Adnan Oktar`ın 22 Temmuz 2011 tarihli A9 Tv röportajından
BETÜL HANIM: Zaman Gazetesi’nin yazarlarından Mümtazer Türköne yazısında; “PKK sorunu konusunda, Öcalan’ın ve BDP’nin aslında sadece birer piyon olduğunu ve kullanıldıklarını söyleyerek, Aysel Tuğluk’un, savaş döneminden kalma Sovyet metinlerinden birinin tutuşturulduğunu, bunu oku dendiğini, özerklik denen olayın da bundan ibaret olduğunu” belirtmiş. “Cengiz Çandar gibi yazarların PKK sorununu ancak Öcalan’ın çözeceğine dair teorisinin de tamamen hatalı bir teşhis olduğunu, PKK Kürtlerin Ergenekonu’dur ve bu olaylarda ne Öcalan ne de BDP’nin hiçbir belirleyici gücü yoktur” demiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, komünizmde barış olmaz, bunu anlatamıyoruz. Yani faşizmde barış olmaz. Mesela faşist bir iktidar olduğunda, biz barışı getirmek için geldik diyorsa, şaka yapıyordur. Faşizm kan döker, istilacıdır ve sürekli çatışma arar. Aynı şekilde komünizmde de hiçbir şekilde barış diye bir konu yoktur komünizmde, çelişki vardır. Tez-anti tez-sentez sürekli çelişir. Bütün olaylar çelişir, madde çelişir, toplum çelişir, hayat çelişir, bütün her yerin çelişkiyle dolu olduğuna inanırlar. Dolayısıyla savaşın ve mücadelenin, devrimin kaçınılmaz bir gereği olduğuna inanırlar. Devrimci düşünce, bunların kafasındaki devrimci düşünce budur. Kanın bittiği yerde komünizm de biter, kan olduğu yerde komünizm devam eder. Proletarya diktatörlüğü kan üstüne kuruluyor. Bakın kendileri söylüyor, diyor ki; “Bu büyük kan denizinin ufkundan bir büyük güneş doğacak” diyor, daha ne desin adam, bakın; “kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğacak” diyor, komünist güneş, “komünizm doğacak” diyor, “deniz gibi kan akıtacağız” diyor adamlar, daha ne desinler? Sloganlarında var, bütün yazılarında var, her yerde var. Yani adamı bırakın, bak nasıl barış geliyor, bilmem ne falan. Palazlanmak için iki adım ileri, bir adım geri. Komünistlerin yöntemidir bu, böyle bir şey yok. Vakte ihtiyaçları ver, palazlanmaya ihtiyaçları var, stratejik açıdan rahat etmeye ihtiyaçları var, konu bu. Bağımsız devlet kurduklarında, kendi kafalarına göre -Allah muhafaza- ağır silahlarla donatılmış Çin yapımı silahlarla, geri kalan bölgeleri tamamen istila etmeyi düşünüyorlar ve diğer bölgeleri de istila edip, dünyaya komünist proletarya diktatörlüğünü oturtmak istiyorlar, kendi kafalarına göre. Barıştan bahsedenler; ya komünizmi bilmiyorlar, ya komünizmin yapısını bilmiyorlar yahut milleti oyalamak için taktik uyguluyorlar. Komünizmde barış diye bir şey yoktur.
BETÜL HANIM: Aynı zamanda Ali Bulaç Hocamız da; “Güneydoğu’da Tito’nun öz yönetimi veya Sovyet tipi Kolhoz veya Sovhoz modellerine dayalı komünal bir toplum modelinin uygulanmak istendiğini” yazmış.
ADNAN OKTAR: Eh yavaş yavaş açılmaya başlamışlar. Yıllardan beri söylüyoruz komünist düşünceye, resmi ağızlardan zaten duyamıyorduk, yılardan beri duyamıyoruz, yine duymuyoruz. Bu niyeyse gizleniyor. Mesela ben şu ana kadar askerlerimizden bu konuda bir ifade duymadım. Hiç komünist kelimesini ağızlarına almadılar, ben buna şaşırıyorum. Komünist, Stalinist bir ayaklanma yok mu orada? Var. Antikomünist faaliyet gerekmiyor mu? Bunu da söyleyin işte, silahla çözülemeyeceğini görüyorsunuz, çözülemez silahla. Yani bir tarafta ideoloji var, bir tarafta ideoloji yok. Bir tarafta inanç var, bir tarafta inanç yok. Olmaz. Karşı inanç geliştirilmesi lazım. Mesela komünist inanç varsa, anti komünist, evrimci düşünce varsa, yaratılışçı düşünce. Mutlaka karşı tez, karşı inancın ortaya konması lazım. O zaman karşı düşünce rahatça ilerler ve bu netice meydana gelir. Bediüzzaman da diyor bak; “Telkin kabiliyeti ve ikna kabiliyeti” diyor, işte telkin ve ikna, işte propaganda kabiliyeti “geliştikçe bu taun da tevessül eder, gelişir” diyor ve gelişiyor, adım adım gelişiyor. Karşı çalışmayı biz yapıyoruz, bazı kardeşlerimiz yapıyor ama yetersiz. Devletin yapması lazım, geniş çaplı. Ve devletin de önce burada komünist bir ayaklanma olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Sonra da antikomünist bilimsel faaliyetin gerekliliğini söylemesi lazım. Yani mesela diyor ki; “buna karşı psikolojik çözümler de gerekiyor tabii” diyorlar, söylesene psikolojik çözümün ne olduğunu. Psikolojik çözüm nedir yani, adamları alıp anaokuluna mı götüreceğiz? Psikolojik çözüm nedir yani, doktor telkini mi yapacağız? Psikiyatriste mi götüreceğiz adamları? Psikolojik çözüm; antikomünist çalışmadır, anti-Darwinist, anti-materyalist çalışmadır. Bunu mutlaka söylemeleri lazım, bunu bir şekilde söyleyemiyorlar, çekiniyorlar bunu söylemekten. Bunu söylemedikleri müddetçe karşı taraf atağa devam edecektir.
BETÜL HANIM: Adıyaman’da 108 sivil toplum kuruluşu bir araya gelerek Diyarbakır’daki demokratik özerklik ilanına karşı ortak bir basın toplantısı düzenlemişler. “Demokratik özerklik ilanının PKK, BDP çizgisinin dışında kalan, yani PKK’yı desteklemeyen, Kürtler’in kararlarını yansıtmadığını ve antidemokratik bir dayatma olduğunu” söylemişler. “Ayrıca PKK’ya destek vermeyen Kürtler olarak, geleceklerinden kaygı duyduklarını” da ifade etmişler.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi bakın bunları söyleyenlerin ideolojisi yok, karşı tarafın ideolojisi var. Bu pasifist bir politika yani, “yanlış yoldasınız, ayıp yapıyorsunuz, işte barbarca hareketleriniz, bu insanlığa yakışıyor mu, ne gerek var bunlara, kardeşçe yaşayalım.” Yahu kardeşim, karşı tarafın bir ideolojisi var, komünist adam, Stalinist, Marksist, Leninist düşüncenin gereğini adam teorik olarak ortaya koyuyor, kitaplarla, dergilerle, radyoyla, televizyonla anlatıyor. Akademiler kurmuşlar adamlar kendilerine göre, geceli gündüzlü eğitim var. Sen buna karşı neyi savunuyorsun? Hiç. Sadece “rahat yaşamak istiyoruz” diyor, “ne güzel ticaretimizi yapıyoruz işte, hayat güzel”. Böyle olmaz. Yani yenilirsin. Hatta komünistler diyor ki; “Kapitalistler ve zengin çevre ve bir kısım insanlar, halkın bir kısmı” diyor, “komünist hareketin gelişmesi karşısında o kadar hırslıdırlar ki, dünyayı bırakamazlar” diyor “ve yaklaşan tehlikeyi görmezden gelirler” diyor. “Yani komünist düşüncenin onları yutacağını görmelerine rağmen, mal hırsından, dünya hırsından dolayı, ticaret hırsından dolayı, komünistleri teksif edemezler” yani “yaklaşan tehlikeyi teksif edemezler, “dolayısıyla savunma refleksleri gelişmez” diyor, “son ana kadar beklerler, yutulduklarında durumun farkına varırlar. O yüzden çok rahat edebilirsiniz, istediğiniz gibi komünist atağa devam edebilirsiniz” diyorlar, kendi kitaplarında yazıyor. Yani, “insan psikolojisinin bir gereğidir bu” diyor, “mal hırsına kapıldıkları için, dünya hırsına kapıldıkları için komünist tehlikeyi görmezden gelirler” diyor. Suriye’de de öyle olmuş zamanında, Müslümanlar gelmişler zengin fabrikatörlere, fabrikatör kendi anlatıyor; “Biz komünizme karşı mücadele yapmak istiyoruz, yaratılışı anlatmak istiyoruz, bize yardımcı olun” diye, adam çıkartmış 1 dolar vermiş, adam bir paraya bakmış, bir de ona bakmış, geri gitmiş adam. “Bir hafta sonra komünist devrim oldu” diyor o adam, parayı veren adam. “Fabrikama el koydular, ben de ailemle beraber yurt dışına kaçtım” diyor, “malımı mülkümü her şeyimi kaptırdım” diyor, “ailem, akrabalarım orada aldı” diyor. Çocuklarıyla yurt dışına kaçabilmiş, adam kendisi anlatıyor, “son ana kadar tehlikeyi görmedim” diyor, “görmezlikten geldim, biliyordum ama görmezden geldim, ummadım böyle bir şey olacağını” diyor. Şimdi bu arkadaşlar da öyle, işte teşekkürle bilmem ne birlik, bilmem ne falan, hepimiz PKK’ya karşıyız... Seni ne dinler PKK yani, senin karşı olman kaç yazar? Adam silahlı ve ideolojiyle ortaya çıkıyor, senin ideolojin de yok, bir karşı atak da geliştiremiyorsun, bir fikrin de yok. Anti-Darwinist misin? Demiyorsun. Antikomünist misin? Anlatmıyorsun. Stalinizme, Leninizme karşı bir eleştiri getirebiliyor musun? Getirmiyorsun. Susuyorsun, susunca da karşı ideoloji gelişir ve gelişiyor. Seni cahil, bir şey bilmez adam olarak görüyor adam. Pasifist olarak görüyor, durumu muhafazacı olarak görüyor. Komünistler seni dinlemez. Komünizm zaten %5, %10 kitleyle hakim edilen bir düşüncedir. Yani toplumun tamamının komünist olması gerekmiyor, komünist yapmak için, %10 bol bol yeter bir ülkeye. Yani birçok ülke için bu böyledir, %10 ezici çoğunluktur onlar için. Lenin de söylüyor bunu, Marks’ın da açıklaması var, Stalin’in açıklamaları var. Yani ideolojiyi tam kavramış %10 bitirir işi. Bu arkadaşlar bilmem ne birliği falan, ticaret odaları falan, yani takmaz adamlar onları, dinlemezler, öyle bir şey olmaz. Gerektiğinde de zaten adam silahı dayayıp iş yerlerini de kapattırıyorlar, konuşturmuyorlar da, sandığa da gidemiyorlar. Adamın canları isterse mesela, “gitmeyeceksiniz” diyor, gidemiyorlar, “iş yerinizi açmayacaksınız” diyorlar, açamıyorlar. “Ayıp değil mi bu yaptıklarınız” diyor, adam da gülüyor onun haline. Lenin’i de ayıplıyorlar diyorlar ki; “Yaptığın şiddet zulüm yakışıyor mu sana” falan diyorlar, “o zaman siz Marksizm’i anlamamışsınız” diyor. “Marksizm’de acıma ve merhamet diye bir şey olmaz” diyor, açıklıyor. Yani “o zaman Marksist değilsin sen” diyor, “bilime karşısın” diyor “hayatın gerçeğine karşısın” diyor, “güçlülerle zayıfların mücadelesi vardır, zıtların mücadelesi vardır” diyor, “biz ezilen sınıfı temsil ediyoruz, işçi sınıfını temsil ediyoruz, bunlar da çıkarcı sınıf” diyor, “bunlarla biz yaman bir çelişki içindeyiz” diyor “çatışma var” diyor, “bu çatışmada biz bunları yeneceğiz, tarihin doğal akışıdır bu” diyor. Bir ideoloji bu, bir inanç, bir dindir bu. Yani Tevrat’tan alınmış, Kuran’dan alınmış bir inancın deccali hale getirilmesi, değiştirilmesiyle deccali hale getirilmesiyle oluşmuş şeytani bir ideolojidir. Eğer karşı açıklama yapılmazsa, bu fikir galip gelir. Dünyanın her yerinde böyle olmuştur. Adamlar bambaşka bir stil ortaya koyuyorlar, yani bunun adının mutlaka konması, antikomünist, anti-Leninist, anti-Marksist, anti-Darwinist çalışmanın mutlaka yapılması gerekiyor.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...