Adnan Oktar`ın 13 Temmuz 2011 tarihli A9 Tv, Samsun Aks Tv ve Tv Kayseri röportajından
ALTUĞ BERKER: Zaman Gazetesi’nden Etyen Mahçupyan, terörist başı Öcalan’ı öven bir yazı yazmış. Öcalan’ın, başbakan Erdoğan gibi gelecek ufku olan, hedeflerine ulaşmak için siyasi sorumluluk alabilen, toplumun zihin kanallarını açan bir lider olduğunu güya ve bugün hala yaşıyor olmasının Türkiye için büyük bir fırsat olduğunu belirtmiş. Ayrıca PKK’lıların yıllardır ülkenin bölünmesine yönelik bir talep dile getirmediklerini, dolayısıyla Öcalan’a “bölücü başı” denmesinin yanlış olduğunu, vurgulamış. Öcalan’ın barış konseyi önerisinde büyük ihtimalle hükümet tarafından desteklendiğini ve Öcalan’ın dediği gibi bir “uzlaşmaya varıldığını” söylemiş.
ADNAN OKTAR: Bu adamı legal hale getirmek için ne kadar çırpınıyorlar. Bir kere komünist adamın barışla işi olmaz, yani Marksist, Leninist ise barış olmaz, mümkün değil. Şimdi Marksist, Leninist düşüncedeproletarya diktatörlüğünün olması için şiddet mecburen vardır, kan dökmek mecburen vardır. Adam ya komünist değildir, komünist ise kan dökmek mecburiyetindedir, şiddet mecburiyetindedir; onların inancına göre. Polise saldırmak, askerlere saldırmak Lenin’in talimatıdır. Adamlar diyor ki, biz Marksist, Leninist değiliz, ayrı kafadanız, o ayrı mesele, o tamam. Ama Marksist, Leninist bir partidir PKK ve Stalinist’tir. Stalinist, zaten Leninizm’in uygulayıcısıdır, yani tavizsiz uygulayıcısıdır ve akıl almaz kan dökmüştür. Ama onlar diyorlar ki, “kardeşim bu Rusya’da feodal yapıdan kapitalizme geçmeden, direkt komünist kafaya atladıkları için, bunlar tepetaklak düştüler” diyorlar. Şimdi PKK’lılar da diyorlar ki, “biz kapitalist safhayı geçtik, feodal yapıyı da geçtik, şimdi bakın görün nasıl komünizmi dünyaya getireceğiz” diyorlar. Getirirdiniz de, deccallikte yapardınız da, Hz. Mehdi (a.s.) çıktı. Size nal toplatacak Hz. Mehdi (a.s.), nal. Hz. Mehdi (a.s.) olmasa yapardınız, doğru. Hakikaten yapardınız, dünyaya da hakim ederdiniz komünizmi. Size söylüyorum, komünizmin K’si kalmayacak, Darwinizmin D’si kalmayacak. Ben Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebesiyim, öncüsüyüm. Bak benim faaliyetlerimle adamlar nasıl dehşete kapılıyorlar, hackciler çekciler zıplıyor karşımızda. Abdullah Öcalan’ın propagandasını yapmasın. Kardeşim aşağılayarak, haraket ederek konuşmak üslubum değildir, ama samimi olarak söylüyorum, hakikaten tipik hanzo Abdullah Öcalan. Başka cümle bulamıyorum. Küt, sanattan anlamaz, estetikten anlamaz, güzellikten anlamaz, bilimden anlamaz. Oradan buradan toplamış, yok önderlik, yok parti falan, üç-beş tane onun cümlesi var, çok hoşuna gidiyor, duruyor duruyor aynı lafı söylüyor. Önderlik, önderlik, önderlik… Önderle gönderle olacak iş değil bunlar, bırakın bunları, laf değil bunlar. Parti, tabii o teşkilat, örgüt bunlar, mafya yapılanmasına bunlar parti diyorlar. PKK parti değildir, mafya yapılanmasıdır, yani cinayet örgütüdür, nerenin partisi? Şimdi bunların, iki ileri bir geri taktiği var ya Lenin’in, diyor ki Lenin; “çekici vurdun mu bir yere, çekiç bastırılmaz, geriye çekilir” diyor. İşte bunların dediği barış bu, şimdi çekici geriye çekiyorlar. “Daha kuvvetli vurmak için, şöyle iyice bir, asılmak lazım” diyor Lenin. “Çekici vurdun mu, bastırılmaz” diyor, iki ileri bi geri taktiği. Şimdi bu arkadaşlar da işte, Zaman Gazetesi’nde mi yazıyor bu çocuk? Bak ya, Fethullah Hocam da garibim, canım ciğerim orada esir oldu adeta. Bu adamlar da bu arada gazeteyi ele geçirdiler. Öttürüyorlar bak, Şahin Alpay’lar bilmem neler falan, adeta borazan haline geldi; gazete gitti ellerinden Allahualem. Televizyon da gitti, oraya da o şaşar beşer Faruk Beşer’i getirdiler. Neyse onların hepsi düzelir, Allah sağlık-sıhhat versin Fethullah Hocamız’a. Şimdi bu arkadaşları, arkadaş… İman ederlerse arkadaşım olurlar, cinayet işlemediyse. İnşaAllah akıllanırsa, tövbe ederlerse, inşaAllah. Şimdi komünizmle barışın imkansız olduğunu geçenlerde anlatmıştım, yine anlatayım istiyorsanız? Lenin’in Marks’ın ifadelerinden efendim, Stalin’in ifadelerinden anlatayım. Şimdi bu kişilerin barışa ihtiyacı var, orda bir federal devlet kurmak istiyorlar. Federe devlet kurulduktan sonra zaten arkası kolay, o bitti demektir, yani özerk bölge. özerk bölge dersen konu biter, o çok kolaydır. Tak tak sıçrarsın, yani çekirge gibi hoplamaları gerekiyor, bir iki üç, üçüncüde biter. Adamlar bayrağımız olsun diyor. Türk bayrağı da olsun, bize para da versin diyorlar hükümet. Şimdi bunu niçin istiyor biliyor musun? Yeterli bütçeye sahip olamayabiliriz, yani hazır para geliyorken niye reddedelim? Bayraklarını asıyorlarsa assınlar, diyorlar. Türk bayrağı asılsa bir şey olmaz, zaten devlet bizim olacak, idare de bizim olacak, benim Kürt kardeşlerimin de tepesine çökecekler. O benim başı örtülü annelerimi falan komünist yapmaya çalışacaklar, sakallı dedelerimi komünist yapmaya çalışacaklar. Ondan sonra o arada da Türkiye bol bol para da verecek; onların planı o. İyice palazlandıktan sonra diyecekler ki, ya şunun adını koyalım ya, artık iş bitmiş işte Türk bayraklarının ne işi var burada diyecekler. Zaten yakıyorlar Türk bayraklarını orda burada. Çekin Türk bayrağını, meclisimizi de kurduk diyorlar. Diyarbakır‘ı da başkent düşünüyorlar. Ha Konya ha Diyarbakır? Diyarbakır koçyiğit doludur, Mardin koçyiğit doludur. Benim canlarımı, kardeşlerimi siz gasp etmeye kalkıyorsunuz. Müsaade yok, böyle bir şey olmaz. Gök kubbeyi tepenize geçiririz. En az 20 milyon Türk genci, askeri olarak devletin emrinde hazırız, 20 milyon! Oluk gibi kanımız aksın,oluk gibi, feda olsun. Bir karış, bir karış toprak vermeyiz, mümkün değil, söz bir Allah bir. Mümkün değil, bunu unutacaklar. Benim oradaki annelerimi ben komünistlerin eline vereceğim, öyle mi? Oradaki canım kız kardeşlerimi, koçyiğit kardeşlerimi, küçücük çocukları komünistlerin eline vereceğim, mümkün değil! Bunu unutacaklar, devleti böldüreceğiz, öyle mi? Memleketi böldüreceğiz, mümkün değil. Devlet emreder, seferberlik olur, tak hepimiz asker oluruz; kadını, kızı, çoluğu çocuğu zinde böyle çakı gibi. İster Amerika‘nızı getirin, ister bilmem neninizi getirin, ister yedi dedenizi getirin, vız gelir tırıs gider. Ha evet akıtırsın kanı, 70 milyonu şehit edersin, tamam senin olsun. Bunun dışında olmaz. Oturuyorlar, kıytırık gazetecilerle bizi korkutmaya çalışıyorlar; tıfıl, böyle ürkek, gölgesinden korkuyor yani adam. Bıraksınlar bunları. Şimdi bunların barış istemelerinin nedeni şu; ulan barış zaten istenir, zaten İslam’ın emridir. Slim, İslam barış demektir zaten. Slim, kelime kökeni o, barıştır. Müslüman zaten barışçıdır.Yalnız adamların barışa niye ihtiyacı var söyledim. Lenin diyor ki, “bak çekici vurdum mu bastırılmaz” diyor. Ne yapacakmışsın? “Geriye doğru asılacaksın daha iyi vurmak için” diyor. İşte bunların barış dediği bu. Şimdi federal devleti bir kuralım, sonra bir daha bir devlet olalım, diyor. Zaten bu kafayla olacak gibi görüyorlar kendilerini. Sonra diyecekler ki Kızıl Çin’e; “ya ordu kurduk ama ne tankımız var, ne uçağımız var, ne bir şeyimiz var. Gelin siz de buraya tesis kurun, üs kurun, yani kızıl Çin de kurabilir, efendim Rusya da kurabilir istiyorsanız, Kuzey Kore de istediği gibi çalışma yapabilir. Şöyle bir roketlerle falan buraları bir süsleyelim, ondan sonra obüs toplarıyla, ağır silahlarla bir donatalım.” Bütün o PKK’lı teröristlerin tamamını subay yaparlar söyleyeyim, tamamını. Suriye’de ne kadar komünist varsa bilmem ne, hepsini toplayacaklar, dev bir komünist ordu düşünüyorlar; kızıl ordu, kızıl komünist ordu; ağır silahlarla donatılmış. Türkiye’ye de silah ambargosu düşünüyorlar. Sonra diyecekler ki, komünist olduk biz, orduyu da kurduk, militanlarımız da var, biz bunun için mi yaşadık bütün ömrümüz boyunca? Madem komünistiz proletarya diktatörlüğünü kurmamız gerekmiyor mu? Devrim ihracı gerekmiyor mu? Biz devrimciyiz, diyor adamlar, devrim ihracı gerekiyor. Sonra? Hadi bakalım bir Suriye’ye; Türkiye zaten, bir avuç Türkiye kalmış olacak onların kafasına göre, bir Adana’ya kadar girelim diyecekler. Bastıralım şöyle Trabzon’a doğru, Samsun’a doğru bir koridor oluşturalım, bunda bir şey yok, diyecek adamlar askerlere. Bu kadarla kalacak, kafanızı takmayın. Sonra bir lokma daha Ankara’ya, bir lokma daha İstanbul’a, bunu düşünüyorlar, plan bu. Biz de söylüyoruz, eğer sıkıyorsa çıksınlar ortaya bakalım. Bakın devlet emretsin, 24 saatte yirmi milyon genç hazırız. Onun bir prosedürü var, Savunma Bakanlığı emrediyor. Emrindeyiz devletin. Münasebetsizliği bırakacaklar, macera aramayı da bırakacaklar. Tek tek de buluruz bakın söyleyeyim. Banyo yaptıkları yere kadar da girer-buluruz ayrıca, öyle bir konu olmaz. Hani kaçarız-kurtuluruz, öyle bir konu yok. Yabancı ülkelere de kaçsalar, yine buluruz. Densizliği bıraksınlar, ama fikir düzeyinde tartışırım, buyurun gelin tartışalım; televizyonlara çıkıp, radyolara çıkıp tartışalım. Fikir, sonuna kadar açığım, anlatın. Karşılıklı konuşalım. Getirin bana kitap, okuyun. Ben de size kitap vereyim, okuyalım. Ama ‘zorla biz bu işi yapmaya kalkışırız’ derseniz, senin bileğinden yüz misli kuvvetli daha güçlü bilekler vardır. Derler ya; “el sillesini yemeyen kendini bir şey zanneder.” Biz devlet, millet olarak çok müşfik, merhametliyiz, affediciyiz, mazlumuz. Ama dinimize, imanımıza, mukaddesatımıza, namusumuza, haysiyetimize, bayrağımıza, vatanın bütünlüğüne kast edildiğinde nevrimiz döner, bambaşka bir şey oluruz. Aman ha aman, hiç tavsiye etmem. Akıllarını başlarına alsınlar. Nerede görülmüş böyle kabadayılık? Kardeşim ölüm şereftir. Çok beter bir şey bu ya. Vatan, millet, namus, din iman hepsini alacağız diyor adamlar. Yani öyle dehşetli bir şey ki bu düşünen bir insanlar için, birçok insan için. Ben dehşete düşmem de, birçok insan için dehşet vericidir. Bu dehşeti ben vatandaşıma yaşattırmam, bunu bilecekler. Bunu unutacaklar, inşaAllah. Münafıklar bir yandan, komünistler bir yandan, PKK bir yandan, kudurdular kardeşim. Her yer kaynıyor fokur fokur yani. Başbakan’a, Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi’ye, şefkat ile yaklaşmak lazım. Şimdi onun etrafında güçlü bir kadro var, onu da yalnız bırakmaya çalışıyorlar. Kardeşim başbakan tek başına ne yapsın ya? Tek başına olmaz. Onu moral yönden, manevi yönden desteklemek gerekir. Yalnız bırakılır mı, ya ne yapıyorsan yap denir mi? Sürekli aleyhine konuşuyorlar. Ne yapmasını istiyorsunuz yani? “Alın sizin olsun” mu desin, ne yapsın yani? Onun için aklı başında gençlik, hangi partiden olursa olsun; ben AK Parti’li değilim, ama vicdanen; ki benim aleyhime o kadar çok olaylar gelişiyor ki, anlatmayla bitmez. Yargıda, şurada burada her yerde aleyhime gelişiyor olaylar, yani benim hükümetten hiçbir istifadem yok, hep aleyhime. Ama vatanın, milletin menfaati benim için daha büyüktür, ben kendimi düşünmüyorum. Onun için düşündüm, şimdi bu insanın sürekli üstüne gidiyorlar. Bakıyorum, Cübbeli ayrı üstüne gidiyor, bilmem kim ayrı üstüne gidiyor. Dindarlardan da böyle garip tavırlar gösterenler var. Kardeşim sırası mı? Ne kadar zor bir durumdayız, ne kadar tehlikeli bir durum var. Böyle bir durumda böyle bir şey yapılır mı? Velev ki hatası olsa; olabilir insanlık hali, sırası mı şimdi ya? Onun için birleştirici, bütünleştirici bir tavır içerisinde olmak lazım ve fikir ile halletmek lazım. Komünizme karşı mücadelede ısrarla ilaç verilmiyor. Kardeşim komünist düşünce Güneydoğu’da fikir ile gelişiyor, anlatarak geliştiriyorlar adamlar. Gece gündüz yoğun propaganda yapılıyor. Susmak için buna sebep nedir? Fikrinize mi güvenmiyorsunuz? Bize bırakın o zaman, biz yapalım. Fikrine güveniyorsa o adam zaten galip gelir. Adam diyor ki, ben komünistim, çorba içer misin diyor o da; dalga geçer gibi yani. Çorba iç iyi gelir, diyor. Adam Marksist, Leninist olduğunu söylüyor, proletarya devriminden bahsediyor, annen sana çorba yapsın, evlendirelim seni, diyor. Alay ediyor adeta. Öyle üslup olur mu kardeşim? Çorbayla komünizme karşı nerede mücadele yapılmış? Duydum yani, ananızın çorbasını için iyi gelir size, diyor. Evlendirelim sizi, sizin sorununuz bu; evlenememek, çorba içememek falan, diyor. Ayıp yapıyorsunuz, hiç yakışıyor mu size, koskoca gençsiniz, diyor. Komünizme karşı dünyada nerede görülmüş böyle bir mücadele yapıldığı? Tabii ben hakaret edilsin falan demiyorum, hakaretlerle bir şey yapamazlar, gıcık hareketlerdir. Ben mesela Apo’ya hanzo diyorum, ama karşılığı olmadığı için diyorum. Hayret yani, göbeğini kaşıyor kardeşim, zır cahil, hakikaten cahil. Haşır haşır ağzını, burnunu karıştırıyor bilmem ne. Yabancı gazeteciler falan var, bacaklarını ayırmış, göbek dışarı fırlamış böyle, inanılır gibi değil, el pençe duruyorlar karşısında adamlar. Hayrettir yani. Üç-beş komünist ağzı vardır klasik, onu kullanıyor, onlar da büyülenmiş gibi onu dinliyorlar. İşte Fransız Devriminden bahsediyor bilmem ne. İşte Fransız Devrimi’nden falan bahsediyor, Fransız devrimini yapanlar masonlar. Şu anda da dünyaya hakimler, birçok yere hakimler. Şimdi biz onları düzgün yola getirmeye çalışıyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Terörist başının esas nereden korktuğu konusunda, yani fikri mücadeleden ve bilimsel mücadelenin kendisini çökerteceğini anlamış ki, sizden bahsediyordu kitabında.
ADNAN OKTAR: “O, Adnan Hoca MİT elemanı, MİT mensubu” diyor. Ulan ben İstanbul’da MİT’in binasının yerini bile bilmiyorum. Hakikaten bilmiyorum, samimi olarak bilmiyorum. Ankara’da da bilmiyorum. Ben Ankaralıyım ama o yeri hiç bilmiyorum. Hayır şeref duyarım, onur duyarım MİT mensubu olsam ayrıca, öyle bir sorun yok da... “Devlet Osmanlı döneminde de böyle alimlerin, filozof alimlerin etkisinde kalmıştır, onların yönlendirmesine göre hareket etmiştir, şimdi de öyle oluyor” diyor, kitabında yazıyor. Devletimizin zaten milli politikasıdır birlik ve bütünlük içinde olmak. Kardeşim ben Diyarbakır’a neden pasaportla gideyim, kafa mı şu ya? Biz pasaportları kaldırmaya çalışıyoruz, vizeyi kaldırmaya çalışıyoruz, adam da pasaporttan bahsediyor.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam söylediğiniz gibi, Gürcistan’da pasaport kalktı, vizeler altmış ülke üzerinden kalktı. Dört sene önce siz söylerken, kimse bunu düşünemiyordu bile, zikrini bırakın, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama Güneydoğu’da özgürlük sonuna kadar olsun benim canlarıma, her yer özgür olsun. Bayındırlık en güzel şekliyle olsun. En güzel yiyecekleri yesinler. Huzur içerisinde yaşasınlar, benim canlarım onlar. Hatta benim kendi imkanlarımı alsınlar oraya götürsünler ben bunu isterim. Rahat olsunlar, ben o konuda kardeşlerimin mutlu olmasından sevinç duyarım. Dağlar onların olsun. Koyunları otlatsınlar, sığırları otlatsınlar, Kürt çadırlarında oturup sohbet edelim. Zılgıt çeksinler, halay olsun, sıra gecesi yapalım, şahane olur. Onlara zulmedenlerin de Allah ellerini kırsın. Benim Kürt kardeşlerime kim zulmediyorsa Allah ellerini kırsın. Allah hidayet versin, hidayet vermiyorsa Allah göçertsin onları. İddia edilen Ergenekon terör örgütü benim canlarımı orada ezim ezim ezdi. Adamlar psikopat, manyak. Niye ezdiler biliyor musun? Bak ayrılmazsanız böyle canınızı yakarız diyorlar, özetle olay bu. Yani gece gündüz sizin böyle ağzınızı burnunuzu kıracağız, işkence edeceğiz, canınızı yakacağız. Nasıl kurtuluruz söyleyin bana? Bölünerek diyorlar. Bölünün o zaman, yoksa size rahat vermeyeceğiz, diyorlar, olay bu. Onun için işkence yaptılar. Bak hepinizi vuracağız teker teker, diyor. İşkence yapacağız, Filistin askısına asacağız, canınızı yakacağız, kurtuluş elinizde. Bölünün kurtulun, yoksa size rahat vermeyeceğiz, diyorlar. İddia edilen terör örgütünün kafası bu. Manyak bir örgüt, manyak. Ne istediklerini insan anlayamıyor. Yani bu nasıl bir mantıktır, bu nasıl bir düşüncedir inanılır gibi değil. Şeyhim buyur sen bir şeyler söyle.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Deccal komitesi diyor Üstad Hazretleri diye anlatmıştınız, inşaAllah bu tür yapılanmalara.
ADNAN OKTAR: Evet, “kahraman ordu, imanlı millet” diyor Bediüzzaman. “Hakikat hali göreceği, Kuran’ın nuruyla hakikat hali göreceği ve bu dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor. Kahraman ordu zincirlerinden kurtuluyor, rivayet bunu gösteriyor” diyor. Deccaliyet ortalığı sardı. Kahraman ordumuzun içinde tabii acayip insanlar olabilir, sürekli düzeltiyorlar. Ama orduya iyi sahip olmak lazım. Çok iyi sahip çıkmak lazım kahraman askerlerimize, paşalarımıza, değil mi? Onlar bizim canlarımız. Cins tipler olursa, zaten onları oradan ayırır, o sorun değil. Anadolu’nun, milletin bağrından sürekli o Peygamber ocağına akış var, inşaAllah. Sevgiyle, şefkatle yaklaşmak gerekiyor. Ordumuzun moralinin çok güçlü olması lazım, inşaAllah.
İlanlar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler