Güçlü bir imana sahip olmayan bazı insanlar genellikle samimi ve güzel ahlaklı davranmanın kendilerine zarar vereceğini düşünürler. Çünkü insanlarn büyük çoğunluğu küçük yaştan itibaren samimiyetin ve dürüstlüğün kayıp getireceği gibi gerçek dışı bir telkinle yetiştirilmişlerdir. Bu yanlış mantık pek çok yönden insanlara telkin edilir. Materyalist düşünceyle hareket eden anne babalar çocuklarına vicdanlı, dürüst, samimi davranmayı değil, sadece kendi çıkarlarını korumayı yani kendi dünya görüşlerine göre "mantıklı" hareket etmeyi öğütlerler. Bu yüzden bu kimseler, büyük bir hata olarak vicdanlı davranmanın mantıklı olmadığı, mantıklı olmanın ise bencil olmayı gerektirdiği yanılgısına kapılırlar. Örneğin bir işyerinde yolsuzluk yapılıyorsa onu ortaya çıkarmanın dolayısıyla da işinden olmanın akılsızca bir davranış olacağı ve bunun sadece kayıp getireceğine inanırlar. Mantıklı olanın ise, mevcut koşullardan yani yapılan yolsuzluktan kendi payına olanı almak veya yapılana hiç ses çıkarmayarak, görmemezlikten gelerek durumu muhafaza etmek olduğu düşünülür. Hatta dürüst davranmak isteyen, sonucu maddi kayıp getirse de ahlaklı davranmayı düşünen birine 'herkesin en akıllısı sen misin, aklını başına al, dürüstlük sana mı kaldı, herkes yapıyor?' şeklinde sözler söylenerek o kişi samimi davranma kararından vazgeçirilmeye çalışılır. Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım. Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna." (Hicr Suresi, 39-40)
işle ilgilenip maddi menfaat elde edebilecekken, gerekirse maddi kayıp içinde olup arkadaşına yardımcı olmaya gayret eder. Bütün bunları cahiliye mantık ölçüsünde değerlendiren bir kişi ise, tüm bunları birer kayıp olarak değerlendirebilir. Gerçekte ise salih bir mümin hiçbir zaman, hiçbir koşulda kayıpta değildir. Tam tersine o kimselerin hiç ummadığı, bilmediği kazançlar içindedir. Şunu hiç unutmamak gerekir ki, vicdan çoğu zaman insanın dünyevi çıkarlarının aleyhinde kararlar aldırtır. Mesela güzel huylu bir kişi evine gelen misafirine imkanları dar olmasına rağmen en iyi odasını verir, az bir miktar yiyeceği de olsa en güzelini ikram eder. İlk bakışta bu durumdan zarar ediyor gibi görünebilir. Güzel ahlakta hep böyle maddi kayıplar olabilir. Gerçekte ise Allah bu fedakarlığı yapan kuluna birçok yönden nimetini açabilir. En önemlisi de ahiretteki sonsuz nimet yurdunu, cenneti nasip edebilir. Ama kişi sürekli kendi çıkarlarını gözetiyorsa ve dünyevi menfaatleri en küçük bir kayba uğramıyorsa yanlış bir tutum içindedir demektir.Oysa onlara evla (olan): İtaat ve maruf (güzel) sözdü. Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah'a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu. (Muhammed Suresi, 20-21)