Adnan Oktar`ın 15 Temmuz 2011 tarihli A9 Tv ve Kocaeli Tv röportajından
ADNAN OKTAR: “Hocam merhaba. İzmir’den Can Dirgen; Biz doğmadan önce neydik?” Ruhtuk. Kalu belada Allah’a söz verdik. “Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum vardığım sonuç; çıkaramadım Hocam. Ölümden sonra ne olacağız?” diyor. Ölümden sonra bu gördüğün sistem daha değişerek, devam edecek. Yani bu gördüğün görüntü o kadar net değildir. Daha keskin olacaktır. “O gün görüş keskindir” diyor Allah. Ama burada şu an dünyayı tanımakla meşgulüz. Yani güzel ahlakı öğrenmiş oluyor, nimetin kıymetini öğrenmiş oluyoruz. Mesela bardağın kıymetini öğreniyoruz. Allah diyor ki; “ahirette kadehler vardır” diyor. Kadehi biz dünyada seviyoruz. Onun için biz kadehi orada severiz. Yoksa kadeh bizim için bir şey ifade etmez. Mesela burada arabayı seviyoruz, cennette de araba var. Onun için hoşumuza gidecek, öğrendiğimiz için. Mesela çiçekleri burada seviyoruz, böcekleri burada seviyoruz, kuşları burada seviyoruz. Cennet o zaman bizim için bir anlam kazanmış oluyor. Öğrenmeden gitsek, başka türlü olurdu. Yani gücü daha zayıf olurdu, çok zayıf olurdu. Ama şu an gücü çok yüksek inşaAllah. Bilimsel yönden bakacak olursan da, hiçbir ses, hiçbir görüntü hiçbir şekilde kaybolmaz. Yani teknik olarak, bilimsel olarak mümkün değildir. Çocukluğumuzdan itibaren gördüğümüz hiçbir görüntü, hiçbir ses hiçbir şekilde sonsuza kadar kaybolmaz. Teknik yönden de bu böyledir, imkansızdır, yok olmaz. Sürekli Allah’ın hıfzındadır, kalır, inşaAllah. Allah’ın kendimizi bize tanıtması gerekiyordu. Bize şu an tanıtıyor. Bizim ne olduğumuzu kendimize gösteriyor. Kalu belayı şu an hatırlayamıyoruz. Nasıl hafızasını kaybetmiş bir insan geçmişi hatırlayamıyorsa, biz de hatırlayamıyoruz. Ahirette kalu belayı hatırlayacağız. Ama kalu beladaki hayatta bir imtihan yok. Bu dünyadadır imtihan. Burada imtihanımız bitmiş oluyor, inşaAllah. Bakın mesela Allah, kalem yaratmış, çiçek yaratıyor beynimizin içinde. Bir güç düşün ki detay detay birçok şey yaratmış. Mesela bunu gayet süslü şekilde yaratmış. İçlerinde hava kabarcıkları meydana getirmiş hoşumuza gitsin diye. Hepsi görüntü olarak bizim içimizde mevcut şu an. Dışarıdaki asıllarında böyle bir ışık yok. Bu şekilde değildir dışarıdaki asıl. Simsiyah karanlıktır. Beynimizde, pırıl pırıl aydınlanır. Lacivertin çok güzel tonları, kırmızının tonları var. Ama beynimizin dışında böyle görüntü yok. Beynimizin dışında simsiyahtır görüntü. Madde saydamdır. Işık verilmiş olsa, saydamlığı görürsün. Cam gibi saydamdır, bu şekilde değildir. Ama ışık yok dışarda. Işık yok, ayrıca renk yok. Renk, ışık ve biçim hepsi beynimizde yaratılıyor. Beynimizde bu kadar detaylı yaratılması. Mesela kalemin kapağı ayrı detaylı yaratmış, uç kısmı ayrı yaratılmış. Yazı yazacak şekilde yaratılması ayrı. Yazı yazmaya bir niyet ediyoruz, kalem havada geliyor, yazı yazmaya başlıyor. Gönlümüzden ne geçerse Allah yazıyor. Mesela bir şey konuşmak istiyoruz, niyet ediyoruz, Allah o sesi yaratmaya başlıyor. Biz konuşmayız, Allah konuşmayı yaratır. Biz kalben istiyoruz, dua ediyoruz. Hemen Allah o sesi yaratıyor. Mesela su içmek istiyoruz, su bardağını Allah kaldırır, getirir ama eli sebep yapar. Mesela kaldırıyor, getiriyor eli sebep yapıyor. Bardak havalanıyor. Çok büyük bir mucizedir bu. Cennette el sebebi kalkıyor. Ele ihtiyaç yoktur. Bardak kendiliğinden gelir, sana su içirir. Ama bu dünyada mutlaka bizim eli görmemiz lazım. Dünyada mutlaka bizim eli görmemiz lazım. Yoksa şimdi burada bardak havaya kalksa, ekran başındakiler de bayılır, siz de bir acayip olursunuz. Çünkü alışılmışın dışında bir şey. Halbuki sistem aynıdır. Hiçbir farkı yok. Sadece el kullanıldığı için, el sebep olarak oluştuğu için, böyledir. Görüntü beynimizin içinde oluyor. Mesela yandan biraz bastırsak gördüğümüz görüntü oynar. Adam “karşımda duruyorsun” diyor. Karşında duruyorsa, bastığında niye oynuyor o görüntü. Nerede oynuyor o görüntü o zaman, değil mi? Karşısındaki insana bakarken gözünü kapatsa insan, bastırsa görüntü bir ileri gider, bir geri gelir. Sen “sabit duruyorsun” diyorsun. Sabitse oynamaması lazım. Demek ki, beyninin içindeki görüntüyle konuşuyorsun sen. İnsanın kendisi de, karşısındaki insan da aynı yerdedir. Beynin içinde aynı yerde olur. Mesela ben sevimliyle konuşurken, psikoloji eğitimi aldığı için biliyordur, onun görüntüsü ile benim görüntüm de beynimde aynı yerde. O da beni beyninde, aynı yerde görüyor. Bu çok acayip bir sistemdir. Mesela pırıl pırıl ışık yaratılıyor özel şu an. Beynimiz bunu böyle yorumluyor, Allah öyle yaratıyor. Yoksa dışarıda ışık diye bir şey yok, sadece dalgalar var. Gelen dalgayı beyin ışık olarak yorumluyor. Bu şekilde yorumluyor ve renk olarak yorumluyor. Dalga boylarının farklarından. Mesela lacivert diye bir şey yok. Dalga boyu farklı olduğu için, biz bunu lacivert olarak algılıyoruz. Sırf insan için yaratılmış. Mesela ses, konuşma; ben konuşmaya niyet ettiğim için konuşma yaratılıyor. Mesela televizyonlarda, ekranlarda şu an yaratılması, televizyon ekranında yaratılıyor, o da insanların beyninde yaratılıyor. Ekran simsiyah karanlıktır. Böyle bir şey olmaz. Ekrandan ne ses çıkar, ne görüntü çıkar. Zifiri karanlık, saydam bir cisim vardır. Başka bir şey yoktur ve çıt çıkmaz. Ses olarak yaratılması, beyinde Allah tarafından yaratılıyor. Görüntü olarak yaratılması da Allah tarafından yaratılır. Çok harika bir sistemdir ama ben bu kadarını anlatayım, bu kadarını düşün, artık ne çıkartırsan, ne anlarsan, inşaAllah.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler