Dinin derinliğini ve Allah’ın hoşnut olacağı ahlakı kavramış samimi bir Müslümanın en belirgin özelliklerinden biri asil olmasıdır. Müslüman, asilliği, ahlakının yansıdığı tüm özelliklerde en üst seviyede yaşar. Ancak burada kastedilen asil tavrı doğru anlamak ve yaşamak önemlidir. Çünkü insanların birçoğu ‘asillik’ kavramını, ağır, kendinden emin tavırlar, resmi konuşmalar, mesafeli bir duruş, soğuk bir yaklaşım gibi tavırların bir bütünü olarak anlarlar. Asillik kelimesiyle birlikte insanların kafasında soğukluk ve ciddiyet canlanır. Oysa Kuran’ın bizlere gösterdiği bakış açısıyla asilliği düşündüğümüzde, bunun çok daha farklı ve derin bir anlam ifade ettiğini görebiliriz.
Asil bir Müslümanın en önemli özelliklerinden birisi de dünyevi olaylara değer vermemesi, bunların geçici olduğunu bilerek hareket etmesidir. Örneğin insanın kıyafet, yemek gibi yaşamak için gerekli olan ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için sebebe sarılması gerektiğini bilir. Ancak bunların sadece Allah’ın dünyada rahat yaşamamız için yarattığı vesileler olduğunu unutmaz. Küçük şeylere tamah etmez. Her konuda, gerek fiziksel ihtiyaçlar gerekse başka konular olsun, tamahkarlıktan şiddetle kaçınır. Allah’ın verdiği ile yetinir, daha fazlası için sebeplere sarılır ancak bunu dile getirmez. Tabi ki bu kişinin ihtiyaçlarını dile getirmeyeceği anlamına gelmemelidir. Ancak asil bir ruha sahip olan kişi bunu hissetirmeden, konuyu önemli hale getirmeden gerçekleştirirken, üzerinde, tüm ihtiyaçları giderenin Allah olduğunu bilmenin bir güveni ve teslimiyeti vardır.
Asil bir Müslüman, Allah’ın dünyada bir deneme olarak özel yarattığı fiziksel eksikliklerini ve aczini dile getirmez. Bunlara karşı tedbir almak veya çözümünde vesile olacak kişiyle bunları paylaşmak bir akıl özelliğidir. Örneğin asil insan günlerce uykusuz kalsa bile bunu, “çok uykum var, çok yorgunum, şu kadar saat uyumadım” gibi cümlelerle ifade etmez. Eğer imkanı oluyorsa Allah’ın bir dinlenme kılacağını ümid ederek uyur ancak böyle birşeyi dile getirmekten kaçınır. Veya uzun uzun, ilgili ilgisiz, herkese hastalıklarını anlatıp, hiç yardımı dokunmayacak kişilerin de zamanını almaz. Bunun yerine iyileşmesine vesile olacak şekilde doktora gider. Ancak asıl iyileştirenin, şifa verecek olanın Allah olduğunun bilincindedir.“Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.” (Kalem Suresi, 4)