Adnan Oktar’ın 9 Ekim 2011 tarihli A9 Tv röportajından
ADNAN OKTAR: Her zaman örnek veriyorum mesela şu Fashion TV. Dün de seyrettim; o kız çocuklarını oturtuyorlar, ellerinde boya tabakları, fırça tabakları. Çocukların alnını boyuyor, sürekli fırça sürüyor, mesela beğenmiyor, boynuna bir şeyler sürüyor. O kırışıklıkları gidermek için. Mesela yüzüne bakıyor, sapsarı yüzü, olacak gibi değil. Hemen oradan kırmızı boyadan alıyor, başlıyor yüzüne kırmızı boyayı sürüyor. Bakıyor, fazla oluyor, onu azaltıyor. Gözlerini silik görüyor. Gözlerine boya sürüyor, daha net olsun diye. Saçları mesela cansız, ölü saçları, onu gidiyor boyuyorlar, bir şeyler yapıyor.Mesela kabartıyor. Ona bir şekil vermeye çalışıyor, uçlarını kesiyor. Tabii bu çocukların cildinde çok tahribat yapıyor. Yakın çekim gösteriyorlar, makyajsız gösteriyorlar, ciltleri çok tahrip olmuş. Zaten ömürleri de çocukların 17 yaşından, en fazla işte 25 yaşına kadar. 23-24. 25’e çıkmıyorlar genellikle. O kadar. Yıpratıcı bir hayat olmuş oluyor. Hiçbir şey de kazanamıyor çocuklar. Gariplerim, öyle bir şeyleri de yok yani, bir şey de kazandıkları da yok. O zor hayatın içerisinde, o çileli hayatın içerisinde ömürleri geçiyor. Bir aşağı yukarı yürüyor; bir yukarı aşağı yürüyor. Adamların elbiselerini sattıktan sonra, çocuklar eve gidiyor. Elbiseler orada kalıyor. Çocukların üstünde yok başında yok. Hepsi fakir hemen hemen. Orada çok lüks kıyafetler ama hiçbiri onların değil. Mesela dışarıya çıkıyor, o makyajla. Mecburen onu yıkaması gerekiyor, elini, yüzünü. Geçenlerde gördüm çocukların yüzüne kıpkırmızıya boyadılar. Çıkmıyor çocukların yüzünden. Ellerine bir sıvı vermişler, onunla çıkartmaya çalışıyorlar. Onu sürdükçe daha da yayılıyor o kırmızılık yüzlerine. Körpecik o çocukların cildi, ona kırmızı boyayı sürüyorsun. Sentetik madde; ne olur onun yüzü? Ne eziyet. Ne kadar büyük bir zorluk. Az bir para karşılığında o çocuklar veyahut çok da verse o eziyete, o işkenceye girmeleri çok yanlış, çok büyük hata. Ama bakıyorum ne Allah’tan bahsediyorlar, ne dinden bahsediyorlar. Gözlerinde bomboş bir ifade, anlamsız bir ifade. Bir derinlik göremiyorum. Halbuki sevinç ve sevgi dolu olmaları lazım. Ne kimse onlara sevgi gösteriyor. Birbirlerine çocukça şakalaşmalar yapıyorlar ama… Neşeli olmadıkları belli. Yani mutlu değiller. Herkes ayrı bir pozda. Kimi telefonla konuşuyor yapıyor, kimi bilmem ne. Böyle alengirli kıyafetler; koskoca herif kısa pantolon giymiş. Altında garip bir şey. Saçının kenarını maviye boyamış falan. Bir acayip yani. Güya kendince tarz yapıyor. Garip bir hayat. Onun sonunda da mutlu olmuyorlar. Ve insanlarda genellikle egoistlik, bencillik yaygın olduğu için hayat duruyor. Bak, ekonomi felç oldu Avrupa’da. Kimse yaratıcı, telif eden bir çalışma içerisine girmiyor. Hep hazır yiyici kafasındalar. Bir yere gitsin, yıkılsın, bedava bir seyahat olsun, bedava yiyecek dağıtan bir yer olsun, gitsin orada bedava yesinler. Kupon biriktirsin bedava bir yere uçuş sağlasın. Hep böyle bedava ruhu gelişiyor. Dolayısıyla mesela bak Yunanistan feci şekilde çöküşün eşiğine geldi. İmansızlık, Allah korkusunun olmaması, Allah sevgisinin olmaması insanların ruhunu karartıyor. Bak, geçen gün yurtdışıyla, İsveç ile bir görüşme yaptım. Gördünüz, adam daha ilk “selamünaleyküm, insanlar birbirini burada sevmiyor” dedi. Ne kadar bunalmış adam ki.Ki hayatın içinden bir bölüm yani. Ve samimi ifadesiyle adam bak, ilk başına gelen belayı, başındaki rahatsızlığı söylüyor. En canını yakan şeyi söylüyor. “Kimse birbirini sevmiyor”. Doğru. Ben de sevgi gösterdiğimde şaşırıyorlar. “Bu neyin nesi Allah aşkına? Sevgi gösteriyorsun falan? Bu ne anlama geliyor bu?” diyor. Adam böyle turist takılıyor, şaşırıyor, hayret ediyor. Sevgiye o kadar yabancılaşmışlar ve o kadar hayret ediyorlar sevgiye. Kuşkuyla bakıyor sevgiye. “Olamaz ya, insan bir çıkarı olmadıktan sonra birbirini sevemez.” diyor. Zaten gösterdikleri sevgi de yapmacık oluyor bayağı bir kısmının. Önemli bir kesimin yaptığı sevgi de yapmacık oluyor. Onun için hep böyle abus, soğuk, sevgisiz yüzler dünyaya yayılıyor. Çarşıya pazara çıkıyor insanlar; bir karış suratları var. Yüzler gülmüyor. Kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Kimse kimseye selam vermiyor. Selam verse zaten kuşkuyla bakıyor. “Ne oldu?” falan arkasına dönüp bakıyor. “Bu neyin nesi ya?” falan diyor. Aleyhine bir şey zannediyor. Çok korkunç bir şey bu. Bu büyük bir milli felakettir. Bütün dünya için bir felakettir. İşte Hz. Mehdi (as)’ın lüzumunun en büyük alametlerinden biri de budur; dünyanın bu derece sevgisiz, bu kadar birbirine kuşkuyla bakan, bu kadar birbirine güvenemeyen, bu kadar ürkütücü olması. Mesela Yunanistan’a gidiyor adam, yalnızlık çekiyor. Kimseden bir selam almıyor. Mesela lokantaya oturuyor, herkes onu yabancılar. Kimse kimseye sevgi göstermiyor. Ancak lokantaya gelen garson “hoş geldiniz” diyor, güler yüz gösteriyor ama onun parasına karşılık yapıyor tabii. Birçok yerde öyle. Adam para vermese onun yüzüne hiçbir şekilde gülmez. Hatta kovarlar yani. Belki de saldırır yani, o derece. Mesela bir yere gidiyor adam, güler yüzle karşılaşıyor ama çıkarı olduğu için. Yani oradan ticaret elde edeceğini düşündüğü için. Bunlar çok ürkütücü. Halbuki Allah için sevmek lazım. Mesela bak Hz. İbrahim (as)’a misafir geliyor; daha gelir gelmez seviniyor. “Gelin hemen” diyor, “oturun, ayaklarınızı yıkayın, rahat edin.” Hemen buzağı kesiyor. Hemen onu pişirttiriyor. Süt, yoğurt getiriyor, ikram ediyor. Tanımaz bilmez. Ve rica ediyor, “gitmeyin, kalın” diyor. Mesela diğer peygamberlerde de bunu görüyoruz. Birini görüyor, hemen ağırlama peşinde. Hemen “Allah rızası için oturun, kalın” işte “yiyelim, içelim” böyle hep muhabbet peşinde. Adam şimdi çıkarı olmadan muhatap dahi olmuyor. Halbuki peygamberlerin orada hiçbir çıkarı yok. Bir misafir, dışarıdan gelen bir misafir.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler