedim, nerede olduğunu bilmiyorum” der, bu kadar basit. Ben mesela,“geldi” diyorum ama bilmiyorum. Kim olduğunu bilmiyorum. Niye yalan söyleyeyim? Bak, “ümmetin beklediği,” demek ki Bediüzzaman’ın zamanında gelmemiş Hz. Mehdi (a.s). “Ahir zamanda gelecek” diyor. “Ahir zamanda gelecek zâtın,” şahs-ı manevinin değil, “üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan sarsılmaz bir imanı yaymak ve ehl-i imanı dalâletten kurtarmak yönüyle” diyor. Birinci vazifesi neymiş? Açıklıyor onu zaten; “Darwinizm ve materyalizmi yerle bir etmek ve iman hakikatlerini anlatmak.” Radyolardan, televizyonlardan, geceli gündüzlü iman hakikatlerini anlatacak Hz. Mehdi (a.s). 40 yıllık bir dönem bu, uzun bir dönem. Sonradan da Hz. Mehdi (a.s) zuhur edecektir. Risale-i Nur’a göre böyle, hadislere göre böyle. Adam der ki; dünyanın haline bakıyoruz; küresel güçler, küresel dünya, bilmem ne falan, var ya öyle edebiyat yapıyorlar, “buna göre imkansız” diyor adam. Konuşuyor, var öyle bir tip, gördük. Fethullah Hoca’nın talebelerinden de var öyle bir tip, hatta eleştirmiştik. “Küresel güçler var, İttihad-ı İslam diye de bir şey olmaz, herkes kendi dinini yaşar. İslam’ın dünya hakimiyeti diye böyle bir konu yoktur. Hiç boş yere çabalamayın. Hz. Mehdi (a.s) da gelmeyecek, Hz. İsa (a.s) da gelmeyecek böyle idare edeceğiz” diyor. Ne yapacağız? “Tesisler kuracağız” diyor. Kaplıcalara gidecek, dizinin ağrısını gidermeye çalışacak, sırtını ovduracak kireçlenmeye karşı falan; orada çay bahçesinde çayını içecek, turlayacak. Arada sırada Risale-i Nur’dan, haftada bir kere, birkaç sayfa birisi okuyacak, uyuklayacak onlar da okurken. Uyuyor zaten adamlar, yan gelip yatıyorlar. Bazı yerlerde var, gidenler görmüşlerdir. Bak,“ümmetin beklediği, âhir zamanda gelecek zâtın üç vazifesi,” üç tane vazifesi var, adamlar bire indirmeye çalışıyor vazifesini.“Fakat” diyor, Hz. Mehdi (a.s) talebeleri için Bediüzzaman.“Çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin hazırlıyoruz.” ‘Hz. Mehdi (a.s) ve talebelerine zemin hazırlıyoruz.’ Bediüzzaman her yerde bundan bahseder. Hep “Ben Hz. Mehdi (a.s)’ın öncüsüyüm, ona asker hazırlıyorum, talebe hazırlıyorum, zemin hazırlıyorum. Benden 100 sene sonra gelecek…” Detay, detay, detay, defalarca 100 sene sonra geleceğini söylemiştir. Net tarih de vermiştir, “1400’de çıkacak” diyor. Çok net konuşuyor Bediüzzaman. “Darwinizmi ve materyalizmi de yerle bir edecektir” diyor. “Maddiyyun ve tabiyyun taunu yerle bir edecektir” diyor.
“Ahirzamanın en büyük fesadı zamanında,” yani Suriye karışmış, Libya karışmış, her yerde kan gövdeyi götürüyor, dinsizlik diz boyu, “ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek,” şahs-ı manevi değil bak, zat;“ve o zat da,” şahs-ı manevi değil, zat, “o zat da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.” “Seyyid olacaktır” diyor. Ne zaman gelecekmiş? “Ahir zamanın büyük fesadı zamanında gelecek” diyor. “Elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim,” hakimlik görevi yapıyor; yani mahkum değil, hakim. Bediüzzaman sürekli mahkum olmuştur ve büyük bir şereftir onun için ama hakim olmamıştır. Bediüzzaman, “hakim” diyor. “Hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak” diyor, yani dünyadaki en büyük kutup, kutbu azam olarak, “bir zât-ı nuranîyi;” bir, bir tek, “bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da,” zatlar demiyor, “o zat da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.” “Seyyid olacaktır” diyor...
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler