Adnan Oktar`ın 16 Mayıs 2011 tarihli A9 Tv ve Adıyaman Asu Tv röportajından
ADNAN OKTAR:... Bediüzzaman Üstadımız diyor ki: “İnsanda en mühim ve esaslı bir his.” Bakın, “İnsanda en mühim” en önemli “ve esaslı bir his, hissi havftır” ‘korku hissidir, en şiddetli his odur’ diyor. “Dessas zalimler” desiseci zalimler, Deccaliyet, “bu korku damarından” insanların bu zayıf damarından, “çok istifade etmektedirler” diyor. Bunu çok kullanırlar diyor. “Onunla korkakları gemlendiriyorlar.” Korkakları, at gibi gemlendiriyor diyor. “Ehl-i dünyanın hafiyeleri” ajanları, “ve ehl-i dalaletin propagandacıları” işte ehl-i dalalete mensup olan gazeteciler, televizyoncular, kimse dalaleti temsil eden. “Avamın” halkın, “ve bilhassa ulemanın” bir kısım hocaların. Bakın, “Bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar.” İt gibi korkuyor bazı hoca efendiler, it gibi, acayip korkaklar. Bakın, “Bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar.” Bazı hocaların, bazı alimlerin bu korkaklığından çok istifade ediyorlar diyor. “Korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar.” İşte, ‘derin devlet seni perişan edecek, asacak, kesecek, evlatlarını doğrayacak, kaç, kurtul, konuşma, sus, hiçbir şey yapma’ diyorlar, onlar da it gibi korkuyorlar. “Mesela, nasıl ki damda bir adama tehlikeye atmak için, bir dessas adam” desiseci adam, “o evhamlının nazarında zararlı görülen bir şeyi gösterip, vehmini tahrik edip, kova kova, ta damın kenarına gelir, baş aşağı düşürür, boynu kırılır.” ‘Sonrada gider ölürler, mahvolur veyahut zelil olur, veyahut aşağılanırlar veyahut onursuz, şerefsiz hale gelirler. Yani korkak, pısırık hale gelirler veyahut etkisiz hale gelirler veyahut güçlerini kaybederler, her anlama gelir’ diyor. ‘Korkuta korkuta tavanında, işte bak seni öldürecekler, seni asacaklar, kesecekler diye diye ta uçurumun, damın kenarına kadar gelir, birdenbire o korkuyla da kendini aşağı atar ve ölür, perişan olur’ diyor. Deccaliyet, hocalara bu sistemi uyguluyor diyor. Bakın, “Baş aşağı düşürür, boynu kırılır.“ “Baş aşağı düşürür” yani aşağılanır, onursuz hale gelir. “Boynu kırılır”, ölür diyor Bediüzzaman, Allah onu öldürür diyor, boynu kırılır. “Aynen onun gibi, çok ehemmiyetsiz evhamla çok ehemmiyetli şeyleri feda ettiriyorlar.” Mesela çok önemsiz, işte tutuklanırsın, hapse atılırsın. Hapsedilsen ne olur, yaralansan ne olur, niye bu kadar canın tatlı, değil mi? Bakın, “Çok ehemmiyetsiz evhamla çok ehemmiyetli şeyleri feda ettiriyorlar.” Yani ‘İttihad-ı İslam’a hizmeti, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışını, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişini, güzel ahlakın dünyaya hakimiyetini, barışın hakimiyetini, hakkın hakimiyetini feda ettiriyorlar’ diyor, bunu yaptırmıyorlar. “Hattâ, bir sinek beni ısırmasın diyerek, yılanın ağzına girer.” Gidiyor mesela, küfrün avucuna düşüyor. Ufacık bir şey bakın, “Bir sinek beni ısırmasın diyerek, yılanın ağzına girer” diyor. Gidiyor, en aşağılık adamların kucağına oturuyor, en ahlaksız adamların gider kucağına oturur, en azılı zalimlerin içerisine gider, yerleşir. "Cenâb-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş.” Korku damarını, hayatın sıhhati için vermiş, kendini korumak, refleks için vermiş diyor. Ama hayatın kalitesi için vermiş. “Hayatı tahrip için değil” diyor. ‘Bunlar hayatını, ahiretini mahvetmek için kullanıyorlar’ diyor. Korkuda insan ne yapar, mesela siper alırsın, dikkatli olursun, refleks gücünü kullanırsın. Peygamberimiz (s.a.v.) ne yapıyordu? Korkup, kaçtı mı haşa? Ne yaptı? İçine içine girdi olayların, içine içine girdi ve müthiş bir mücadele verdi. Ama sahabeler de onun etrafını koruyorlardı, korumaya gayret ediyorlardı, değil mi? Sahabeler de mesela zırh giyiyordu ama korkmuyorlardı. Müslüman da elinden geleni yapar, buna rağmen olacak bir şey varsa da olur. Ne olur? Canın niye bu kadar tatlı? Hz Yusuf (a.s), Allah’ın çok sevdiği Peygamber değil miydi? O dünya güzeli, sırf bir kadınla cinsel ilişkiye girmedi diye, yedi yıl hapiste yattı. Yedi yıl yattı, kabul etse yedi yıl yatmayacaktı. Onun canı tatlı değil miydi? “Ve hayatı ağır ve müşkül ve elîm ve azap yapmak için vermemiştir.” Adam hayatı ne yapıyor, ağır hale getiriyor, müşkül hale getiriyor ve elim hale getiriyor ve azap haline getiriyor, korkaklık içinde sürünüyor, it gibi oradan oraya kaçıyor, oradan oraya kaçıyor. ‘Bunun için vermemiştir’ diyor Allah. Bakın, “Hayatı ağır ve müşkül ve elîm ve azap yapmak için vermemiştir” diyor havf damarını. “Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa, hattâ beş altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârâne bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimalle havf etmek evhamdır, hayatı azâba çevirir" diyor. Ortada fol yok, yumurta yok, it gibi ne korkuyorsun? Bu kadar korkacağın ne var? “Hem, ey kardeşlerimiz, çoğunuz askerlik etmişsiniz. Etmeyenler de elbette işitmişlerdir. İşitmeyenler de benden işitsinler ki, en ziyade yaralananlar, siperini bırakıp kaçanlardır.” ‘Korkaklardır’ diyor. “En az yara alanlar, siperinde sebat edenlerdir.” Gidiyor, mutlaka Allah başına bela veriyor. Müslümanları nereye bırakıyorsun? Bu kadar çoluğu çocuğu nereye bırakıyorsun? Hanımları, kadınları, insanları, yaşlıları nereye bırakıyorsun? Ayette: “Onların uğrunda neden mücadele etmiyorsunuz?” diyor Allah. Köpek gibi kaç demiyor, Cenab-ı Allah, inşaAllah. “İttihad-ı İslam’ı savunmam, beni hapsederler. Hz. Mehdi (a.s)’ı savunmam, beni ezerler, alay ederler. Deccaliyet’e karşı olmam, CIA benim canıma okur.” CIA’in her tarafı CIA olsa kaç yazar, değil mi? Tamamı bilmem ne olsa, kaç yazar? Garibanın teki adamlar, yemek yemese ölür adamlar, doğal ihtiyaçları olan zavallı varlıklar. Bunları, oturup bu kadar gözde büyütmenin alemi ne? Allah’ın kulları, Allah’ın emrinde olan insanlar, Allah ne derse onu yapar, kaderinde olanı yapar, inşaAllah. “Namaz kılmam, işte beni işten atarlar”, atsınlar. “Allah’tan bahsetmem, beni facebook’tan arkadaşlarım siliyor.” Silse ne olur? Zaten batağa düşmüş onlar, sen niye muhatap oluyorsun onunla, değil mi? Mesela, arkadaşlarının içinde dinden bahsetmek istemiyor, “beni dışlarlar” diye, dışlasınlar ne olacak? İnşaAllah. Bakın, “yeis içinde” Bediüzzaman ne diyor? “Ümitsizlik.” Deccaliyetin kullandığı silahlardan bir tanesi de budur. “Yeis; ümmetlerin, milletlerin.” Bakın, “ümmetlerin” Müslüman bir milletin mesela. “Milletlerin” seratan, “kanser denilen en dehşetli bir hastalığıdır ve kemalata” kamil olmaya, gelişmeye mani, “ve hakikatine muhaliftir” yani her türlü olumlu, faydalı olan, güzel olan gelişmeye muhaliftir. “Korkak, aşağı ve acizlerin şenidir, bahaneleridir.”...
Dergiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...