Adnan Oktar`ın 8 Temmuz 2011 tarihli A9 Tv ve Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR: Eskiden sağ biraz, yani orta sağ güçsüzdü, soldan çekiniyordu Adnan Menderes döneminde. Özellikle o dönemlerde, sonraki dönemlerde de bazen. Bediüzzaman’a kabadayılık yapmışlardır, ama sola karşı ürkek davranmışlardır, komünistlere karşı ürkek, çekingen, tavizkar davranmışlardır. Halbuki Bediüzzaman sayesinde iktidar olmuşlardır, Bediüzzaman sayesinde güç kazanmışlardır, itibar kazanmışlardır. Komünizmin o devirde belini büken, kıran Bediüzzaman olmuştur. Dolayısıyla Demokrat Parti’ye kapı açmıştır, Demokrat Parti onlar sayesinde iktidar olmuştur. Ama Adnan Menderes rahmetli, Namık Gedik bunu unutmuş, sanki kendi kafalarıyla, kendi akıllarıyla iktidar olmuşlar gibi solu kendi yanlarına çekmeye çalışan, onlara karşı ezik, ama sağa da ağır baskı yapan onları hapse attıran, ezdiren bir politika izlemişlerdir. Bu çirkin bir tavır tabii, bayağı kötü bir tavır. O yüzden de Allah, felaket üstüne felaket vermiş, bela üstüne bela vermiştir. Adnan Menderes, bir çok beladan, ızdıraptan geçmiştir; fakat onu Allah’tan bir uyarı olarak almamıştır, Allah’tan bir felaket olarak almamıştır. Daha da Bediüzzaman’a karşı ezici, acımasız bir tavır içerisine girmişlerdir. Bediüzzaman da son derece saygılı ve sevgi dolu davranmıştır, Adnan Menderes’e karşı çok hürmetkar davranmıştır. O ne kadar hürmetkar davrandıysa Adnan Menderes’te o kadar ezilmesine kapı açmıştır. Benim haberim yok diyemez, Başbakan’dı. Çünkü İçişleri Bakanı’ndan Başbakan’ın haberi olmaz mı? İçişleri Bakanı elini kolunu sallayarak hareket edemez, ne oluyorsa hepsini biliyordu; fakat buna rağmen Bediüzzaman’ı ezdirmeye kalktı, sonucu da vahim oldu tabii.
Adnan Menderes ile ilgili bir filmimiz olması gerekiyor, bakalım.
VTR: Adnan Menderes 1959 yılında düşen uçaktan sağ olarak kurtuldu.
ADNAN OKTAR: Mucize kabilinden Adnan Menderes bu kazadan kurtulmuştur, yani net mucize olarak kurtulmuştur. Ayaklarından asılı başı yere gelecek şekilde, ayakları havada asılı o şekilde bulmuşlardır uçakta. Bediüzzaman’a en şiddetli ızdırap verildiği dönemdir o, en şiddetli saldırıların yapıldığı dönemdir. Rahmetli, ondan ibret almadı, Allah önce ayağından asılmasını sağladı, ibret almadı. Buna rağmen Allah’ın Velisine acımasızca baskı devam etti. Hücre hapisleri, hapisler, hakaretler, baskılar. Bediüzzaman; “bakın bizimle uğraşmayın felaket gelir” dedi, uyardı. “Bakın çok büyük bir felaket gelir, başınızı yer bu felaket, bizimle, benimle uğraşmayın” dedi, dinlemediler. Ve sonunda onu korumaya çalışanlar mağdur oldu, ama Bediüzzaman’ın karşıtları onu alıp astılar.
1950 yılından itibaren aktif siyasete girip vekil seçilmiş, Bakan seçilmiş Namık Gedik. Demokrat Parti’nin 10 yıllık iktidarı boyunca birkaç kez Bakan olarak hükümette yer almış. Bediüzzaman’ı en ziyade rahatsız eden, ezen kişidir. “Bütün muhalifler” diyor Bediüzzaman, “ve siyasiler” yani komünistler şunlar bunlar, sosyete falan, ehli keyif takımı, “ve siyasiler, her yerde ve her tarafta serbest olarak gezerken” isteyen eğleniyor, isteyen hopluyor zıplıyor gezerken, “Ankara’dan gelen bir emirle” Adnan Menderes ve Namık Gedik’in emriyle, “şimdi evinden dahi çıkamayacaksın denilmesi bir haps-i münferit hükmündedir.” Evinden de çıkmayacaksın diyorlar. ‘30 senedir çektiğim sıkıntıdan daha fazla sıkıntı oldu bu bana’ diyor Bediüzzaman. Sağın bir kısmında işte böyle bir şey vardır. Hem dindarların imkanlarıyla iktidar olurlar, imkan sağlarlar, hem de böyle dindarlara karşı böyle tavır alırlar. Bunu Adnan Menderes hükümetinde çok gördük.
Adnan Menderes’in uçak kazasına dair film orijinal bir film, çok önemli. “Menderes hayatta, 16 tane ölü var. Feci kaza çok kesifsiz hüzün oldu” diyor. “Basın yayın vekili Somuncuoğlu ölüler içinde” diyor. Hürriyet Gazetesi o zamanlar yayınlamış, 18 Şubat 1960. “Uçak kazasını yaşayan Rıfat Kadirzade dün faciayı anlatıp ‘başvekilimi uçaktan güç kurtardım.’” Bunun oluş sebebi de yine hikmetledir. Bediüzzaman’a en şiddetli saldırıların olduğu dönemdir. Ne zaman Bediüzzaman’a bir saldırı olsa büyük felaketler yaşanmıştır. Çok büyük felaketler yaşanmıştır, herkes bilir, tek tek sayayım isterseniz. Yani velinimeti olan bir insana tavır almışlardır. Adnan Menderes’e sürekli çok güzel haberler göndermiştir. Fakat yüzüne karşı başka söylenmiş, arkasından bambaşka tavır gösterilmiştir. Ankara’ya geliyor, Emniyet Müdürü kapıda karşılıyor Ankara’nın girişinde “Efendim, buraya giremezsiniz.” Niye, kendi vatanı değil mi? Adam mı öldürdü, gasp mı yaptı, soygun mu yaptı? İt kopuk geziyor, çakallar geziyor, her türlü ahlaksızlığı, şunu bunu yapanlar geziyor. Bu mazlum, tertemiz, efendi, büyük âlim, bu değerli insan gezemiyor, onun suçu ne? Nasıl kendi vatanında özgür olamaz da gelemez? Nasıl bir laftır bu? Nitekim onu, mübareği koymadılar Ankara’ya. İçişleri Bakanı Namık Gedik. 20 Mart 1960 yılında Ramazan’ın son 10. günü Üstad Said Nursi Hazretleri çok ağır hasta vaziyette Urfa’ya gidiyor. Namık Gedik talimat veriyor oradan götürülmesi için. Adnan Menderes de, “benim haberim yok” diyor. Nasıl haberin olmaz senin? İstihbarat senin elinde, bütün polisin istihbaratı senin elinde, herkes senin ağzının içine bakıyor, Başbakan’sın, nasıl haberin olmaz? Haberin bayağı iyi var, öyle bir şey yok. Bu bir taktiktir. “Haberimiz olsa bambaşka olurdu.” Nasıl haberin yok? “Namık Gedik bunun için herhangi bir imkan bulamadıklarını söyleyen Urfa valilik makamına ‘çöp arabasıyla olsa da göndereceksiniz’” diyor. Adamlar; “nasıl gönderelim efendim?” diyorlar. Adamlar ehli vicdan tabii. Bu olaydan kurtulmaya çalışıyorlar, hasta çünkü. Çöp arabasıyla; bu bir hakarettir. “Bu sözü haber alan Said Nursi Hazretleri, Namık Gedik’in.” Üstad Hazretleri’ne, Bediüzzaman’adiyorlar ki; “efendim sizi çöp arabasıyla da olsa götürmemizi söylemişler.” Bak ne diyor Bediüzzaman; “Namık Gedik kendi başına geleceği söylemiş” diyor, dehşet ifade. Bak, “kendi başına geleceği söylemiş” diyor Bediüzzaman, “çöp arabasıyla götürün” deyince. Kardeşim bu çok harika bir şeydir, bu çok hayret edilecek bir şeydir. “Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri 3 gün sonra Urfa’da vefat etti.” Allah rahmet etsin, gani gani rahmet etsin. Son 1300 yılın en büyük alimi. İki ay sonrasında Bediüzzaman diyor ki; “ben gidiyorum, onlar da gidecek. Ben destek oldum ama onlar bunu anlamadılar. Ben gidiyorum, onlar da gidecek” diyor. Eliyle ters çevirme işareti yapıyor. “İki ay sonrasında, 27 Mayıs darbesi yapıldığında tutuklanan Namık Gedik; İçişleri Bakanı evinden alınarak harp okullarına götürülüyor.” Onu harp okuluna gönderen de Allah. Yani insan götüremez onu, Allah götürür, insanı vesile eder. Namık Gedik hapsedildiği odanın penceresinden atlayıp intihar ediyor. Onu oradan atlatan da Allah, pencereden aşağıya iten de Allah. Parçalanan vücudu aşağı düşüyor. Acil kaldırmak istiyorlar, ne yapalım gibisinden. Araba yok, bir tek orada çöp arabası var, acilen çöp arabasına konuyor, çöp arabasıyla hastaneye kaldırılıyor ve yolda ölüyor. Bediüzzaman ne demişti? “Kendi sonunu anlatmış” dedi, değil mi? Çöp arabasıyla ilgili olarak “kendi sonunu anlatmış” diyor. Aynen bu şekilde olmuştur. Sen, Allah’ın velisine nasıl bunu yaparsın kardeşim? Ve nur gibi insan, kuzu gibi insan nasıl kıyıyorsun sen bu insana? Vatanın, milletin birliği, bütünlüğü için uğraşıyor. Rahmetli Abdülhamit de, o da hayret vericidir. O da akıl hastanesine gönderdi Bediüzzaman’ı o devirde. Onu da alaşağı ettiler Abdülhamit Han Hazretleri’ni de. Onu da ben çok severim Abdülhamid Han Hazretleri’ni. Ama bakın Bediüzzaman’a yaptıklarından dolayı o karşılığı almıştır, yani elinden alınmasının sebebi odur. Allah’ın velisiyle uğraşılmaz. Akıl hastanesinde ne işi var Bediüzzaman’ın? O zamanlar gayri Müslim bir doktor, “tam akıllıdır, hatta dahi” demiş. Ve çıkarıldı hastaneden, ki rezalet bir ortama, çok garip bir ortama konulmuştu Bediüzzaman.
Namık Gedik, merak ediyorlardır resimlerini göstereyim.
Böyle hem çok yakışıklı, hem de çok akıllı olduğu kanaatiyle Bediüzzaman’ı pek kaale almadı. Halbuki onun sayesinde oraya geldi. Onun vesilesi ile oraya geldi.
Üstad 1959’da Menderes’le görüşüp, ona gelecek olan belanın, tehlikenin detayları hakkında bilgi vermek istemiş Bediüzzaman. Geleceği Allah ona gösteriyor, inşaAllah; Cenab-ı Allan’ın dilemesiyle. Yani alacağı tedbirleri söylemek için görüşmek istemiş. Menderes tabii nezaketiyle bağlantı kurmuyor. Erbakan Hocamız olsa, baş tacı ederdi mübarek, rahmetli. Şehidimiz, mübarek bağrına basardı, değil mi?
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, doğru söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Bakın, “Üstad Bediüzzaman ikinci defa Menderes’le görüşmek üzere Ankara’ya giderken yolda durduruldu.” Kim durduruyor? Namık Gedik. Namık Gedik’in üstünde kim var? Adnan Menderes. Ama böyledir bu olaylarda. ‘Arkadaş, nereden benim haberim olsun? Biz zaten sizi çok seviyoruz, ama baksana adamı kontrol edemiyoruz.’ Böyle bir paslaşma modeli vardır. Bunun üzerine Üstad bak ne diyor: “Menderes yanlış yaptı” diyor. Kardeşim, Allah’ın velisine sen bunu dedirttin mi, Allah vermesin, bela yağmur gibi yağar ondan sonra. “Bizi anlamadılar” diyor, Bediüzzaman. “’Bizim onlara olan duamızı, himmetimizi anlamadılar.’ İki elini birbirinin etrafında döndürerek, ‘onlar da şöyle olacaklar’” diyor. Yani, ‘altları üstüne gelecek, yıkılacaklar’ diyor Bediüzzaman. Onlar da acayip rahat, son derece rahat, kendinden emin. Kardeşim bir kere, Nur talebeleri hükümetin felsefi zeminini yapmışlar Anadolu’da. Komünist düşünce ezilmeden sağ iktidar olamaz. Sağa nefes aldırmaz komünist düşünce, çünkü moral güçle ayakta duruyor. Bediüzzaman, komünizmin moral gücünü yıkmıştır o dönemde. Moralleri kalmadı, kavruldu adamlar. Bayağı kasılıp kaldılar.
Web siteleri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Sokak Röportajları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler